Ertaş ÇAKIR

Liderden Önce Toprağı Düzeltmek

Bir armut çekirdeği…
Altın meyve veren bir ağaç…
Ve gerçeğin karşısında susan koca bir saray…

Kadim bir Çin hikâyesi, bugünün dünyasında belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz soruyu yeniden soruyor:
“Temiz lider ararken, toprağın kirini neden görmezden geliyoruz?”

Açlıkla Çalınan Bir Armut

Bir zamanlar, açlıktan bitap düşen bir adam bir armut çalar. Yakalanır, saraya getirilir, İmparator’un huzuruna çıkarılır. Adam suçunu saklamaz; yalvararak der ki:

“Açtım. Dayanamadım. Çaldım. Ama beni affederseniz, size paha biçilemez bir armağanım var.”

Elindeki tek şey bir armut çekirdeğidir.
Hikâyeyi masal olmaktan çıkaran cümle ise şudur:

“Bu tohumu ancak ömründe hiç çalmamış, hiç haksızlık yapmamış biri ekebilir.”

Ve Saray Sessizliğe Gömülür

İmparator, vezir, hazinedar, komutanlar…
Hiçbiri tohumu toprağa koymaya cesaret edemez.
Her biri kendi içinden geçirdiği yanlışların, hataların, haksızlıkların gölgesini hisseder.

Tohum, aslında bir ağacı değil, gerçeği yeşertecektir.
Ve herkes bu yüzleşmeden korkar.

İşte hikâyenin sarsıcı kısmı burada başlar:

Kusursuz görünmek zorunda olanlar, gerçeği eline alamaz.

Eski Liderlik: Kusursuzluk Maskesi

Sarayın tohumu ekememesi, bugünün dünyasındaki en büyük sorunu işaret eder:

Kusursuz görünme zorunluluğu

Hesap vermekten korkma

Eleştiriyi tehdit sayma

Yüzleşmeyi zayıflık görme

Eski liderlik anlayışı, gerçeği toprağa düşürürse kendi imajının zarar göreceğini zanneder.
Oysa imaj, adaletin düştüğü her yerde zaten çökmeye mahkûmdur.

İmparator bile irkilir. Çünkü güç, çoğu zaman kendisine bile güvenmeyen bir kalbe aittir.

Yeni Liderlik: Cesaretin Adı

Bugünün dünyası artık farklı bir lider tipi arıyor:

Hatasını saklamayan,

“Bilmiyorum” diyebilen,

Şeffaflıktan kaçmayan,

Gücünü insanlığından alan,

Adaleti lütuf değil görev bilen liderler…

Altın meyveyi toprak değil, vicdan yetiştirir.

Kusursuzluğu değil, yüzleşme cesaretini önemseyen liderler toplumları iyileştirir.

Ancak Bir Gerçek Daha Var:

Lider Yetmez, Toprak da Temiz Olmalı

Sık yapılan bir hata var:
Adaleti yalnızca tepeden beklemek.

Hikâyede yalnızca liderler değil; vezirler, görevliler, izleyenler de sessizdir.
Çünkü herkes şu gerçeği bilir:

“Ben de bir yerlerde haksızlık yaptım. Göz yumdum. Susmayı seçtim.”

Adalet bozulduğunda suç yalnızca yönetenlerde değildir;
susarak, görmezden gelerek, “bana dokunmuyor” diyerek bu kirlenmeye ortak olanlarda da vardır.

Kurtarıcı lider beklemek, çoğu zaman
bireysel sorumluluktan kaçmanın estetik bir yoludur.

Adalet Bir Kişi Değil, Bir Kültür Meselesi

Hikâyenin sonunda İmparator, hırsıza altın verip onu serbest bırakır. Saraya bir ders verir.
Ama asıl soru şudur:

Ertesi gün saray gerçekten değişmiş midir?

Bugün de durum aynıdır.

Kurumlar güçlenmeden,

Şeffaflık yerleşmeden,

Sorgulayan bir toplum oluşmadan,

Adalet günlük hayata sızmadan

tek başına iyi niyetli lider yeterli olmaz.

Adalet, bir kişinin karakteriyle değil,
bir toplumun alışkanlıklarıyla kurulur.

Hepimiz Biraz İmparator, Biraz Vezir, Biraz Hırsızız

Hikâyeyi bugüne taşırsak:

İçimizde İmparator var: Gücü isteyen yanımız.

İçimizde vezir var: Sessiz kaldığımız anlar.

İçimizde hırsız var: Bazen başkasının hakkından çaldığımız küçük parçalar.

Yeni bir liderlik anlayışı, işte bu içsel ekiple yüzleşmekle başlar.

Adalet arayışı dışarıda değil, içeride başlar.

Tohumu Kim Ekecek?

Belki de Daha Doğru Soru Başka…

Hikâyenin sonunda tohum hâlâ oradadır.
Soru da hâlâ geçerlidir:

“Bu tohumu kim ekecek?”

Ama belki bugün daha doğru bir soru sormalıyız:

“Bu toprağı kim temizleyecek?”

Çünkü toprak temiz değilse,
hiçbir tohum filiz vermez.
En adil lider bile bu zeminde tutunamaz.

Ve o toprağın adı, sadece devlet değil;
biziz.

Yazar