​Rafet ULUTÜRK

Tarih bize anlayarak taşımayı öğrenemediğimiz bir yük bıraktı. Tam 80 yıl boyunca aynı ellerin, sadece maskelerini değiştirerek yönettiği bu topraklarda, bir milletin ruhu önce sessizlikle öldürüldü. Birinci perdede Komünizm adıyla gelen zulüm bizi korkunun en büyük gücüyle tanıştırdı. Dilin felç olması.
1944 sonrası Türkçe okullarımız kapatılırken, camilerimiz susturulurken, ruhumuzun en derin köşesine şu zehirli cümle kazındı:
“Susarsan yaşarsın, konuşursan yok olursun.” Babalarımız ninnilerini yarım kesti, biz ise o günden beri sessizliğin mirasını taşıyoruz.

​Kuklalar değişti, kuklacı hep aynı. Sonra “Demokrasi geldi!” çığlıkları arasında perdenin rengi değişti. Sadece postallar yerini pahalı takım elbiselere bıraktı. Gölge değişti, ama ışık hiç değişmedi. İpler aynı parmaklarda, oyuncular bile aynı soyadlarını taşıyor. Dün bizi sopayla ezenlerin soyundan gelenler, bugün demokrasi süsüyle kurdukları sülale düzenini yönetiyor.

​İşte en büyük trajedimiz; halk, her seçimde aynı hayal kırıklığıyla sandığa gitti ama anlamadı, göremedi ya da en kötüsü figüran olmaya razı edildi. Zira zamanla biz de değiştik. Önceden korkarak susuyorduk, şimdi ise bir çıkar bir alışkanlık ya da tükenmiş umutsuzlukla gülümseyerek susuyoruz. Artık tehdit değil, gönüllü rıza hüküm sürüyor. Şimdi en acı gerçekle yüzleşelim, Bulgaristan’ı rejimler değil, halkın suskunluğu bitirdi. Görüp de sustuğumuz her yolsuzluk, ses etmeyip geçtiğimiz her haksızlık, çocuklarımızın çalınan geleceğinden birer tuğla çaldı. Biz kendi celladımıza oy verme gafletini gösterdiğimiz sürece bu tiyatro asla sonlanmayacaktır.

​Ama artık yeter!
Bu ülke tiyatro değil, bu halk figüran değil. Her seçim bir sahne değil; bir hesap günüdür. Bu yazı bir hesaplaşma çağrısıdır. Sadece iktidarla değil, aldatılmış hafızamızla hesaplaşma çağrısıdır. Belki de ilk defa aynaya bakma zamanı gelmiştir. Sadece yöneteni değil, yönetileni de sorgulama zamanı.

​Uyan Bulgaristan Türkü! Sadece adını değil, aklını da geri al!
​Senin suskunluğun onların saltanatıdır.
Bir oy sandıktan çok daha fazlasıdır.
Bu bir seçim değil; bu, kaderimizi yeniden yazma şansıdır ve kader, ancak uyanıp da hatırlayanların kalemiyle değişir!

Yazar