İsmail CİNGÖZ

Özet

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) İran’ın nükleer programına yönelik baskı politikaları yalnızca Ortadoğu’daki güvenlik mimarisini değil, aynı zamanda Amerikan iç siyasetini, ekonomik sürdürülebilirliğini ve federal yapının dayanıklılığını da doğrudan etkilemektedir. Özellikle Donald Trump yönetiminin İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının denetim altına alınmasına ilişkin talepleri ve İran’a yönelik askeri baskı politikaları, ABD içerisinde savaş yetkileri, ekonomik maliyetler, federal merkez–eyalet ilişkileri ve toplumsal kutuplaşma tartışmalarını yeniden gündeme taşımıştır.

Anahtar Kelimeler: Amerika Birleşik Devletleri, İran, Federal Sistem, Çin.

  1. Giriş

ABD dış politikasında İran meselesi uzun yıllardır ulusal güvenlik stratejisinin temel başlıklarından biri olmuştur. Washington yönetimi; İran’ın nükleer faaliyetlerini, Çin–Rusya–Kuzey Kore ekseninde gelişebilecek olası stratejik yakınlaşmalarla birlikte değerlendirerek bölgesel ve küresel güvenlik riski olarak görmektedir.[1]

Son dönemde Trump yönetiminin İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması veya uluslararası denetim mekanizmaları yoluyla etkisiz hale getirilmesine yönelik talepleri, yalnızca uluslararası hukuk bağlamında değil; Amerikan iç siyasetinde de ciddi tartışmalar doğurmuştur.

Bu tartışmaların merkezinde;

Kongre–Başkanlık ilişkileri,
savaş yetkilerinin sınırları,
ekonomik maliyetler,
toplumsal kutuplaşma,
federal birlik tartışmaları
yer almaktadır.

ABD açısından İran krizi artık yalnızca dış politika meselesi değil; aynı zamanda Amerikan siyasal sisteminin dayanıklılığını test eden çok katmanlı bir stratejik stres alanına dönüşmektedir.

  1. İran Krizi ve Başkanlık Yetkileri Tartışması

ABD Anayasası uyarınca savaş ilan etme yetkisi Kongre’ye ait olmakla birlikte, Amerikan başkanları tarihsel süreç içerisinde askeri operasyonlar konusunda geniş fiili yetkiler kullanmıştır. Özellikle 1973 tarihli Savaş Yetkileri Kararı (War Powers Resolution) kapsamında başkana 60 güne kadar tanınan sınırlı askeri müdahale yetkisi, sonraki dönemlerde geniş yorumlanmıştır.[2]

Trump yönetiminin İran’a yönelik askeri baskı politikaları sonrasında Senato’da bazı üyeler, yürütmenin savaş yetkilerinin sınırlandırılması gerektiğini savunmuştur.[3] Bu gelişme, Amerikan siyasal sistemindeki temel gerilim alanlarından biri olan yürütme–yasama dengesi tartışmasını yeniden gündeme taşımaktadır.

İran’a yönelik olası uzun süreli askeri operasyonların Amerikan kamuoyunda yeni bir “Irak Savaşı sendromu” oluşturabileceği yönünde değerlendirmeler de dikkat çekmektedir.[4]

Bu durum yalnızca dış politika tartışması değil; aynı zamanda Amerikan siyasal meşruiyet krizinin derinleşmesi riski olarak değerlendirilmektedir.

  1. Ekonomik Kırılganlıklar, Kamu Borcu ve Dolar Tartışmaları

ABD ekonomisi küresel ölçekte hâlen dünyanın en büyük ekonomik gücü konumunda bulunmakla birlikte, son yıllarda federal kamu borcu, bütçe açıkları ve faiz yükleri önemli stratejik risk alanlarına dönüşmüştür.

Kongre Bütçe Ofisi (Congressional Budget Office – CBO) verilerine göre federal kamu borcunun Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranının önümüzdeki yıllarda yükselmeye devam edeceği öngörülmektedir.[5]

İran merkezli geniş çaplı bir bölgesel çatışma senaryosunda;

savunma harcamalarının artması,
enerji fiyatlarının yükselmesi,
faiz yüklerinin büyümesi,
küresel piyasalarda dalgalanmaların artması

yalnızca ABD’yi değil; Avrupa ekonomilerini ve küresel finans sistemini de baskı altına alabilecektir.[6]

Bunun yanında son yıllarda “de-dollarization” (dolarsızlaşma) (ABD dolarının küresel rezerv para olmaktan çıkabileceği) tartışmalarının hız kazandığı görülmektedir.[7] Çin ve Rusya’nın yerel para birimleriyle ticaret hacmini artırmaya yönelik girişimleri ve BRICS ülkeleri içerisindeki alternatif finansal mekanizma arayışları, dolar merkezli uluslararası ekonomik sistem açısından uzun vadeli stratejik meydan okuma olarak değerlendirilmektedir.[8]

Her ne kadar birçok ekonomist Çin yuanının kısa vadede doların yerini almasını düşük ihtimal olarak değerlendirse de,[9] doların küresel rezerv para statüsünde yaşanabilecek aşınma, ABD’nin küresel liderlik kapasitesini doğrudan etkileyebilecek stratejik bir kırılma potansiyeli taşımaktadır.

  1. Toplumsal Kutuplaşma ve Federal Sistemde Gerilim

Son yıllarda Amerikan toplumunda siyasal kutuplaşmanın ciddi biçimde arttığı görülmektedir. Pew Research Center tarafından yayımlanan araştırmalar, Amerikalıların önemli bir bölümünün siyasi şiddet riskinin arttığını düşündüğünü ortaya koymaktadır.[10][11]

Özellikle;

göç politikaları,
ekonomik eşitsizlik,
federal hükümetin rolü,
kültürel kimlik tartışmaları,
dış politika tercihleri

üzerindeki görüş ayrılıkları toplumsal fay hatlarını derinleştirmektedir. İran krizi gibi büyük dış politika meseleleri ise bu ayrışmayı daha da hızlandırabilmektedir.

Bu durum, Soğuk Savaş sonrası dönemde “liberal demokratik istikrar modeli” olarak sunulan Amerikan siyasal sisteminin kendi içerisinde ciddi bir meşruiyet ve temsil krizine sürüklendiği yönündeki tartışmaları güçlendirmektedir.

  1. Federal Birlik Tartışmaları ve Ayrılıkçı Söylemler

Kaliforniya merkezli “Calexit” ve Teksas merkezli “Texit” hareketleri zaman zaman Amerikan kamuoyunda tartışma yaratmaktadır.[12][13]

Her ne kadar ABD Yüksek Mahkemesi’nin Texas v. White (1869) kararında Birlik’in “daimî” olduğu vurgulanmış ve tek taraflı ayrılmanın anayasal zeminde mümkün olmadığı belirtilmiş olsa da,[14] farklı eyaletlerde federal sisteme yönelik hoşnutsuzlukların arttığı gözlemlenmektedir.[15]

Bu nedenle;

Kaliforniya’nın ayrılması,
Teksas merkezli bağımsızlık tartışmaları,
bazı kuzey eyaletlerinin Kanada ile bütünleşme fikirleri
günümüz koşullarında daha çok siyasal protesto söylemleri niteliği taşımaktadır.

Ancak bu söylemlerin varlığı dahi Amerikan federal sistemi içerisindeki toplumsal gerilimlerin ulaştığı boyut açısından dikkat çekicidir.

  1. ABD’nin Küresel Liderlik Krizi ve Yeni Güç Dengeleri

Yakın dönemde ABD açısından öne çıkan temel riskler şu şekilde sıralanabilir:

Başkanlık–Kongre yetki çatışmaları,
kamu borcu ve mali sürdürülebilirlik sorunları,
toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi,
federal merkez–eyalet ilişkilerinde gerilim,
küresel liderlik kapasitesinde aşınma.

Bu süreçte Çin’in yükselişi, Rusya’nın revizyonist politikaları ve BRICS eksenli alternatif ekonomik arayışlar, ABD merkezli küresel düzen üzerinde baskı oluşturmaktadır.

Öte yandan İngiltere’nin özellikle finans, diplomasi, istihbarat ve Atlantik güvenlik mimarisi içerisindeki etkisini koruyarak yeni küresel güç dengelerinde yeniden konumlanmaya çalıştığı da dikkat çekmektedir.

Bu bağlamda Anglo-Sakson jeopolitik ekseni içerisinde ABD–İngiltere ilişkilerinin geleceği ve Çin’in kontrolsüz yükselişine karşı geliştirilecek stratejik dengeleme politikaları, yeni küresel düzen tartışmalarında belirleyici olacaktır.

Sonuç

ABD’nin İran politikası yalnızca dış politika eksenli değerlendirilmemelidir. İran krizi aynı zamanda Amerikan siyasal sisteminin kurumsal kapasitesini, ekonomik sürdürülebilirliğini ve toplumsal bütünlüğünü test eden çok boyutlu bir stratejik kriz alanına dönüşmektedir.

Bugünkü veriler ışığında ABD açısından temel risk kısa vadede fiziksel bölünme değil; ekonomik baskıların, siyasal kutuplaşmanın ve kurumsal gerilimlerin eş zamanlı biçimde derinleşmesidir.

Bununla birlikte Kaliforniya, Teksas, New York ve Florida gibi ekonomik güç merkezi olan eyaletlerde yaşanacak demografik gelişmeler ve siyasi çerçeve koşullarına bağlı olarak herhangi bir eyalette yaşanabilecek ciddi bir ayrılıkçı kırılmanın domino etkisi yaratma ihtimali, Washington açısından stratejik kaygı alanı olmaya devam etmektedir.

Bu nedenle ABD açısından temel mesele yalnızca dış tehdit yönetimi değil; aynı zamanda federal sistemin iç dayanıklılığının korunmasıdır.

21. yüzyılın ikinci çeyreğine girilirken, Amerikan gücünün geleceği yalnızca askeri kapasitesiyle değil; ekonomik sürdürülebilirliği, toplumsal bütünlüğü ve kurumsal meşruiyetini koruyabilme yeteneğiyle belirlenecektir.

                                       :

İsmail CİNGÖZ, Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com

 

[1] İndependent Türkçe, Washington’un Tehdit Algısında Dört Ülke Öne Çıktı, 19.03.2026, https://www.indyturk.com/node/774492/dünya/washingtonun-tehdit-algısında-dört-ülke-öne-çıktı. (Erişim Tarihi: 20.05.2026)

[2] sana.sy, Trump, Kongre’den Savaş Yetkisi Talebini Reddetti: “İran’daki Düşmanlıklar Sona Erdi”, 02.05.2026. https://sana.sy/tr/international/2294867/ (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[3] Patricia Zengerle, US Senate Advances Measure Curbing Trump’s Iran War Powers, 20.05.2026. https://www.reuters.com/world/middle-east/us-senate-advances-measure-curbing-trumps-iran-war-powers-2026-05-19/ (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[4] Tayfun Günaydın, Savaşta Kritik Eşik! ABD’yi Yeni Irak Mı Bekliyor? İranlı Akademisyen Hürriyet’e Değerlendirdi: Vurması Çok Daha Kolay, Hürriyet, 12.03.2026. https://www.hurriyet.com.tr/dunya/savasta-kritik-esik-abdyi-yeni-irak-mi-bekliyor-iranli-akademisyen-hurriyete-degerlendirdi-vurmasi-cok-daha-kolay-43126850 (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[5] Congressional Budget Office, The Budget and Economic Outlook: 2026 to 2036, Şubat 2026. https://www.cbo.gov/publication/62105. (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[6] İndependent Türkçe, Dünya Ekonomisi, İran Savaşının Etkilerinin “Ön Faturasını” Bekliyor, 22.03.2026. https://www.indyturk.com/node/774593/dünya/dünya-ekonomisi-i̇ran-savaşının-etkilerinin (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[7] bloomberght, Fitch: Dolar Küresel Rezerv Para Statüsünü Kaybedebilir, 10.06.2019. https://www.bloomberght.com/fitch-dolar-kuresel-rezerv-para-statusunu-kaybedebilir-2224075 (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[8] Politics Today, Russia and China Settle 99% of Trade in National Currencies, 06.11.2025. https://politicstoday.org/russia-and-china-settle-99-of-trade-in-national-currencies/ (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[9] Wayne Duggan ve Jordan Schultz, De-Dollarization: What Would Happen if the Dollar Lost Reserve Currency Status?, U.S.News, https://money.usnews.com/investing/articles/de-dollarization-what-happens-if-the-dollar-loses-reserve-status, 02.04.2026.

[10] Pew Research Center (Pew Araştırma Merkezi); Dünyayı ve ABD’yi şekillendiren sosyal eğilimleri, kamuoyunu ve demografik yapıları inceleyen, Washington D.C. merkezli tarafsız bir düşünce kuruluşudur.

[11] Joseph Copeland ve Jocelyn Kiley, Americans Say Politically Motivated Violence İs İncreasing, And They See Many Reasons Why, Pew Research Center, 23.10.2025. https://www.pewresearch.org/short-reads/2025/10/23/americans-say-politically-motivated-violence-is-increasing-and-they-see-many-reasons-why/ (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[12] Justin Rochlich, Kaliforniya, ABD’den Ayrılmak İçin İlk Adımı Attı, 26.03.2025, İndependent Türkçe, https://www.indyturk.com/node/752838/dünya/kaliforniya-abdden-ayrılmak-için-ilk-adımı-attı (Çeviri: Çağatay Koparal) (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[13] İndependent Türkçe, Teksas’ın ABD’den Bağımsızlığını Talep Eden Halk Hareketi: Texit, 22.02.2024. https://www.indyturk.com/node/703666/dünya/teksasın-abdden-bağımsızlığını-talep-eden-halk-hareketi-texit (Çeviri: Sema Kar Erdeğer) (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[141] James Bickerton, “Bağımsız Teksas!”: Amerika’da Eyaletler Ayrılıyor mu?, Dünya Siyaseti, 09.02.2024. https://dunyasiyaseti.com/icerik/bagimsiz-teksas-amerikada-eyaletler-ayriliyor-mu.html (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

[15] EBSCO, American Secessionist Movements: Overview, 2015. https://www.ebsco.com/research-starters/history/american-secessionist-movements-overview (Erişim Tarihi: 26.05.2026)

 

Yazar