Hüseyin YILDIRIM

Tarihi şaşırtıcı detaylarla dolu olan dünyamızda, bazı gerçekler insanı hem güldürür hem düşündürür. Bunlardan biri de Fransa’daki Versailles Sarayı’dır.
17. yüzyılda Kral XIV. Louis tarafından inşa ettirilen ve Avrupa aristokrasisinin ihtişam sembolü olan bu devasa sarayda tam 1300 oda vardır…
Ancak bir tuvalet bile yoktur!

Evet, yanlış duymadınız. Altın varaklı tavanlar, kristal avizeler, bahçeleri sonsuz gibi uzanan bu muazzam yapıda, en temel insan ihtiyacını karşılayacak bir tuvalet yer almamıştır.
Ziyaretçiler ve saray halkı “portatif leğenler” ya da perde arkasına gizlenen bölmelerde ihtiyaçlarını giderirmiş. Sarayın arka bahçeleri de bu sebeple kısa sürede “kokuşmuş” alanlara dönüşmüştür.

Bu durum sadece hijyen değil, aslında o dönemin zihin dünyasını da özetler.
Gösteriş, ihtişam ve güç öylesine ön plandadır ki, gerçek yaşamın en doğal gereksinimleri bile görmezden gelinmiştir. Hatta o dönem Fransa’sında kötü kokuları bastırmak için parfüm sanayisinin altın çağını yaşaması da bir tesadüf değildir.

İşte Versailles Sarayı’nın tuvaletsizliği, bize şunu anlatır:
Bir yapının büyüklüğü, her zaman aklın ve sağduyunun büyüklüğünü göstermez.
Görkemli görünmekle gerçekten medeni olmak arasında çok fark vardır.

Bugün modern toplumlar yalnızca gösterişli binalar değil, sağlıklı ve insani yaşam alanları da inşa etmelidir. Versailles Sarayı belki görkemlidir, ama aynı zamanda bir dönemin hijyen fukaralığının da simgesidir.

Ve belki de bu yüzden, “krallıklar yıkılırken” ilk önce halkın değil, sarayların kokusu yükselir.

Yazar