İbrahim SOYTÜRK

Dünya, sıradan bir değişim döneminden değil; güç merkezlerinin, ittifakların, ticaret yollarının ve medeniyet iddialarının yeniden şekillendiği büyük bir tarihî kırılmadan geçiyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel sistem çözülürken, tek merkezli dünya düzeninin yerini çok kutuplu ve çok aktörlü yeni bir yapı almaya başlıyor. Yeni güç merkezleri yükseliyor, enerji hatları yeniden çiziliyor, ticaret koridorları değişiyor ve teknoloji devletlerin kaderini belirleyen temel unsur hâline geliyor.

Bu yeni dönemde mesele yalnızca kimin daha fazla askeri, tankı, uçağı veya füzesi olduğu değildir.

Asıl mesele; kimin daha büyük fikir ürettiği, kimin daha ileri teknoloji geliştirdiği, kimin daha nitelikli insan yetiştirdiği ve kimin geleceği bugünden planlayabildiğidir.

Bu nedenle Türk Asrı, yalnızca güzel bir temenni veya güçlü bir slogan değildir.

Türk Asrı, hazırlanılması, planlanması ve inşa edilmesi gereken büyük bir medeniyet projesidir.

ESKİ DÜZEN ÇÖZÜLÜRKEN YENİ DÜNYA KURULUYOR

Bugün küresel güç dengeleri hızla değişmektedir.

Atlantik merkezli ekonomik ve siyasi düzen eski gücünü kaybederken Asya yükselmekte, bölgesel güçler daha bağımsız hareket etmekte ve devletler kendi güvenlik alanlarını yeniden tanımlamaktadır.

Artık ülkeler yalnızca kara sınırlarını korumaya çalışmıyor.

Deniz yollarını, enerji hatlarını, uydu sistemlerini, veri merkezlerini, dijital altyapılarını ve stratejik madenlerini de güvenlik meselesi olarak görüyor.

Bu çağın savaşları yalnızca cephelerde yapılmıyor.

Siber alanda, ekonomide, teknolojide, medyada, kültürde ve algı dünyasında da büyük bir mücadele yürütülüyor.

Bir ülkenin parası, verisi, teknolojisi, iletişim sistemi ve insan kaynağı dışa bağımlıysa siyasi bağımsızlığı da zamanla zayıflar.

Bu nedenle yeni dünya düzeninde gerçek bağımsızlık; askeri güçle birlikte teknolojik, ekonomik, kültürel ve zihinsel bağımsızlığı da gerektirmektedir.

TÜRKİYE TARİHÎ BİR EŞİKTEDİR

Türkiye, bu dönüşüm sürecinde kenarda bekleyecek bir ülke değildir.

Çünkü Türkiye’nin sahip olduğu coğrafya, tarih ve insan gücü ona sıradan bir rol değil, merkezî bir sorumluluk yüklemektedir.

Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Karadeniz, Akdeniz ve Türkistan arasında eşsiz bir geçiş noktasındadır.

Doğu ile Batı’yı, Kuzey ile Güney’i birleştiren bu konum, yalnızca jeopolitik bir avantaj değil; aynı zamanda ağır bir sorumluluktur.

Türkiye’nin binlerce yıllık devlet hafızası vardır.

Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e uzanan tarihî tecrübesi, büyük krizleri yönetme ve yeni düzenler kurma kabiliyetinin temelidir.

Türkiye’nin genç ve girişimci bir nüfusu, gelişen savunma sanayisi, geniş kültürel etki alanı ve güçlü diplomatik birikimi vardır.

Ayrıca Türkiye’nin Balkanlardan Orta Asya’ya, Kafkasya’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir gönül coğrafyası bulunmaktadır.

Ancak bütün bunlar tek başına yeterli değildir.

Çünkü imkân, stratejiyle birleşmediği zaman güce dönüşmez.

Potansiyel, kurumlarla desteklenmediği zaman dağılır.

Tarihî miras, gelecek vizyonuyla buluşmadığı zaman yalnızca övünülen bir hatıraya dönüşür.

GEÇMİŞLE ÖVÜNMEK YETMEZ, YENİ TARİH YAZMAK GEREKİR

Türk milleti büyük bir tarihin mirasçısıdır.

Ancak yalnızca geçmişte kurduğumuz devletleri, kazandığımız savaşları ve yetiştirdiğimiz büyük şahsiyetleri anlatmak bizi geleceğin güçlü milleti yapmaz.

Geçmiş, bize yön göstermelidir; fakat bizi yerimizde tutmamalıdır.

Ecdadın başarısını tekrar etmek, yalnızca onların sözlerini söylemekle mümkün değildir. Onların cesaretini, üretme azmini, teşkilatçılığını ve devlet kurma iradesini bugünün şartlarına uyarlamak gerekir.

Fatih Sultan Mehmet’i anlamak, yalnızca İstanbul’un fethini anlatmak değildir.

Onun bilim insanlarını destekleyen, dönemin teknolojisini kullanan ve geleceği okuyabilen devlet anlayışını kavramaktır.

Alparslan’ı anlamak yalnızca Malazgirt’i anmak değil; büyük hedef uğruna birlik oluşturmanın önemini bilmektir.

Atatürk’ü anlamak yalnızca Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatmak değil; eğitimi, bilimi, bağımsızlığı ve milli iradeyi merkeze alan devlet fikrini sürdürmektir.

Bugün bize düşen görev, geçmişin ihtişamını tekrar etmek değil; onun üzerine yeni bir medeniyet katı çıkmaktır.

TÜRK ASRI BİR HÂKİMİYET DEĞİL, MEDENİYET İDDİASIDIR

Türk Asrı denildiğinde bazıları bunu yalnızca siyasi veya askerî bir güç arayışı olarak değerlendirebilir.

Oysa Türk Asrı, başkalarını ezmeye veya başka milletler üzerinde hâkimiyet kurmaya dayanan bir proje değildir.

Türk Asrı; adaletin, liyakatin, bilimin, üretimin ve insan onurunun merkezde olduğu yeni bir medeniyet teklifidir.

Türk devlet geleneğinde güç, yalnızca yönetmek için değil; adaleti sağlamak için vardır.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” anlayışı, bizim devlet felsefemizin merkezindedir.

Bu nedenle Türk Asrı, yalnızca Türk milletinin yükselişi değil; insanlığa daha adil, daha dengeli ve daha ahlaklı bir dünya düzeni sunabilme sorumluluğudur.

Dünyanın savaşlardan, sömürülerden, kültürel çatışmalardan ve ekonomik eşitsizliklerden yorulduğu bir dönemde Türk dünyası yeni bir medeniyet sözü söylemek zorundadır.

Bu sözün temelinde adalet, merhamet, paylaşma, bilim ve insan vardır.

DEVLET AKLI GÜNÜ DEĞİL, YÜZYILI PLANLAR

Bir milletin geleceği günlük siyasi tartışmalarla kurulamaz.

Büyük devletler seçim dönemlerini değil, gelecek elli yılı ve yüz yılı planlar.

Devlet aklı; bugünkü sorunları çözerken yarının tehlikelerini ve fırsatlarını da görebilmektir.

Bu nedenle Türkiye’nin eğitimden enerjiye, tarımdan savunmaya, teknolojiden nüfus politikalarına kadar uzun vadeli hedefler belirlemesi gerekir.

Hangi alanlarda dışa bağımlıyız?

Hangi teknolojileri mutlaka kendimiz üretmeliyiz?

Genç nüfusumuzu nasıl nitelikli insan gücüne dönüştüreceğiz?

Enerji güvenliğimizi nasıl sağlayacağız?

Su ve gıda krizlerine karşı nasıl hazırlanacağız?

Yapay zekâ, biyoteknoloji, uzay ve siber güvenlik alanlarında nasıl öncü olacağız?

Bu sorulara günlük değil, devlet çapında cevaplar verilmelidir.

Türk Asrı, ancak kişilere bağlı olmayan, güçlü kurumlar ve kalıcı stratejiler üzerine kurulabilir.

EĞİTİM YENİ YÜZYILIN EN BÜYÜK CEPHESİDİR

Geleceğin en önemli mücadelesi eğitim alanında yaşanacaktır.

Çünkü savunma sanayisini kuracak olan da ekonomiyi yönetecek olan da diplomasiyi geliştirecek olan da nitelikli insandır.

Üniversiteler yalnızca diploma dağıtan kurumlar olmaktan çıkarılmalıdır.

Bilgi, teknoloji, patent ve strateji üreten merkezler hâline gelmelidir.

Ezberleyen değil, düşünen gençler yetiştirilmelidir.

Taklit eden değil, icat eden gençler desteklenmelidir.

Yalnızca iş arayan değil, iş kuran, proje geliştiren ve dünya ölçeğinde hedefler koyan bir nesil yetiştirilmelidir.

Gençlerimize yalnızca iyi bir meslek sahibi olmaları söylenmemelidir.

Onlara büyük hedefler de gösterilmelidir.

Bir Türk genci, yalnızca kendi ülkesinde başarılı olmayı değil; dünya bilimine, teknolojisine ve düşünce hayatına yön vermeyi hedeflemelidir.

Çünkü Türk Asrı’nı inşa edecek temel güç gençliktir.

TEKNOLOJİK BAĞIMSIZLIK MİLLÎ BAĞIMSIZLIKTIR

Bugünün dünyasında teknolojiye sahip olmayan devletler, gelecekte karar verme yeteneklerini de kaybedebilirler.

Yapay zekâ, kuantum teknolojileri, biyoteknoloji, uzay sistemleri, siber güvenlik, yeni nesil enerji kaynakları ve savunma teknolojileri artık millî güvenliğin temel alanlarıdır.

Kendi yazılımını geliştiremeyen, kendi verisini koruyamayan ve kendi teknolojisini üretemeyen ülkeler başkalarının kurduğu sistemlere bağımlı hâle gelir.

Türkiye, yalnızca teknoloji kullanan bir ülke olmamalıdır.

Teknoloji üreten, standart belirleyen ve dünyaya satan bir ülke olmalıdır.

Savunma sanayisinde son yıllarda ortaya çıkan başarı, diğer alanlara da yayılmalıdır.

Tarım teknolojileri, sağlık teknolojileri, enerji sistemleri, yapay zekâ ve uzay çalışmaları millî seferberlik anlayışıyla ele alınmalıdır.

Çünkü gelecekte ordular kadar algoritmalar da belirleyici olacaktır.

TÜRK DÜNYASI BİR KÜLTÜR ALANI DEĞİL, STRATEJİK GÜÇTÜR

Türk dünyası, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan büyük bir kültür ve medeniyet coğrafyasıdır.

Ancak bu ortaklık yalnızca tarihî hatıralarla ve kültürel etkinliklerle sınırlı kalmamalıdır.

Türk devletleri arasında ticaret, savunma, enerji, ulaşım, eğitim, bilim ve teknoloji alanlarında daha güçlü iş birlikleri kurulmalıdır.

Ortak üniversiteler açılmalıdır.

Ortak araştırma merkezleri oluşturulmalıdır.

Gençler arasında eğitim ve kültür değişim programları yaygınlaştırılmalıdır.

Ortak medya ağları güçlendirilmelidir.

Enerji ve ulaşım koridorları birbirine bağlanmalıdır.

Savunma sanayisinde ortak üretim mekanizmaları kurulmalıdır.

Türk dünyası, yalnızca ortak geçmişi konuşan değil; ortak geleceği planlayan stratejik bir yapıya dönüşmelidir.

Dilde, fikirde ve işte birlik düşüncesi, artık sözden projeye geçmelidir.

SİVİL TOPLUM FİKİR ÜRETME MERKEZİ OLMALIDIR

Türk Asrı yalnızca devlet kurumları veya siyasi partiler tarafından inşa edilemez.

Bu büyük hedefe milletin bütün unsurlarının katılması gerekir.

Sivil toplum kuruluşları da bu sürecin en önemli aktörlerinden biridir.

STK’lar yalnızca yemekler, törenler ve anma programları düzenleyen yapılar olmamalıdır.

Araştırma yapmalı, rapor hazırlamalı, fikir üretmeli ve proje geliştirmelidir.

Toplumun sorunlarını devlet kurumlarına ulaştırmalı, gençleri yetiştirmeli ve millet ile devlet arasında köprü kurmalıdır.

Dünyayı değiştirecek fikirlerin yalnızca bürokrasiden veya siyasetten çıkması beklenemez.

Bu fikirler üniversitelerden, iş dünyasından, gençlerden, araştırma merkezlerinden ve sivil toplumdan da çıkmalıdır.

Sivil toplum fikir üretecek, siyaset ve devlet bu fikirlerin uygulanması için güçlü mekanizmalar kuracaktır.

Bu iş birliği sağlandığında milletin bütün enerjisi aynı hedefe yönelir.

İşte gerçek güç de burada ortaya çıkar.

BİRBİRİMİZİN RAKİBİ DEĞİL, TAMAMLAYICISIYIZ

Türk milletinin önündeki en büyük meselelerden biri, ortak çalışma kültürünü geliştirmektir.

Devlet, üniversite, iş dünyası, medya ve sivil toplum birbirinden kopuk hareket ederse büyük hedeflere ulaşmak mümkün olmaz.

Bilim insanının ürettiği bilgi sanayiye ulaşmalıdır.

Sanayicinin ürettiği teknoloji devletin stratejik hedefleriyle buluşmalıdır.

Gençlerin fikirleri desteklenmelidir.

Sivil toplumun saha tecrübesi karar mekanizmalarına taşınmalıdır.

Bizler birbirimizin rakibi değiliz.

Aynı büyük hedefin farklı parçalarıyız.

Birbirimizi zayıflatmak yerine güçlendirmeliyiz.

Küçük farklılıklar üzerinden ayrışmak yerine büyük hedeflerde birleşmeliyiz.

Çünkü dağınık yetenekler başarı üretmez; birleşen irade tarih yazar.

TÜRK ASRI KENDİLİĞİNDEN GELMEYECEKTİR

Tarih, hiçbir millete altın çağını hazır şekilde sunmaz.

Büyük dönemler; uzun çalışmaların, doğru stratejilerin, güçlü kurumların ve fedakârlıkların sonucunda ortaya çıkar.

Bu nedenle Türk Asrı’nı yalnızca beklemek yeterli değildir.

Onu konuşmak da yetmez.

Türk Asrı’nı eğitimle hazırlamak, bilimle geliştirmek, teknolojiyle güçlendirmek ve üretimle kalıcı hâle getirmek zorundayız.

Türk Asrı önce zihinlerde kurulacaktır.

Sonra okullarda yükselecektir.

Üniversitelerde üretilecektir.

Fabrikalarda şekillenecektir.

Savunma sanayisinde güçlenecektir.

Diplomaside etkisini gösterecektir.

Adalet ve ahlakla anlam kazanacaktır.

Bu büyük hedef, yalnızca bir neslin değil; nesiller boyunca sürecek bir medeniyet yürüyüşüdür.

BEKLEYEN DEĞİL, KURAN MİLLET OLACAĞIZ

Önümüzde sıradan bir yüzyıl bulunmamaktadır.

Önümüzde Türk milletinin ve Türk dünyasının yeniden küresel ölçekte ağırlık kazanabileceği tarihî bir fırsat vardır.

Ya değişen dünyayı kenardan izleyeceğiz ya da yeni dünyanın kurucu aktörlerinden biri olacağız.

Ya başkalarının ürettiği teknolojiyi tüketen bir toplum olarak kalacağız ya da kendi teknolojimizi, kendi düşüncemizi ve kendi medeniyet modelimizi geliştireceğiz.

Ya küçük tartışmalarla enerjimizi tüketeceğiz ya da büyük hedefler etrafında birleşeceğiz.

Karar bizimdir.

Türk milletinin geleceği başkalarının hazırladığı planlarda değil, kendi iradesindedir.

Bugün düşünürsek yarın yön veririz.

Bugün üretirsek yarın güçlü oluruz.

Bugün gençlerimize güvenirsek yarın dünyaya söz söyleriz.

Bugün birleşirsek yarın tarih yazarız.

Türk Asrı, bir bekleyişin değil; büyük bir iradenin adı olacaktır.

Biz bekleyenlerden değil, hazırlananlardan olacağız.

Seyredenlerden değil, yön verenlerden olacağız.

Tüketenlerden değil, üretenlerden olacağız.

Başkalarının kurduğu geleceğe teslim olmayacağız.

Kendi geleceğimizi akılla, bilimle, ahlakla, cesaretle ve birlikle kuracağız.

Çünkü biz yalnızca büyük bir tarihin mirasçıları değiliz.

Aynı zamanda büyük bir geleceğin de sorumlularıyız.

Türk Asrı’nı beklemeyeceğiz.

Türk Asrı’nı birlikte inşa edeceğiz.

Yazar