Rafet ULUTÜRK

Bir ülkenin büyüklüğü haritasının genişliğiyle değil, vatandaşlarının o haritanın içinde kendilerine ne kadar gelecek görebildiğiyle ölçülür.

6 Eylül 1885, Bulgaristan tarihinde “Birleşme”nin simgesidir. Bulgaristan Prensliği ile Doğu Rumeli’nin birleşmesi, dönemin Balkan dengelerini değiştiren önemli bir siyasi hamleydi.

Fakat 141 yıl sonra aynı tarihe yalnızca geçmişin zafer penceresinden bakmak yeterli değildir.
Bugün daha önemli bir soru sormamız gerekiyor:

1885’te topraklarını birleştirmeyi başaran Bulgaristan, 2026’da insanlarını, ekonomisini, bölgelerini ve ortak geleceğini birleştirebiliyor mu?

Çünkü bugünün dünyasında ülkeler artık yalnızca sınırlarını koruyarak güçlü olmuyor.

İnsan sermayesini koruyan, gençlerini ülkede tutan, yolsuzluğu azaltan, kurumlarını güçlendiren, azınlıklarını sisteme dahil eden ve komşularıyla ekonomik ağlar kurabilen devletler yükseliyor.
Bulgaristan’ın yeni “Sъединение”si tam da burada başlamalıdır.

1885 BİR TARİH, 2026 İSE BİR STRATEJİ MESELESİDİR

1885’in Bulgaristan’ı büyük devletlerin arasında kendi siyasi alanını genişletmeye çalışan genç bir devletti.

2026’nın Bulgaristan’ı ise Avrupa Birliği ve NATO içinde bulunan, fakat çok farklı tehditlerle karşı karşıya olan bir ülkedir.

Bugünün tehdidi Osmanlı değildir.
Türkiye değildir.
Türkler değildir.
Pomaklar değildir.
Bulgarlar değildir.
Bugünün gerçek tehditleri çok daha farklıdır:

Nüfus kaybı, gençlerin göçü, bölgesel geri kalmışlık, yolsuzluk, organize suçun devlet üzerindeki etkisi, kurumlara güven kaybı, siyasi parçalanma ve toplumsal kutuplaşma.

Dolayısıyla Bulgaristan siyasetinin enerjisini geçmişin düşmanlarını yeniden üretmeye değil, geleceğin problemlerini çözmeye harcaması gerekir.

ASIL TEHLİKE SINIRIN DIŞINDA DEĞİL, DEVLETİN İÇİNDEKİ ÇÜRÜMEDİR

Bir devlet dışarıdan saldırıya uğramadan da zayıflayabilir.
Mahkemelere güven azalırsa;
liyakat yerine sadakat geçerse;
devlet ihaleleri belirli çevrelerin zenginleşme aracına dönüşürse;

gençler “Burada geleceğim yok” diyerek ülkeyi terk ederse;
küçük şehirler boşalırken başkent tek merkez hâline gelirse;
devlet yavaş yavaş kendi insanını kaybeder.

İşte stratejik tehdit budur.
Bir ülkenin topraklarını işgal etmek için artık mutlaka ordu göndermek gerekmiyor.

O ülkenin gençlerini kaybetmesini, ekonomisinin zayıflamasını ve toplumunun birbirine güvenmemesini sağlamak da yeterlidir.

Bu nedenle Bulgaristan’ın yeni millî güvenlik anlayışı yalnızca tank, uçak ve sınır güvenliğinden ibaret olamaz.

Adalet de millî güvenliktir.
Demografi de millî güvenliktir.
Eğitim de millî güvenliktir.
Yolsuzlukla mücadele de millî güvenliktir.

SOFYA BÜYÜRKEN RODOPLAR BOŞALIYORSA BİRLİK EKSİKTİR

1885’te mesele coğrafi birleşmeydi.
Bugün ise bölgesel birleşme meselesi vardır.
Sofya ile Kırcaali arasında yalnızca kilometre farkı olmamalıdır.

Ekonomik fırsat farkı azaltılmalıdır.
Rodoplar, Deliorman, Şumnu, Razgrad, Silistre ve diğer bölgeler yalnızca seçim zamanı hatırlanan coğrafyalar olmamalıdır.

Devlet şunu sormalıdır:
Bir genç neden Kırcaali’de üniversiteyi bitirdikten sonra orada kalmak istemiyor?

Neden köyler boşalıyor?
Neden insanlar Sofya’ya, Almanya’ya, Hollanda’ya veya başka ülkelere gidiyor?

Bir devlet vatandaşını kendi toprağında tutamıyorsa yalnızca nüfus kaybetmez.

Gelecek kaybeder.
Bu nedenle Bulgaristan’ın önümüzdeki 10-20 yıllık en önemli projelerinden biri bir “Bölgesel Denge Stratejisi” olmalıdır.

Yatırım teşvikleri, hızlı ulaşım, dijital altyapı, meslek eğitimi, sınır ticareti ve üniversite-sanayi işbirliği özellikle nüfus kaybeden bölgelere yönlendirilmelidir.

TÜRKLERİ PROBLEM OLARAK GÖRMEK BULGARİSTAN’IN STRATEJİK HATASIDIR

Burada Bulgaristan’ın uzun vadeli geleceği açısından çok önemli başka bir noktaya geliyoruz.
Bulgaristan Türkleri bazı dönemlerde güvenlik problemi gibi görülmüştür.

Bu anlayışın değiştirilmesi gerekir.
Çünkü Bulgaristan Türkleri doğru politikalarla ülkenin stratejik avantajlarından biri olabilir.

Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ekonomik ilişkileri düşünün.
Balkanları düşünün.
Karadeniz’i düşünün.
Avrupa ile Türkiye arasındaki ulaştırma koridorlarını düşünün.

Bulgaristan Türkleri iki ülkenin dilini, kültürünü ve toplumsal yapısını bilen doğal bir insan köprüsüdür.
Böyle bir nüfusu dışlamak stratejik akıl değildir.

Tam tersine;
eğitimde,
diplomaside,
ticarette,
yerel yönetimlerde,
merkezi yönetimde
ve uluslararası ilişkilerde değerlendirmek gerekir.

Bulgaristan Türkleri Bulgaristan’dan koparılacak bir unsur değil, Bulgaristan’ı Türkiye’ye ve daha geniş bir coğrafyaya bağlayabilecek stratejik sermayedir.

TÜRK TOPLUMUNUN DA STRATEJİSİ DEĞİŞMELİDİR

Ancak burada Türk toplumuna da bir görev düşmektedir.

Artık yalnızca “Haklarımızı kim savunacak?” diye soran toplum olmaktan çıkmalıyız.

Yeni soru şu olmalıdır:
“Devletin yönetimine nasıl daha nitelikli kadrolarla katılacağız?”

Bu büyük bir zihniyet değişimidir.
Türk gençlerini yalnızca belirli partilerin seçmeni olarak yetiştirmek yeterli değildir.

Bizim;
hukukçulara,
ekonomistlere,
mühendislere,
diplomatlara,
akademisyenlere,
gazetecilere,
girişimcilere,
belediye yöneticilerine
ve devlet adamlarına ihtiyacımız vardır.

Hedef yalnızca parlamentoya birkaç Türk milletvekili göndermek olmamalıdır.

Bulgaristan’ın tamamını yönetebilecek Türk kökenli devlet insanları yetiştirmek olmalıdır.

Türk genci sadece Kırcaali siyasetini düşünmemelidir.
Sofya’yı düşünmelidir.
Brüksel’i İstanbul”u düşünmelidir.
Balkanları düşünmelidir.
Avrupa’yı düşünmelidir.

TÜRKİYE-BULGARİSTAN HATTI YENİDEN OKUNMALIDIR

Bulgaristan’ın coğrafi konumu olağanüstü önemlidir.

Türkiye Avrupa’ya açılırken Bulgaristan doğal geçiş ülkelerinden biridir.

Bulgaristan da Türkiye üzerinden Balkanlardan Karadeniz’e, Kafkasya’ya, Orta Asya’ya ve Orta Doğu’ya uzanan ekonomik bağlantılara erişebilir.

Bu nedenle Türkiye-Bulgaristan ilişkileri yalnızca diplomatik ziyaretler düzeyinde bırakılmamalıdır.
Yeni dönemde ortak düşünülmesi gereken alanlar vardır:

ulaştırma koridorları, enerji bağlantıları, lojistik merkezleri, sınır geçişlerinin modernizasyonu, sanayi yatırımları, üniversiteler, turizm ve bölgesel ticaret.
Kapıkule-Kapitan Andreevo yalnızca sınır kapısı değildir.

Avrupa ile Türkiye arasındaki stratejik arterlerden biridir.
Filibe yalnızca tarihî bir şehir değildir.

Balkan lojistiğinin önemli merkezlerinden biri olabilir.
Kırcaali yalnızca Türklerin yoğun yaşadığı bir bölge değildir.

Türkiye-Bulgaristan ekonomik ilişkilerinin güneydeki önemli bağlantı merkezlerinden birine dönüştürülebilir.
Haritaya böyle bakıldığında azınlık meselesi bile farklı görünmeye başlar.

BULGARİSTAN İKİ BÜYÜK HAT ARASINDA KALMAMALI

Önümüzdeki yıllarda Balkanların önemi daha da artacaktır.

Karadeniz güvenliği, Ukrayna savaşı sonrasındaki Avrupa güvenlik mimarisi, enerji yolları, Orta Koridor ve Avrupa-Asya ticaret hatları bölgeyi yeniden önemli hâle getiriyor.
Bulgaristan’ın önünde stratejik bir tercih vardır:

Geçiş ülkesi mi olacak, merkez ülke mi?
Sadece kamyonların ve trenlerin geçtiği ülke olmak başka şeydir.

Bu hareketten sanayi, lojistik, finans, teknoloji ve istihdam üreten ülke olmak başka şeydir.
Bulgaristan ikinci yolu seçmelidir.

Türkiye de bu denklemde rakip olarak değil, doğru alanlarda stratejik ortak olarak değerlendirilmelidir.

GEÇMİŞİ UNUTMAK DEĞİL, GEÇMİŞİN ESİRİ OLMAMAK

Bütün bunları konuşurken geçmiş unutulmamalıdır.
Zorla isim değiştirmeler unutulmamalıdır.
Göçler unutulmamalıdır.
Belene unutulmamalıdır.
İnsanların kimlikleri nedeniyle yaşadığı acılar araştırılmalıdır.

Fakat hafızanın amacı yeni düşmanlıklar üretmek değildir.

Hafızanın amacı aynı hatanın tekrar edilmesini engellemektir.
Bulgar gençleri Türklerden korkarak;

Türk gençleri de Bulgarlardan nefret ederek yetişirse,
kazanan Bulgaristan olmayacaktır.

Kazanan, Bulgaristan’ın bölünmesinden çıkar sağlayan yapılar olacaktır.

Bu nedenle yeni nesle anlatılacak tarih ne unutturan ne de intikam üreten tarih olmalıdır.

Belgeye dayanan, yüzleşen ve barıştıran tarih olmalıdır.

6 EYLÜL’ÜN YENİ ANLAMI: DEVLETİ MAFYADAN KURTARMAK

Eğer 6 Eylül gerçekten “Birleşme Günü” ise bugün Bulgar toplumunu birleştirecek yeni bir ortak hedef gereklidir.

Bu hedef etnik milliyetçilik olmamalıdır.
Temiz devlet olmalıdır.

Bulgar, Türk, Pomak, Roman fark etmeksizin herkesin ortak talebi aynı olmalıdır:
Devlet yağmalanmasın.

Kamu kaynakları belirli çevrelere aktarılmasın.
Mahkemeler bağımsız çalışsın.

Siyaset ile organize suç arasındaki bağlar kesilsin.
Devlet kadroları liyakatle belirlensin.

Yolsuzluk yapan kim olursa olsun yargılansın.
Çünkü yolsuzluğun etnik kimliği yoktur.

Çalınan para Bulgar’ın da Türk’ün de çocuğunun geleceğinden çalınmaktadır.

Bu ortak mücadele Bulgaristan’ın gerçek toplumsal birleşmesini sağlayabilir.

2035 BULGARİSTAN’I İÇİN YENİ BİR “BİRLEŞME DOKTRİNİ”

6 Eylül’ün ruhu bugüne taşınacaksa nostaljik törenlerden daha fazlasına ihtiyaç vardır.

Bulgaristan kendisine 2035 Birleşme Doktrini koyabilir.
Bunun temel hedefleri basittir:

İnsanını ülkede tut.
Bölgeler arasındaki farkı azalt.
Devleti yolsuzluktan temizle.
Azınlıkları karar mekanizmalarına dahil et.
Türkiye ile ekonomik bağlantıları büyüt.
Balkanlarda ulaştırma ve enerji merkezi ol.
Gençleri ortak Bulgaristan fikrinde buluştur.

Bunlar gerçekleştirildiğinde 6 Eylül yalnızca 1885’i hatırlatan tarih olmaktan çıkar.
Geleceği tarif eden bir devlet felsefesine dönüşür.

1885’TE HARİTA BİRLEŞTİ, ŞİMDİ DEVLETLE MİLLETİ BİRLEŞTİRME ZAMANI

1885 kuşağının önünde bir sınır problemi vardı.
Bizim kuşağımızın önünde çok daha karmaşık bir mesele bulunuyor:

Devlet ile vatandaş arasındaki güveni yeniden kurmak.

Çünkü 21. yüzyılda devletleri parçalayabilecek en tehlikeli sınırlar haritalarda değildir.
İnsanların zihinlerinde oluşan sınırlardır.

Türk-Bulgar.
Makedon – Rom
Merkez-taşra.
Zengin-fakir.
Devlet-vatandaş.
Genç nesil-eski siyaset.

Bu duvarları yıkmadan gerçek birleşme tamamlanmış sayılamaz.

O nedenle 6 Eylül 2026’da Bulgaristan’a söylenecek en stratejik söz belki de şudur:

1885’te topraklarımızı birleştirdik diye övünmek yetmez. 2026’da insanlarımızı ortak bir gelecek etrafında birleştirebiliyor muyuz, ona bakalım.

Çünkü geleceğin büyük Bulgaristan’ı daha büyük sınırlara sahip Bulgaristan değildir.

Daha güçlü kurumlara, daha adil bir devlete, ülkesini terk etmek istemeyen gençlere ve kimliğinden korkmadan “Burası benim vatanım” diyebilen vatandaşlara sahip Bulgaristan’dır.

Ve Bulgaristan bunu başarabilirse 6 Eylül’ün ikinci büyük birleşmesini gerçekleştirmiş olacaktır:

Birincisi toprakların birleşmesiydi.
İkincisi insanların ve geleceğin birleşmesi olacaktır.

Yazar