20 Temmuz 1974: Bir Harekâttan Çok Daha Fazlası

Tarih, bazı günleri sadece takvim yapraklarına yazmaz; milletlerin stratejik hafızasına kazır. 20 Temmuz 1974’te Türk milleti için böyle bir gündür.

Kıbrıs Barış Harekâtı, yalnızca bir askerî operasyon değildir. O gün Türkiye, uluslararası sistemin baskılarına rağmen kendi millî güvenlik önceliklerini uygulayabileceğini göstermiştir. Bu yönüyle Kıbrıs, modern Türk devlet aklının en önemli jeopolitik sınavlarından biridir.

Asıl zafer, adaya çıkmak değil; Doğu Akdeniz’in geleceğini değiştiren bir stratejik denge kurabilmektir.

Kıbrıs Kaybedilseydi Doğu Akdeniz Kaybedilirdi

Devletler bazen bir ada için değil, o adanın kontrol ettiği denizler için mücadele ederler.

Kıbrıs; Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında bulunan doğal bir uçak gemisidir. Enerji yollarını, deniz ticaretini, hava sahasını ve Doğu Akdeniz’in güvenlik mimarisini etkileyen stratejik bir merkezdir.

Bugün doğal gaz rezervleri, deniz yetki alanları, enerji koridorları ve deniz üsleri konuşuluyorsa, bunun temelinde Kıbrıs’ın jeopolitiği vardır.

1974’te verilen karar yalnızca o günün değil, bugünün ve yarının Türkiye’sini de koruyan bir karardır.

Türk Devlet Aklı: Kriz Gelmeden Hazırlık Yapmaktır

Başarılı devletler olaylara tepki vermez; gelişmeleri önceden okuyarak hazırlık yapar.

Kıbrıs Harekâtı, uzun yıllar süren diplomatik hazırlığın, askerî planlamanın ve devlet koordinasyonunun sonucuydu.

Devlet aklı; sabırlı olur, hukuk zeminini oluşturur, diplomasiyi sonuna kadar kullanır; fakat milletin güvenliği tehlikeye düştüğünde karar almaktan çekinmez.

Bugün Türkiye’nin savunma sanayisindeki yükselişinin, deniz kuvvetlerindeki güçlenmesinin ve Doğu Akdeniz’deki etkinliğinin arkasında Kıbrıs’tan çıkarılan dersler bulunmaktadır.

Kıbrıs’tan “Mavi Vatan”a Uzanan Çizgi

1974’te denizi koruyan Türkiye, bugün denizlerde haklarını savunan Türkiye’ye dönüşmüştür.

Mavi Vatan anlayışı, aslında Kıbrıs’ta başlayan stratejik bilincin devamıdır.

Çünkü denizlere hâkim olmayan devletler, kıtalarını da koruyamaz.

Akdeniz’e hâkim olmayan bir Türkiye’nin enerji güvenliği, ticareti ve bölgesel etkisi de zayıflar.

Bu nedenle Kıbrıs, geçmişin değil geleceğin meselesidir.

Bulgaristan Türkleri Açısından Kıbrıs’ın Mesajı

Kıbrıs Zaferi, Bulgaristan Türkleri için yalnızca uzaktan izlenen bir askerî başarı değildi.

1980’li yıllarda Bulgaristan’da isim değiştirme politikaları uygulanırken, Türk toplumunun hafızasında Kıbrıs önemli bir psikolojik güven kaynağı olarak yer aldı.

Mesaj açıktı:

Türk milleti, soydaşlarının yaşadığı coğrafyaları unutmayan bir tarihî hafızaya sahiptir.

Elbette her mesele kendi hukukî ve siyasi şartları içinde değerlendirilmelidir. Ancak Kıbrıs’ın gösterdiği gerçek şudur:

Güçlü bir Türkiye, Balkan Türklerinin de moral ve güven kaynağıdır.

Bu yüzden Bulgaristan Türklerinin kültürel varlığını, eğitim haklarını ve kimliklerini koruması sadece Bulgaristan’ın iç meselesi değil; Türk dünyasının ortak hafızasının da bir parçasıdır.

Yeni Yüzyılın Mücadelesi Silahla Değil, Akılla Kazanılacak

Bugün savaşlar yalnızca cephede yapılmıyor.

Ekonomi, enerji, yapay zekâ, siber güvenlik, deniz ticareti, uzay teknolojileri ve bilgi savaşı yeni güç alanlarıdır.

1974’ün ruhunu yaşatmanın yolu sadece geçmişi anmak değildir.

Bilimde güçlü olmak, teknolojide üretmek, savunma sanayisini geliştirmek, gençleri iyi yetiştirmek ve Türk dünyasını ortak hedeflerde buluşturmaktır.

Kıbrıs bize şunu öğretmiştir:

Hazırlıklı olan devlet ayakta kalır.

Üreten devlet bağımsız olur.

Birlik içinde hareket eden millet geleceğini kendisi yazar.

Kıbrıs Bir Ada Değil, Bir Strateji Okuludur

Bugün Kıbrıs’a sadece geçmişin savaş alanı olarak bakanlar, geleceğin jeopolitiğini okuyamazlar.

Kıbrıs, Türk devlet aklının sabırla, hukukla, diplomasiyle ve gerektiğinde kararlılıkla hareket ettiğinin en önemli örneklerinden biridir.

Bulgaristan Türklerinden Doğu Türkistan’a, Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar bütün Türk topluluklarının çıkaracağı ortak ders şudur:

Kimliğini koruyan toplumlar yaşayabilir.

Teşkilatlanan toplumlar güçlenebilir.

Güçlü devlete sahip milletler ise tarih sahnesinde varlıklarını sürdürebilir.

Kıbrıs Zaferi’nin 52. yılında şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor; bu zaferi sadece geçmişin bir hatırası değil, Türk milletinin geleceğine yön veren stratejik bir dönüm noktası olarak görüyoruz.

Çünkü Kıbrıs’ta verilen mücadele, yalnızca bir adanın değil; Türk milletinin Doğu Akdeniz’deki geleceğinin, Türk dünyasının özgüveninin ve devlet aklının mücadelesidir.

Bultürk Yönetim Kurulu

Yazar