Ayşe ERASLAN
Bir devletin gerçek gücü; sahip olduğu para, silah ya da doğal kaynaklardan önce yetiştirdiği insan kalitesiyle ölçülür. Çünkü stratejiyi teknoloji değil insan üretir. Vizyonu bina değil fikir inşa eder. Devletleri ayakta tutan şey ise sadece kurumlar değil; o kurumların içine yerleştirilmiş dava ahlakıdır.
Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük meselelerden biri tam da budur:
İnsan yetiştirme meselesi…
Ve o insanlardan strateji üretebilme meselesi…
Devlet Memurluğu ile Devlet Adamlığı
Bir ülkede makam sahibi olmak kolaydır. Asıl zor olan, makamın yükünü taşıyabilmektir.
Bugün birçok kurumda insanlar devlete hizmet etmek için değil, devletten faydalanmak için pozisyon arıyor. Koltuk; sorumluluk alanı olmaktan çıkıp kişisel kazanç merkezine dönüşüyor. Oysa gerçek devlet adamı, bulunduğu makamı bir kazanç kapısı değil bir emanet olarak görür. Tarih boyunca büyük devletler, maaş peşinde koşanlarla değil; davası olan insanlarla yükselmiştir.
Osmanlı’yı üç kıtaya taşıyan ruh maaş bordrosu değildi. Selçuklu’yu ayakta tutan şey makam hırsı değildi.
Cumhuriyet’i kuran irade ise kişisel servet hesabı yapmıyordu. Çünkü büyük yürüyüşler, büyük idealleri olan insanlar tarafından yapılır.
Türkiye’nin En Büyük Açığı
Bugün Türkiye’de teknik bilgi sahibi insan vardır.
Diplomalı insan vardır.
Konuşan insan vardır.
Ama stratejik düşünen insan sayısı yeterli değildir.
Çünkü stratejik akıl;
günü kurtarmayı değil,
geleceği kurmayı hedefler.
Stratejik insan;
bugünü değil 50 yıl sonrasını düşünür.
Sadece maaş hesabı yapmaz.
Milletin geleceğini hesaplar.
Bugün dünyanın büyük güçlerine baktığınızda şunu görürsünüz:
Onları güçlü yapan sadece ekonomileri değildir.
Asıl güçleri; yetişmiş insan kadrolarıdır.
Devlet hafızası olan,
kriz yönetebilen,
jeopolitik okuyabilen,
medeniyet perspektifi taşıyan insanlardır.
Türkiye’nin de artık sadece memur değil;
vizyon taşıyan devlet aklı yetiştirmesi gerekiyor.
Menfaat Düzeni
Bir devlet dışarıdan saldırıyla değil, içeriden menfaat düzeniyle çürür.
Eğer bir ülkede:
- liyakat yerine yakınlık,
- dava yerine çıkar,
- vizyon yerine sadakat,
- üretim yerine tüketim,
- fedakârlık yerine konfor öne çıkarsa;
orada devlet mekanizması ağırlaşmaya başlar.
Çünkü menfaatçi insan risk almaz.
Sorumluluk taşımaz.
Büyük hedef kurmaz.
Sadece bulunduğu alanı korumaya çalışır.
Bu anlayış ise devletleri büyütmez; yavaşlatır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey;
koltuk koruyan insanlar değil,
gelecek kuran insanlardır.
Dertli İnsan
Bu milletin en büyük ihtiyacı “dertli insanlardır.”
Çünkü dert taşımayan insan mücadele üretmez.
Sadece yaşar.
Ama davası olan insan inşa eder.
Bir medeniyet;
rahat insanların değil,
dert sahibi insanların omzunda yükselir.
Fatih Sultan Mehmet rahat bir hayat yaşayabilirdi.
Ama onun derdi İstanbul’du.
Mustafa Kemal rahat bir subay hayatı yaşayabilirdi.
Ama onun derdi bağımsızlıktı.
Nizamülmülk’ün derdi devletin devamıydı.
Yunus Emre’nin derdi insanın gönlüydü.
Büyük insanlar önce bir derdin adamı oldular.
Sonra tarihe yön verdiler.
Bugün Türkiye’nin yeniden büyük hedefler koyabilmesi için;
maaşını değil milletini düşünen insanlara ihtiyacı vardır.
Türkiye artık sıradan bir devlet refleksiyle yol alamaz.
Çünkü dünya yeni bir güç savaşına giriyor.
Enerji koridorları,
yapay zekâ savaşları,
su krizleri,
göç hareketleri,
ekonomik bloklaşmalar,
kültürel operasyonlar…
Bütün bunların yaşandığı çağda sadece günü kurtaran yönetim anlayışı yeterli değildir.
Yeni çağ;
strateji çağdır.
Ve strateji insanla başlar.
Bu yüzden Türkiye’nin:
- karakterli bürokratlara,
- vizyon sahibi akademisyenlere,
- ahlaklı siyasetçilere,
- milli perspektif taşıyan gençlere,
- fedakâr devlet insanlarına ihtiyacı vardır.
Çünkü büyük devletler önce büyük insan yetiştirir.
Sonra büyük hedeflere yürür.
Bir ülkenin kaderini teknoloji değil;
o teknolojiyi yöneten insan belirler.
Bir devletin gücünü bina değil;
o binanın içindeki akıl oluşturur.
Türkiye’nin bugün en büyük yatırımı beton değil;
insan olmalıdır.
Çünkü vizyon sahibi,
ahlaklı,
stratejik düşünen,
millet derdi taşıyan insanlar yetişmeden;
ne kalkınma tam olur,
ne devlet güçlenir,
ne de medeniyet yürüyüşü tamamlanır.
Ve unutulmamalıdır:
Devletler kaynak eksikliğinden değil,
nitelikli insan eksikliğinden geriler.
Milletleri ayağa kaldıranlar ise;
menfaat peşinde koşanlar değil,
davası uğruna yaşayanlardır.

İnsan ve Strateji Üretebilmek
Balkanlarda Söz Sahibi Olmadan Dünyada Söz Sahibi Olunmaz
Türk Dünyası Genç Akademisyenler Kongresi Bakü’de Başladı
Dijital Çağda Türkçe Bilgi Şöleni 13 Mayıs’ta Başlıyor
Türkiye ile Belçika Arasında İş Birliği Güçleniyor
Sağlık Bakanlığı: Hantavirüs Şüphesiyle Getirilen Türk Vatandaşlarının Test Sonuçları Negatif