Rafet ULUTÜRK

Bulgaristan’da son günlerde yaşanan tartışmalar hep aynı sorunun etrafında dönüyor. “Peevski neden böyle konuştu?”. Oysa asıl sorulması gereken bu değil. Daha derine bakıldığında mesele bir kişinin üslubu değil; onun üslubunu mümkün kılan devlet tasarımıdır.

Çünkü Bulgaristan’da güç, kişilerden çok mekanizmalar yaratır ve bu mekanizmalar her on yılda bir yeni yüzlerle karşımıza çıksa da, özünde hiç değişmez.

  1. Azınlık Meselesi Çözülmediği İçin Siyaset Onu Kullanıyor

Ülkede Türklerin, Pomakların, Müslümanların yaşadığı bölgelerdeki gerilimler çözülmüş meseleler değil askıya alınmış yaralardır. Devlet bu yaraları hiçbir zaman gerçek bir yüzleşmeyle kapatmadı, arşivlerin açılması yarım kaldı, vatan değiştirme sürecinin mağdurları için adalet sağlanmadı, anadilde eğitim ve kültürel haklar modern standartlara taşınmadı.

Bu nedenle her seçim döneminde aynı döngü yaşanıyor:

  1. Etnik kart masaya sürülüyor.
  2. Azınlık “oy deposu” olarak kodlanıyor.
  3. Temsil iddiası, gerçek hak taleplerinin yerini alıyor.

Bu bir insanın değil, bir siyasi geleneğin ürünüdür.

  1. Güç Boşluğu Her Zaman Bir “Aracı Figür” Doğurur

Devletin zayıf olduğu ülkelerde iki tip güç ortaya çıkar:

Kurumların yerine geçen kişiler ve toplumsal boşlukları yöneten aracılar.

Bulgaristan’da yıllardır eksik olan şey güçlü kurumlardır. Bu eksiklik, bazı kişilerin medya, yargı, ekonomi ve siyaset arasında köprü kurmasına izin verir.

Bu nedenle:

Peevski giderse başka biri gelir. Bugün konuşulan isim, yarın başka bir figüre dönüşür. Sistem aynı kaldıkça yüzler değişir, düzen değişmez. Dolayısıyla mesele “bu kişi neden böyle konuşuyor” değil,
neden böyle konuşma hakkını kendinde görebiliyor sorusudur.

  1. Azınlık Bölgeleri Kasıtlı Olarak Ekonomik Bağımlılıkta Tutuluyor

Rodoplar, Kırcaali hattı, tütün üretimi, mevsimlik işçilik…
Bunlar yalnızca etnik meselenin değil, ekonomik mühendisliğin parçası.

Bu bölgelerde yatırımlar geciktiriliyor, tarım modernize edilmiyor, gençler ülkeyi terk etmek zorunda kalıyor, kamu hizmetleri sınırlı tutuluyor.

Neden?

Çünkü yoksul bölgeler yönetilebilir olur. Ekonomik bağımlılık, siyasi bağımlılık üretir ve bağımlı insan güçlüye değil, yakın olana mecbur kalır.

Bu durumda azınlıklar temsil edilmez; yönetilir, yönlendirilir, “taşınır” bir oy kitlesine dönüştürülür.

  1. Siyasi Dil Normalleşti: Gerginlik Artık Bir Araç

Bugün Bulgaristan’da yalnızca Peevski değil, birçok aktör aynı dili kuruyor:

“Bizim insanlar”, “Onların insanları”, “Şu grubun oyları”, “Bu grubun sadakati”…

Bu dil demokratik toplumlarda yasaklanması gereken bir dildir ama Bulgaristan’da bu dil normalleşti. Çünkü gerilim yönetim aracına dönüştü. Toplumu bir arada tutmak için değil, yönlendirmek için kullanılan bir araç. Gerginlik ne kadar uzun sürerse, siyaset o kadar kolay manipüle edilir.

  1. Toplum Artık Eski Toplum Değil

Fakat bu denklemde değişen bir şey var: halk. Gençler etnik bölünmeleri ciddiye almıyor, sosyal medya propagandayı anında boşa düşürüyor. Mizah, korkuyu eritiyor. Bilgi artık birkaç kanalın tekelinde değil. Bugün kimlik üzerinden siyaset yapanların ciddiye alınmaması bile sistemin altını oyuyor. Bu yüzden bazı aktörler daha sert konuşuyor. Sertlik, zayıflığın kamuflajı haline geliyor.

  1. Çözüm Figürleri Değiştirmekte Değil, Yapıyı Dönüştürmekte

Farklı açıdan bakıldığında çözüm çok net. Azınlık hakları net şekilde tanımlanmalı, ekonomik bağımlılık döngüsü kırılmalı, medyanın tekelleşmesi dağıtılmalı, yargı bağımsız hale getirilmeli. Siyaset etnik pazarlığa dayanmaktan çıkarılmalı. O zaman kimse “benim Türklerim”, “benim bölgem” diyemez.

Konuşmamız Gereken Kişiler Değil, Kurallar

Bugün Peevski tartışılıyor olabilir. Yarın başka bir isim tartışılacak ama mesele kişiler değil;
bu kişileri mümkün kılan devlet mimarisidir.

Soru, “Peevski neden böyle konuştu?” değil, “Kim olursa olsun, böyle konuşmayı neden mümkün kılan bir düzen var?” olmalıdır ve Bulgaristan ancak bu soruyu sorduğu gün değişmeye başlayacaktır.

Yazar