Raziye ÇAKIR

​Eski bir İstanbul akşamında, boğazın serin rüzgarı yüzümüze çarparken sormadan edemiyoruz: Sahi, eskiler mi güzeldi yoksa biz mi eskiden daha güzeldik? O vakitler İstanbul’un sokakları sadece taşla değil, itimatla döşeliydi. Kapıların kilidi komşunun gözüydü; söz ise senetti. Şimdilerde pırıltılı ekranların ardında aradığımız o “aydınlık yarınlar”, aslında o eski bayram sabahlarında, bir fincan kahvenin kırk yıl hatır sayıldığı o samimi sofralarda gizliydi.
​Bir Bakışın Bin Söz Hükmü Vardı
​Şimdilerde sevgi çok, ama güven ne yazık ki bir mum alevi kadar titrek. Oysa eskiden güven, birinin sadece söylediklerine inanmak değildi; onun gölgesine bile tereddütsüz sığınabilmekti. Davranışlar, süslü cümlelerin önünde yürürdü. Bir dostun “yanındayım” demesine gerek kalmazdı; o vakarından, o duruşundan, o sadakatinden belli ederdi kendini.
​Çünkü bilirlerdi ki; itimat, ipek bir iplik gibidir. Bir kez koptu mu, ne kadar düğüm atarsan at, o pürüzsüz doku bir daha geri gelmez. Güveni kazanmak bir ömürlük emek, kaybetmek ise hoyrat bir elin tek bir hamlesidir. Ve ne acı ki, giden güvenin ardından bakılan o boşluk kolay dolmuyor.
​Her Şeye Rağmen…
​Yine de İstanbul’un bu eşsiz akşamında ümidimizi taze tutalım. Eski radyolardan yükselen o huzurlu tınıyı ruhumuzda hissedelim. Gelin; sevgiyi sadece bir his değil, bir sadakat borcu olarak görelim. Dostluğu, birinin sözlerine değil, yıllar boyu değişmeyen mert davranışlarına yaslayalım.
​Aydınlık yarınlar; ancak eski usul güveni, yeni günün şafağına taşıyabilirsek mümkün olacak. Güvenin bir hazine gibi saklandığı, sevginin ise cömertçe paylaşıldığı o kadim dostluklara selam olsun.
​İstanbul’un kıymetini bilenlere, vefayı semt adı sanmayanlara huzur dolu akşamlar…

Yazar