Derya YILDIRIM
“Dertleri olan insanlar bizim için önemlidir.”
Bu cümle ilk bakışta sıradan bir tespit gibi durabilir. Oysa biraz durup düşününce, toplumların kaderini belirleyen en temel hakikatin bu olduğunu fark ederiz.
Çünkü dünyayı değiştirenler, düzeni dönüştürenler, insanlığa katkı sunanlar; rahatından vazgeçip bir şeye dert olanlardır.
Dert, insanı rahatsız eder. Uykusunu kaçırır. Konforunu bozar. Kişiyi sıradanlıktan çıkarır. Bir meseleye dert olmak, aslında insanın kendi kabuğunu kırmasıdır. “Beni ilgilendirmez” dememektir. “Bir şeyler yanlış” diyebilmektir. İşte tam da bu noktada dert, insanı topluma bağlayan en güçlü bağ hâline gelir.
Eğer bir insanın derdi ve davası varsa, aradığımız insan odur. Çünkü dert sahibi insan, sadece kendisi için yaşamaz. Çevresine bakar. Topluma bakar. Geleceğe bakar. Sorun görür, çözüm arar. Eksik görür, tamamlamak ister. Adaletsizlik görür, itiraz eder. Kısacası, yaşadığı çağın tanığı olmakla yetinmez; o çağa müdahil olur.
Buna karşılık, sadece kendi küçük dünyasıyla meşgul olan, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışıyla yaşayan insanların topluma katkısı sınırlıdır. Hatta çoğu zaman yoktur. Çünkü toplumu ileri taşıyan şey bireysel rahatlık değil, ortak kaygıdır. Ortak derdi olmayan toplumlar, ortak bir gelecek de kuramazlar.
Bir insanın topluma faydalı olabilmesi için mutlaka bir davası, bir meselesi, bir hassasiyeti olmalıdır. Bu dava illa büyük siyasi sloganlar olmak zorunda değildir. Bir öğretmenin eğitime dert olması, bir doktorun insan sağlığına dert olması, bir esnafın dürüst ticarete dert olması, bir gencin çevreye dert olması… Bunların her biri bir davadır. Ve bu davalar, toplumu ayakta tutan görünmez sütunlardır.
Bu yüzden gençleri yetiştirirken onlara sadece bilgi vermek yetmez. Onlara dert kazandırmak gerekir. Hassasiyet kazandırmak gerekir. “Ne olacaksın?” sorusundan önce, “Neye dert olacaksın?” sorusunu sormak gerekir. Çünkü meslek insanı geçindirir; dert ise insanı insan yapar.
Genç, sadece başarılı olmayı hedeflediğinde kendi hayatını kurar. Ama dert sahibi olduğunda, başkalarının hayatına da dokunur. İşte o zaman anlam başlar. İşte o zaman gerçek katkı başlar.
Elbette dert sahibi olmak kolay değildir. Yorucudur. Bazen yalnız bırakır. Bazen anlaşılmamayı göze almayı gerektirir. Ama tarihe baktığımızda, iz bırakan insanların ortak özelliği budur: Hepsi bir şeye dert olmuştur.
Bugün belki en büyük eksikliğimiz, dertlerimizin azalmasıdır. Rahatlık, konfor ve bireysellik, bizi toplumsal meselelerden uzaklaştırmaktadır. Oysa toplum, dertli insanların omuzlarında yükselir.
Kendi derdinin farkında olan, davasının bilincinde olan insanlar çoğaldıkça; umut da çoğalır, iyilik de çoğalır, adalet de çoğalır.
Belki de sormamız gereken en önemli soru şudur:
Ben neye dertliyim?

Bultürk Derneği İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde “Rumeli’ye Geçiş” Konferansı ve “Kırcaali Efsanesi” Belgesel Gösterimi Düzenlendi
Şehit Selçuk Gürdal Anadolu Lisesi Öğrencilerinden Derneğimize Ziyaret
Hakan Fidan, Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmi Toplantısı’nda Mevkidaşlarıyla Görüştü
İstanbul’da Türk Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları İftarı Düzenlendi
Karina Karaivanova’nın BNB Başkan Yardımcılığı Adaylığı Parlamento’ya Sunuldu
Smolyan Bölgesi’nde İki Yardımcı Vali Görevden Alındı
Mısır Dışişleri Bakanı Bölgesel Gelişmeleri Körfez ve Avrupa’daki Meslektaşlarıyla Görüştü
Sırbistan Cumhurbaşkanı Vučic: “Sırbistan’ı 2035’te Avrupa Birliği Üyesi Olarak Görüyorum”