Raziye ÇAKIR
İnsanı Düzeltirsek Dünya Yeniden Güzelleşir
Bazen sabah erkenden bir parkta yürürken insanın içi acıyor…
Bir tarafta yeni doğan güneş, dallarda öten kuşlar, toprağın kokusu, rengârenk çiçekler…
Diğer tarafta yere atılmış şişeler, poşetler, sigara izmaritleri, yiyecek ambalajları…
İnsan ister istemez soruyor:
Bu güzel dünyayı bize kim böyle kirli verdi?
Cevabı aslında biliyoruz.
Kimse.
Dünya bize böyle verilmedi.
Biz kirlettik.
Allah bize gökyüzünü mavi verdi.
Denizleri berrak verdi.
Toprağı bereketli verdi.
Ormanları yeşil verdi.
Kuşların sesini, çiçeklerin kokusunu, yağmurun bereketini verdi.
Bizden istenen ise çok büyük bir şey değildi:
Emanete sahip çıkmak.
Fakat insan bazen kendisine verilen nimetin kıymetini ancak onu kaybetmeye başladığında anlıyor.
BİR ÇÖP DEĞİL, BİR VİCDAN MESELESİ
Yere atılmış küçücük bir kâğıda bakıp geçiyoruz.
“Ne olacak bundan?” diyoruz.
Oysa mesele o kâğıt değildir.
Mesele, onu yere atarken insanın içinde konuşmayan vicdandır.
Çünkü insan gerçekten sevdiği yeri kirletmez.
Annesinin evinin ortasına çöp atmayan insan neden sokağa atıyor?
Çocuğunun odasına sigara izmariti bırakmayan insan neden parka bırakıyor?
Kendi bahçesine plastik şişe fırlatmayan insan neden ormana fırlatıyor?
Çünkü evinin kendisine ait olduğunu düşünüyor, dünyanın ise başkasına ait olduğunu…
Oysa büyük yanılgımız burada başlıyor.
Dünya da bizim evimizdir.
Gökyüzü çatımızdır.
Toprak soframızdır.
Nehirler damarlarımızdır.
Ormanlar nefesimizdir.
Denizler ortak mirasımızdır.
Ve biz kendi evimizi kirletiyoruz.
“TEMİZLİK İMANDANDIR” DEMEK YETMEZ
“Temizlik imandandır” sözünü hepimiz biliriz.
Fakat bilmek başka, yaşamak başkadır.
Ellerimizi yıkarken sokağı kirletiyorsak…
Evimizin önünü süpürüp çöpü komşunun tarafına bırakıyorsak…
İbadethanelerimizi temiz tutup piknik yaptığımız ormanda çöplerimizi bırakıyorsak…
Burada düşünmemiz gereken ciddi bir çelişki vardır.
Temizlik yalnızca beden temizliği değildir.
Temizlik bir vicdan hâlidir.
Kalbin temizliği, niyetin temizliği, sözün temizliği, kazancın temizliği kadar yaşadığımız çevrenin temizliği de insanın ahlakını gösterir.
İman insanı yalnızca kendisine karşı değil, yaratılmış bütün varlıklara karşı sorumlu kılar.
Bir ağaca karşı…
Bir kuşa karşı…
Bir kediye karşı…
Bir damla suya karşı…
Hatta henüz dünyaya gelmemiş çocuklara karşı bile…
BİR AĞAÇ BİZE HİÇBİR ŞEY SORMADAN GÖLGE VERİYOR
Düşünün…
Bir ağaç size kim olduğunuzu sormaz.
Zengin misiniz, fakir misiniz diye bakmaz.
Hangi görüşten olduğunuzu bilmez.
Gölgesine oturduğunuzda sizi ayırmaz.
Meyvesini verir.
Oksijenini verir.
Kuşlara yuva olur.
Toprağı tutar.
Yağmuru karşılar.
Sonra insan gelir…
Bazen o ağacın dibine çöp bırakır.
Bazen dalını kırar.
Bazen gövdesine zarar verir.
İşte insanın doğayla ilişkisini yeniden düşünmesi gereken yer tam da burasıdır.
Doğa bize karşı son derece cömerttir; peki biz doğaya karşı ne kadar merhametliyiz?
ÇOCUKLARIMIZA NASIL BİR DÜNYA BIRAKACAĞIZ?
Bir gün bugünün çocukları büyüyecek.
Biz yaşlanacağız.
Onlar bizim bugün yönettiğimiz şehirlerde yaşayacak.
Bizim kullandığımız sulardan içecekler.
Bizim koruduğumuz ya da yok ettiğimiz ormanlarda yürüyecekler.
Ve belki bize şu soruyu soracaklar:
“Bu dünya size bu kadar güzel teslim edilmişken neden bize böyle bıraktınız?”
O gün vereceğimiz cevap ne olacak?
“Daha fazla kazanmak istedik.”
“Daha çok tükettik.”
“Nasıl olsa birileri temizler dedik.”
“Bir plastik şişeden ne olur sandık.”
“Bir ağaçtan ne çıkar dedik.”
Fakat milyonlarca insan “bir taneden ne olur?” dediğinde koskoca bir dünya kirleniyor.
İşte bunun için çevre meselesi aslında gelecek nesillere karşı bir kul hakkı ve emanet meselesidir.
BELKİ DE DÜNYAYI DEĞİL, İNSANI TEMİZLEMEMİZ GEREKİYOR
Biz sürekli sokakları temizliyoruz.
Parkları temizliyoruz.
Sahilleri temizliyoruz.
Ormanları temizliyoruz.
Peki neden tekrar kirleniyorlar?
Çünkü kaynağa inmiyoruz.
Asıl temizlenmesi gereken yer bazen sokak değil, insanın zihnidir.
İnsanın düşüncesine şu anlayışı yerleştirebilirsek büyük bir dönüşüm başlar:
“Benim görmediğim yerde de Allah görüyor. Kimsenin olmadığı yerde de sorumluluğum devam ediyor.”
İşte gerçek ahlak budur.
Çöpünü yere atmamak için polis görmesine ihtiyaç duymamak…
Bir ağacı korumak için kamera bulunmasına ihtiyaç duymamak…
Kimse alkışlamadığı hâlde çevreyi temiz tutmak…
Çünkü medeniyet, insanın kimsenin görmediği yerde nasıl davrandığıyla ölçülür.
ÇOCUĞUN ELİNDEN TUTUP ÇÖPÜ BİRLİKTE TOPLAMAK
Çevre sevgisini çocuklara sadece kitaplardan öğretemeyiz.
Bir baba çocuğuyla yürürken yerdeki şişeyi alıp çöp kutusuna attığında bazen yüz sayfalık kitaptan daha büyük ders verir.
Çocuk babasına sorar:
“Baba, onu sen atmadın ki neden aldın?”
Baba şöyle cevap verebilmelidir:
“Ben atmadım evladım ama burası bizim.”
İşte medeniyet tam olarak bu cümlenin içinde saklıdır.
“Ben yapmadım.” demek kolaydır.
“Benim sorumluluğum.” diyebilmek ise büyük insan olmanın işaretidir.
STRATEJİK MESELE: ÇEVRE DEĞİL, NESİL YETİŞTİRMEK
Bu nedenle Türkiye’nin uzun vadeli çevre politikasının merkezine yalnızca çöp toplama sistemlerini değil, insan yetiştirme sistemini koyması gerekir.
Okullarda çocuklara çevre sevgisi sınav sorusu olarak değil, hayat biçimi olarak öğretilmelidir.
Her çocuk bir fidan dikmeli.
Her genç gönüllü bir çevre çalışmasına katılmalı.
Her mahallede ortak alanları sahiplenen bir kültür geliştirilmelidir.
Camilerde, okullarda, televizyonlarda ve sosyal medyada aynı bilinç anlatılmalıdır:
“Yaratılanı korumak, Yaratan’ın emanetine sahip çıkmaktır.”
Devlet temizlemeli, belediye hizmet üretmeli, cezalar caydırıcı olmalıdır.
Ama hedefimiz yalnızca daha fazla temizlik görevlisi çalıştırmak olmamalıdır.
Asıl başarı şudur:
Temizleyenlerin sayısını artırmaktan önce kirletenlerin sayısını azaltmak.
BİR KARIŞ TOPRAĞA BİLE SAYGI
Belki dünya çok büyük görünüyor.
“Ben tek başıma neyi değiştirebilirim?” diye düşünüyoruz.
Ama değişim zaten hiçbir zaman bütün dünyayla başlamaz.
Bir insanla başlar.
Bir insan çöpünü yere atmaz.
Bir çocuk onu görür.
Çocuk ailesine söyler.
Bir aile değişir.
Bir sokak değişir.
Bir mahalle değişir.
Bir şehir değişir.
Sonunda bir ülkenin kültürü değişir.
Dünyayı güzelleştirmek için bazen büyük projelere değil, küçük ama sürekli iyiliklere ihtiyaç vardır.
DÜNYA BİZDEN SONRA DA DÖNMEYE DEVAM EDECEK
İnsan bazen kendisini dünyanın sahibi zannediyor.
Oysa hepimiz misafiriz.
Bir gün geleceğiz, yaşayacağız ve gideceğiz.
Arkamızda ise iki şeyden birini bırakacağız:
Ya iz…
Ya yara.
Diktiğimiz ağaç izimizdir.
Kirlettiğimiz dere yaramızdır.
Koruduğumuz orman izimizdir.
Attığımız plastik yaramızdır.
Bir çocuğa öğrettiğimiz çevre sevgisi izimizdir.
Gelecek nesillere bıraktığımız kirli dünya ise yaramızdır.
Mesele şudur:
Biz bu dünyadan giderken arkamızda iz mi bırakacağız, yara mı?
İNSANI DÜZELTİRSEN DÜNYA DÜZELİR
Belki bütün çevre meselesini tek cümleyle anlatmak mümkündür:
İnsanı düzeltirsen dünya düzelir.
Çünkü insanın kalbi güzelleşirse eli kötülüğe uzanmaz.
Vicdanı gelişirse doğaya zarar vermez.
Merhameti büyürse hayvana eziyet etmez.
Şükrü artarsa nimeti israf etmez.
Sorumluluk duygusu gelişirse sokağı kirletmez.
Emanet bilinci oluşursa dünyaya sahip çıkar.
Bu nedenle temiz bir dünya istiyorsak önce temiz vicdanlı insanlar yetiştirmek zorundayız.
BİR GÜN BU DÜNYAYI ÇOCUKLARIMIZA TESLİM EDECEĞİZ
Günün sonunda bütün mesele buraya geliyor.
Bu dünya bizim değil.
Bizden öncekilerden aldığımız ve bizden sonrakilere teslim edeceğimiz bir emanettir.
Bir gün elimizi bu dünyadan çekeceğiz.
Fakat çocuklarımız burada yaşamaya devam edecek.
O yüzden bugün yere atmadığımız küçücük bir çöp bile geleceğe bırakılmış bir iyiliktir.
Diktiğimiz bir fidan geleceğe yazılmış mektuptur.
Koruduğumuz bir damla su gelecek nesillere bırakılmış nimettir.
Temiz tuttuğumuz bir sokak çocuklarımıza duyduğumuz saygıdır.
Ve belki insanın dünyaya bırakabileceği en güzel vasiyet şudur:
“Ben bu dünyaya geldiğimde onu bana emanet ettiler.
Ben de kirletmeden, incitmeden, elimden geldiğince güzelleştirerek size bırakmaya çalıştım.”
Çünkü dünya kötü değildir.
Toprak kötü değildir.
Su kötü değildir.
Ağaç kötü değildir.
Gökyüzü kötü değildir.
Dünyayı güzelleştiren de kötüleştiren de insandır.
Öyleyse işe dünyayı değiştirmekten önce insandan başlayalım.
Vicdanı düzeltelim.
Ahlakı güçlendirelim.
Merhameti çoğaltalım.
Emanet bilincini yeniden öğretelim.
Çünkü;
İnsan düzelirse ev düzelir.
Ev düzelirse mahalle düzelir.
Mahalle düzelirse şehir düzelir.
Şehir düzelirse ülke düzelir.
Ülke düzelirse dünya güzelleşir.
Ve unutmayalım:
Dünyanın en büyük çevre projesi, iyi insan yetiştirmektir.

Fatih Bosna’ya Almaya Değil, Vermeye Geldi
Ahlat: Türk Dünyasının Anaokulu, Alperenlerin Yetiştiği Ocak
Ağustos Zaferlerinden Geleceğin Devlet Aklına: Tarihi Anmak Değil, Yarını Kurmak
Bulgaristan’da Yeni Bir Siyasi Sözleşme Arayışı: Doğrudan Demokrasi, Temsil ve Geleceğin Devleti
Dünya Kirlenmeden Önce İnsan Kirleniyor
Fiyatı Değil Değeri Bilen Nesiller: Geleceğin Asıl Stratejisi
ИВЕЛИН МИХАЙЛОВОВИЯТ ПРЕЗИДЕНТСКИ ХОД: ТУРЦИТЕ ЛИ СТАВАТ НОВИЯТ КЛЮЧ КЪМ БЪЛГАРСКАТА ПОЛИТИКА?
İnsan sporla nasıl tanıştı, neden spor yapmaya başladı?