Rafet ULUTÜRK

Pazartesi akşamı Sofya’da on binlerce kişinin doldurduğu “Независимост” Bağımsızlık meydanı, yalnızca 2026 bütçesine duyulan tepkinin değil, yıllardır biriken siyasal güvensizliğin bir sahnesine dönüştü. İlk bakışta protestolar; GERB, BSP, ITN ve “DPS–Ново начало”nun bütçeyi geri çekmemesine karşı düzenlenmişti. Ancak meydanların dili bu teknik çerçeveyi çoktan aşmış durumda.

Kalabalığın attığı sloganlar tek bir talebi öne çıkarıyordu: “Оставка!” — Hükümet istifa etsin.
Bu talep, bütçe maddelerinden çok daha derin bir meseleyi işaret ediyor: Toplumun kendini dışlanmış hissetmesi.

Bütçe Kadar Yıpratıcı Olan: Dinlenmeme Hissi

Boiko Borisov’un önce bütçenin geri çekileceğini ima edip ardından bu sözün tutulmaması, teknik açıdan bir siyasi manevra olabilir. Fakat halkın gözünde bu, “yine kandırılıyoruz” duygusunu tetikledi.
Toplumun öfkesi rakamlara değil, görülmeme ve duyulmama hissine dayanıyor.

Siyasetçilerin dar kadro kararları, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar ve halkla kurulamayan şeffaf iletişim, protestonun asıl yakıtı oldu. İnsanlar yönetenleri yetersiz buldukları için değil, kendilerini süreçten dışlanmış hissettikleri için sokaklara çıktı.

Yeni Protesto Yolunda: Bir Tepki Değil, Bir Katılım Çağrısı

Bütçeye karşı yeni büyük protestonun duyurulması, toplumun yalnızca itiraz eden değil, söz sahibi olmak isteyen bir ruh haline sahip olduğunu gösteriyor.
Salı günü işverenler ve sendikalarla yeniden başlayacak görüşmeler, yalnızca teknik farklılıkların giderilmesi için değil, toplumsal tansiyonun düşürülebilmesi için de kritik.

Ancak burada asıl soru şu:
Bu süreçte halk nerede duracak?
Eğer hükümet, görüşmeleri yalnızca kurumlar arası bir zorunluluk olarak görürse, kriz derinleşebilir.

Mesele Ekonomi Değil, Siyasi Kültür

Sofya’daki kalabalık bize şunu hatırlatıyor:
Demokrasi bütçelerle değil, güvenle ayakta durur.

Bugün Bulgaristan’da yaşanan kriz, ekonomik göstergelerden ziyade siyasi kültürün tıkanmasından kaynaklanıyor.
İnsanlar artık yönetilmek değil, yönetim sürecinin parçası olmak istiyor.

Bu nedenle, hükümetin önündeki yol ikiye ayrılıyor:

  1. Bütçeyi savunarak zaman kazanmak
  2. Toplumsal güveni yeniden inşa ederek krizi küçültmek

Birincisi kısa vadede kolay, ikincisi ise uzun vadede zor ama gerekli.

Rakamlar Düzeltilebilir, Güven Kaybı Zor

Bütçe revize edilir, mali çerçeve yeniden düzenlenir, teknik hatalar giderilir.
Fakat toplum kendisini yok sayılmış hissettiğinde, o güveni geri kazanmak çok daha zor olur.

Meydanlarda toplanan on binler artık sadece bir bütçeye değil, bir siyasi tavra itiraz ediyor.
Hükümet bu mesajı ciddiye almazsa, bugünkü protestolar “uyarı” olmaktan çıkar, bir dönüm noktasına dönüşebilir.

Yazar