Rafet ULUTÜRK

Sofya’nın merkezinde, “триъгълника на властта” ile “Дондуков” çevresinde yaşanan son şiddetli gecenin görüntüleri, Bulgaristan’ın son yıllardaki en ağır siyasi ve toplumsal gerilimlerinden birine yeni bir halka ekledi. DПС–Ново начало (Hareket Hak ve Özgürlükler – Yeni Başlangıç) merkezinin çevresindeki pogrom, ardından GERB kulübünün tamamen tahrip edilmesi, yalnızca bir “protesto aşırılığı” değil, devlet–vatandaş ilişkisindeki derin bir kırılmanın işareti.

Olayların hemen ardından gelen açıklamalar, Bulgaristan siyasetinin nasıl bir dil krizinde olduğunu da gösterdi. DПС–Ново начало lideri Delyan Peevski, Cumhurbaşkanı Rumen Radev’i “pogromların ve kaosun gerçek organizatörü” olmakla suçladı; Radev ise sokaklardaki şiddeti “mafiyanın provokasyonu” olarak niteleyerek, hükümetin ve iktidar ortaklarının meşruiyetini hedef aldı.

İki açıklama da öfke yüklü, keskin ve dışlayıcı. Ama asıl soru şu:
Bulgaristan şu anda kimin haklı olduğundan çok, neden bu kadar kırılgan bir ülkeye dönüşmüş durumda?

Sokaktaki Çatışma Değil, Sistemik Güvensizlik

Gece boyunca siyah giyimli, yüzleri kapalı grupların polisle çatışması, barikatlar, yakılan konteynerler, taşlanan polis otoları ve tamamen yerle bir edilen bir parti kulübü… Bunlar, televizyon ekranlarında “şiddet”, hükümet açıklamalarında “vandallık”, muhalif dilde ise “öfkenin patlaması” olarak sunuluyor.

Fakat bu tabloyu sadece “kötü niyetli provokatörler” ile açıklamak, Bulgaristan’ın son on yılına haksızlık olur.
2013’te enerji fiyatları ve yoksulluk nedeniyle patlayan protestolar, Borisov’un istifasıyla sonuçlandı.
Wikipedia

2013–2014 Oresharski hükümetine karşı gösteriler, Peevski’nin DANS başına atanmasını tetikleyici bir sembole dönüştürdü; bugün yine aynı ismin etrafında yoğunlaşan bir kriz görüyoruz.

2020–2021 protestoları, yolsuzluk, devlet yakalanması (state capture) ve mafyalaşmış bir siyasi yapıya karşı, aylar süren bir isyan dalgasına dönüştü.

Bugünkü şiddet, bu uzun sürecin birikmiş tortusu.
Sokaktaki taş, yıllardır biriken güvensizliğin en kaba, en çiğ ifadesi.

Nesiller Arası Bir Çatışma: Gençlerin Öfkesi Ne Diyor?

Olaylara katılan grupların önemli bir kısmının gençlerden oluştuğu görülüyor. Bunlar, siyaseti yalnızca “yolsuzluk, pazarlık ve dokunulmazlık” kelimeleriyle tanıyan bir nesil.

Onlar için:

Hükümetler değişiyor, ama yolsuzluk anlatısı hiç değişmiyor.

Partilerin isimleri, koalisyonların yapısı değişiyor; fakat güç ilişkileri aynı kalıyor.

AB fonları, altyapı projeleri, büyük ihaleler… Hepsi sokaktaki genç için tek bir soruya indirgenmiş durumda:

“Bundan bize ne düşüyor? Yine hiç.”

Siyasi partiler bu öfkeyi “kimin kimin gençliğini kullandığı” üzerinden tartışmayı tercih ediyor. Peevski’nin “siz gençleri kullandınız, onlar sizi affetmeyecek” söylemi, aslında geniş bir sorunun dar bir propaganda kalıbına sıkıştırılması.

Oysa sokakta yürüyen genç, çoğu zaman herhangi bir partiye körü körüne bağlı değil; tam tersine, tüm partilerden aynı derecede şüpheci.

DPS–Nово начало ve “Yeni Başlangıcın” Eski Yükü

DПС–Ново начало, eski DPS içindeki liderlik krizinin ardından ortaya çıkan, Peevski etrafında şekillenmiş bir yapı. 2024 seçiminde hatırı sayılır bir oy alan bu oluşum, kısa sürede Bulgar siyasetinde kilit aktörlerden biri hâline geldi.

Ancak bu “yeni başlangıcın” üzerinde ağır bir bagaj var:

Peevski’nin yıllardır süren oligark imajı,

Medya ve iş dünyası üzerindeki etkisi,

DPS markasının yıllara yayılan, hem azınlık temsilinde kritik hem de yolsuzluk iddialarıyla gölgelenmiş geçmişi.

Bugün Sofya’daki saldırının DПС–НН binası çevresinde başlaması, sadece “rastlantısal bir hedef seçimi” değil; toplumun belirli figürlere yüklediği sembolik anlamın dışa vurumu.

Aynı şekilde, GERB kulübünün de paramparça edilmesi, bu öfkenin yalnızca tek bir partiye yönelmediğini; sistemin omurgasında görülen tüm “eski güç merkezlerine” karşı bir tepkiye dönüştüğünü gösteriyor.

Radev – Peevski Çekişmesi: İki Hikâye, Tek Kriz

Bugünkü gerilim hattının bir ucunda, kendisini “mafyaya karşı halkın yanında” konumlandıran Cumhurbaşkanı Rumen Radev; diğer ucunda ise sokak şiddetinin siyasi sorumluluğunu ona yükleyen Peevski var.

İki tarafın anlatısı birbirine zıt ama aynı ölçüde sorunlu:

Peevski cephesi, sokak şiddetini tamamen Radev ve PП–ДБ’nin “organize ettiği” bir kaos olarak resmederek, toplumsal hoşnutsuzluğu sadece “manipüle edilmiş bir araç” gibi göstermeye çalışıyor.

Radev cephesi ise yaşanan şiddeti “mafyanın provokasyonu” olarak tanımlayıp, iktidarın meşruiyetini tümüyle reddeden bir çizgi izliyor.

Bu dil, toplumu sakinleştirmiyor; aksine, iki farklı Bulgaristan tahayyülünü birbirine karşı konumlandırıyor:

“Devleti tehdit eden kaotik gençler ve onları kışkırtan elitler” anlatısı

“Mafyalaşmış düzene karşı ayaklanan halk” anlatısı

Gerçek ise muhtemelen bu iki hikâyenin arasında, daha gri ve daha karmaşık bir yerde duruyor.

Erken Seçim: Çıkış Kapısı mı, Döngünün Yeni Turu mu?

Radev’in “çözüm erken seçim” vurgusu, Bulgaristan’ın son beş yılda alıştığı bir nakaratı hatırlatıyor. 2021’den bu yana ülkede art arda yapılan seçimler, siyasal krizi hafifletmek yerine kronikleştirdi.

Bugün de:

Evet, erken seçim, gerginliği bir süreliğine dondurabilir.

Ancak mevcut parti haritasına bakıldığında, ortaya çıkacak tablonun yine parçalı, zor koalisyonlu ve kırılgan olması oldukça olası.

Dolayısıyla asıl soru şu:
Bulgaristan, sandığa bir kez daha gidip, aynı siyasi kültürle yönetilmeye devam mı edecek; yoksa bu krizi, daha derin bir reform tartışmasına mı dönüştürecek?

Devletin Hafızası ve Sokaktaki Sessiz Çoğunluk

Sokaktaki şiddet görüntüleri elbette ürkütücü. Ama belki de daha tehlikeli olan, evinde oturan, televizyonu izleyen ve içinden sadece şunu söyleyen geniş bir kesim:

“Bu devlet artık benim için çalışmıyor.”

Bu cümle, herhangi bir protesto sloganından daha yıkıcıdır.
Çünkü bir ülkenin en büyük riski, isyan eden gençler değil; tamamen umudunu kesmiş, apatik çoğunluktur.

Eğer bu çoğunluk, “kim gelirse gelsin hiçbir şey değişmez” duygusuna iyice saplanırsa:

Demokratik katılım zayıflar,

Radikal söylemler ve aktörler güçlenir,

AB üyeliğinin getirdiği normatif çerçeve bile içi boş bir etikete dönüşebilir.

Çıkış Nerede?

Bugünkü tablo, Bulgaristan’ın yalnızca siyasi değil, aynı zamanda kurumsal ve toplumsal bir meşruiyet krizinde olduğunu gösteriyor. Bu krizden çıkış; ne sadece Radev’in istifasında, ne de sadece Peevski’nin güç kaybetmesinde yatıyor.

Gerçek bir çıkış için:

Siyasi dilin radikal biçimde yumuşaması,

Suçlama siyasetinden, sorumluluk siyasetına geçiş.

Şiddetin tüm taraflarca net biçimde reddedilmesi,

Polis şiddeti kadar, sokak şiddetinin de meşrulaştırılmaması.

Gençlerin taleplerinin gerçekten masaya gelmesi,

Onları “kullanılmış kalabalık” değil, siyasal özne olarak görmek.

Kurumsal reform gündeminin zorunlu hâle gelmesi,

Adalet sistemi, medya bağımsızlığı, yolsuzlukla mücadele mekanizmaları ve seçim süreçlerinin şeffaflaştırılması.

Sonuç: Bir Olay Değil, Bir Dönemeç

Sofya’daki o gece, sadece birkaç binanın yakıldığı, birkaç arabanın taşlandığı bir “olay” olarak tarihe geçmeyecek.
Bu, Bulgaristan’ın nasıl bir ülke olmak istediğine dair bir dönemeç.

Eğer bu kriz, sadece “kimin suçu?” tartışmasına sıkışırsa,
Bulgaristan aynı labirentin içinde dolaşmaya devam edecek.

Ama eğer bu olaylar, devletin kendine ve toplumuna bakma biçimini değiştirecek bir iç muhasebeye dönüşürse,
o zaman bu şiddet dolu geceler, acı ama öğretici bir başlangıç olabilir.

Soru hâlâ açık:
Bulgaristan yeni bir başlangıca mı gidiyor, yoksa eski krizlerin daha sert bir devamına mı?

Bu sorunun cevabını yalnızca siyasiler değil;
Sofya sokaklarından Kırcaali’ye, Varna’dan Plovdiv’e kadar her bir vatandaşın vereceği kararlar belirleyecek.

Yazar