Ankara’nın kendine has bir havası vardır.
Sadece başkent değildir Ankara. Devletin hafızasıdır, kararların şehridir, nice mücadelenin, nice fedakârlığın sessiz şahididir. İnsan Ankara’ya her gelişinde biraz daha ciddileşir, biraz daha düşünür, biraz daha geçmişle geleceğin arasındaki bağı hisseder.
Bizim bu Ankara ziyaretimiz de böyle bir duyguyla başladı.
BULTÜRK Derneği Başkanı Rafet Ulutürk ve BGSAM Başkan Yardımcısı Arzu Ünal Hanımefendi olarak Türkiye Emekli Subaylar Derneği Genel Başkanı Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş’u makamında ziyaret ettik.
Belki dışarıdan bakıldığında sıradan bir makam ziyaretiydi.
Ama bizim için değildi.
Çünkü o odada yalnızca bugünü değil, geçmişi, Balkanlar’ı, Bulgaristan Türklerini ve geleceğimizi konuştuk.
Bir Makam Odasında Yılların Tecrübesi
Erdoğan Karakuş Bey’in makamına girdiğimizde karşımızda yalnızca emekli bir komutan değil, hayatının büyük bölümünü devlet hizmetine adamış, yılların tecrübesini taşıyan bir devlet insanı vardı.
Söylediği her cümlede yaşanmışlık, gördüğü her meselede tecrübenin süzgeci hissediliyordu.
Biz Bulgaristan’da Ekim ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili düşüncelerimizi, gözlemlerimizi ve kaygılarımızı anlattık.
Bulgaristan Türklerinin siyasi geleceğini konuştuk.
Seçimlerin yalnızca bir sandık meselesi olmadığını, bir toplumun geleceğini, kimliğini, temsil gücünü ve yarınını doğrudan ilgilendirdiğini ifade ettik.
Erdoğan Karakuş Bey ise bizi dikkatle dinledi.
Tecrübelerini paylaştı.
Tavsiyelerde bulundu.
Bazı cümleleri belki kısa ama anlamı büyüktü.
Çünkü insan bazen bir kitapta yüzlerce sayfada bulamadığı bir gerçeği, tecrübeli bir insanın tek cümlesinde bulabiliyor.
Tecrübenin Önünde İnsan Susup Dinliyor
Hayat bize gösterdi ki bazı insanlar konuşurken cevap vermek için değil, öğrenmek için dinlenir.
Erdoğan Karakuş Bey’in değerlendirmelerini dinlerken de böyle hissettik.
Yıllarca devlet hizmetinde bulunmuş, Türkiye’nin güvenliği ve geleceği üzerine düşünmüş bir insanın anlattıkları sıradan sözler değildi.
Balkanlar’ın ne kadar hassas bir coğrafya olduğunu, Türkiye’nin çevresindeki gelişmeleri ne kadar dikkatli takip etmesi gerektiğini ve Bulgaristan Türklerinin kendi gelecekleri için güçlü bir irade ortaya koymasının önemini bir kez daha düşündük.
O gün Ankara’da bir makam odasında, aslında Balkanlar’ın yarınını konuştuk.
Bulgaristan Türklerinin Meselesi Bir Gönül Meselesidir
Bizim için Bulgaristan Türkleri konusu sadece siyaset değildir.
Bu konu bir gönül meselesidir.
Bir hatıra meselesidir.
Bir vefa meselesidir.
Çocukluğu Rodoplarda geçenlerin, isim değiştirme acısını yaşayanların, göç yollarına düşenlerin, evini, köyünü, mezarını, hatırasını geride bırakanların meselesidir.
Bu yüzden her seçim döneminde içimizde aynı soru büyüyor:
Bu toplum geleceğini nasıl koruyacak?
Gençlerini nasıl tutacak?
Dilini, kültürünü ve kimliğini nasıl yaşatacak?
İşte Ankara ziyaretimizde bu soruların cevabını ararken, devlet tecrübesinin önemini bir kez daha gördük.
Kitap Takdiminde Bizi Duygulandıran Söz
Ziyaretimizin sonunda Erdoğan Karakuş Bey’e “Turan Kızılelma Yoluna Adanmış Bir Ömür” adlı iki ciltlik kitabımızı ve “Kırcaali Efsanesi” eserimizi takdim ettik.
Kitapları kendisine uzattığımızda söylediği söz bizi gerçekten duygulandırdı.
Kitapları ödemeden almak istemediğini belirterek, bu eserlerin büyük emeklerle meydana geldiğini söyledi.
Bir kitabın arkasında uykusuz geceler olduğunu, araştırma, emek ve fedakârlık bulunduğunu ifade etti.
Bu söz, bizim için yalnızca kitaba verilen bir değer değildi.
Emeğe verilen değerdi.
Yıllardır geceleri yazı yazarak, belgeler toplayarak, insanlarla görüşerek, geçmişi kayıt altına almaya çalışarak verilen çabanın görülmesiydi.
Bazı insanlar bir kitabın kapağını görür.
Bazıları ise o kapağın ardındaki uykusuz geceleri görür.
Erdoğan Karakuş Bey, kitabın sayfalarından önce emeğini gördü.
İşte bizi asıl duygulandıran buydu.
Bir Kitabın İçinde Kaç Gece Vardır?
İnsan bazen yıllarca çalışır.
Yazar, siler, yeniden yazar.
Bir belgeyi bulmak için günlerce araştırır.
Bir hatırayı kaybetmemek için saatlerce konuşur.
Bir cümlenin doğru olması için defalarca kontrol eder.
Sonra bütün bu çaba bir kitabın iki kapağı arasına girer.
Dışarıdan bakıldığında sadece bir kitap görülür.
Ama o kitabın içinde uykusuz geceler, sessiz fedakârlıklar, alın teri ve bazen gözyaşı vardır.
Bu yüzden Erdoğan Karakuş Bey’in kitap emeğine gösterdiği hassasiyet, ziyaretimizin en unutulmaz anlarından biri oldu.
Kırcaali Efsanesi Bir Kitaptan Daha Fazlasıdır
“Kırcaali Efsanesi” bizim için sadece bir eser değildir.
Bir hafızadır.
Bir vefadır.
Bulgaristan Türklerinin tarihine bırakılan bir nottur.
Biz istiyoruz ki yarın çocuklarımız, torunlarımız bu kitabı açtığında nereden geldiklerini, atalarının neler yaşadığını, hangi acılardan geçtiğini bilsin.
Çünkü geçmişini bilmeyen bir neslin geleceği sağlam kurulamaz.
Bir milletin hafızasını korumak da vatanı korumak kadar önemlidir.
Ankara’dan Ayrılırken
Görüşmenin sonunda birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirdik.
Belki yıllar sonra bu fotoğrafa baktığımızda o gün konuşulan her cümleyi hatırlamayacağız.
Ama hissettiklerimizi hatırlayacağız.
Ankara’yı hatırlayacağız.
O makam odasını, sohbeti, verilen tavsiyeleri, Bulgaristan Türkleri için duyduğumuz kaygıyı ve Erdoğan Karakuş Bey’in kitaplara gösterdiği o güzel hassasiyeti hatırlayacağız.
Bazı fotoğraflar sadece görüntü değildir.
İçinde bir günün ruhunu saklar.
Bizim o gün çekilen hatıra fotoğrafımız da böyle bir fotoğraf oldu.
Ankara Bize Bir Kez Daha Hatırlattı
Ankara ziyaretinden ayrılırken içimde şu düşünce vardı:
Bir millet yalnızca büyük ordularla değil, büyük hafızalarla da ayakta kalır.
Bir toplum yalnızca nüfusuyla değil, değerlerine sahip çıkmasıyla güçlü olur.
Bir insan ise makamıyla değil, emeğe ve insana verdiği değerle hatırlanır.
Erdoğan Karakuş Bey’in makamından ayrılırken yanımızda sadece tavsiyeler değil, güzel bir hatıra da götürdük.
Biz yolumuza devam edeceğiz.
Bulgaristan Türklerinin tarihini yazmaya, sorunlarını anlatmaya, gençlerine yol göstermeye ve Türk dünyasının ortak geleceği için çalışmaya devam edeceğiz.
Çünkü bizim için bu mücadele bir görevden önce bir vefa borcudur.
Ankara’da başlayan bu güzel sohbet de o vefa yolculuğunun unutulmayacak duraklarından biri olarak hafızamızda kalacaktır.

Babamızın Bize Bıraktığı En Büyük Miras: Adalet, Merhamet ve Vicdan
ANKARA’DA BİR ZİYARET, BİR HATIRA, BİR GÖNÜL BAĞI
Dijital Tarih Akademisi Erişime Açıldı