​Raziye ÇAKIR

İnsan, göğüs kafesinde sakladığı sevginin hacmi kadar yer kaplar evrende.

Gölgesi boyunu aşanların değil, kalbi dünyayı kucaklayanların izi kalır toprakta.
Menfaat denilen o fani köprü yıkıldığında karşı kıyıya kaçanları değil;
Fırtınada liman, yangında su, son nefeste siper olanı al ömrüne.

Çünkü sadakat, zamanın değil, ahlakın sınavıdır.
​Yolun; vefayı bir yük değil, bir onur madalyası gibi taşıyanlara düşsün.
Vicdanı, karanlıkta yol gösteren bir fener;
Merhameti, dilsizlere dil, kimsesizlere sığınak olan;
Aşkı, günübirlik bir heves değil, bir ömür sürecek bir “inşa” olarak gören
O vakur ruhlarla kesişsin kaderin.
​Dağın heybetini sabrın, denizin derinliğini ise sessizliğin bil.

Doğanın ritmiyle çatışma, onun sükûnetine teslim ol.
Sevgiyi bir mülk gibi elde etmeye değil, bir hakikat gibi hak etmeye çalış.

Unutma ki; hürmet gösterilmeyen her duygu, köksüz bir ağaç gibi kurumaya mahkumdur.

​Hayat, senden büyük mucizeler dilemiyorum… Sadece içinde haramın gölgesi olmayan sıcak bir lokma,
Bir de ruhumun aynası olacak duru bir tebessüm.
Ve ne olur, bu gürültülü dünyada bana “insan” olduğumu unutturma.

​Çünkü idrak ettim ki:
Hiçbir hırsın peşinde koşmak,
Hiçbir sahte umuda tutunmak,
Seni tefekkür etmek,
Seni bir ibadet gibi sevmek,
Ve o gözlerdeki saklı manayı okumak kadar
Sahici, köklü ve kutsal olamaz!

Yazar