Arzu ÜNAL
İnsan bazen öyle bir noktaya gelir ki önünde deniz, arkasında düşman varmış gibi hisseder. Gidecek yol kalmamıştır. Bazen hayat bir zindana dönüşür; kapılar kapanır, sesinizi kimse duymaz. Bazen de etrafınızı öyle büyük bir ateş sarar ki kurtuluş ihtimali görünmez.
Tam da böyle zamanlarda insanın en büyük imtihanı başlar:
Gördüğüne mi inanacaktır, yoksa inandığı için görünmeyen bir çıkış yolunun varlığını mı kabul edecektir?
Kur’an kıssalarının en büyük mesajlarından biri budur. Musa’nın önünde deniz vardı. Yusuf’un üzerinde zindanın karanlığı vardı. İbrahim’in çevresinde ateş vardı.
Ama hiçbirinin hikâyesi orada bitmedi.
Çünkü insanın gördüğü yer, Allah’ın takdirinin son noktası değildir.
MUSA’NIN ÖNÜNDE DENİZ VARDI, AMA YOL DA VARDI
Hz. Musa’nın kıssasında insan psikolojisinin en zor anlarından birini görürüz.
Önde deniz…
Arkada Firavun’un ordusu…
Yanındakiler korkuya kapılmıştı.
Görünen tabloya göre kaçış mümkün değildi.
İşte insanların çoğu hayatta tam burada teslim olur.
“Artık bitti.”
“Çıkış yok.”
“Bundan sonra hiçbir şey düzelmez.”
der.
Oysa Musa’nın inancı farklıydı.
Çünkü o yalnız karşısındaki denize bakmıyordu; kendisini oraya kadar getiren kudrete de inanıyordu.
Ve deniz yarıldı.
Burada asıl mucize yalnızca suyun ikiye ayrılması değildir.
Asıl mesaj şudur:
Allah dilerse engel gördüğünüz şeyi yol haline getirir.
Bugün önümüzdeki problem bir ekonomik kriz olabilir.
Bir aile meselesi olabilir.
Bir hastalık olabilir.
Bir haksızlık olabilir.
Bir siyasi baskı olabilir.
Bir toplumsal çıkmaz olabilir.
Biz ona “deniz” deriz.
Fakat belki de o deniz, henüz açılmamış bir yoldur.
YUSUF’UN ZİNDANI SON DURAK DEĞİLDİ
Hz. Yusuf’un hayatına baktığımızda başka bir büyük ders görürüz.
Kardeşleri tarafından kuyuya atıldı.
Köle olarak satıldı.
İftiraya uğradı.
Zindana girdi.
İnsan gözüyle bakıldığında hayatı sürekli geriye gidiyordu.
Fakat kaderin büyük planında her düşüş, onu başka bir merhaleye hazırlıyordu.
Kuyu onu saraya götürdü.
Saray onu zindana götürdü.
Zindan ise onu devlet yönetimine taşıdı.
Bugün insanın en büyük yanılgılarından biri şudur:
Bulunduğu yeri, hayatının son durağı zannetmek.
Oysa bazen zindan bir bekleme odasıdır.
Bazen yaşadığımız haksızlık bizi daha büyük bir göreve hazırlar.
Bazen kaybettiğimiz bir makam başka bir kapının açılmasına vesile olur.
Bazen terk edildiğimiz bir yolculukta kendi gücümüzü keşfederiz.
Yusuf kıssası bize şunu öğretir:
Bugünkü şartlarınız, yarınki kaderiniz değildir.
İBRAHİM ATEŞİN İÇİNDEYDİ, AMA ATEŞİN DE SAHİBİ VARDI
Hz. İbrahim’in karşısındaki ateş sıradan bir ateş değildi.
Onu yok etmek için hazırlanmıştı.
İnsanlar ateşe baktığında yalnızca ölüm görüyorlardı.
Fakat İlahi irade başka türlü hükmetti.
Ateş yakmadı.
Çünkü ateşin de hükmü sınırsız değildi.
Bu kıssa insana çok önemli bir gerçeği öğretir:
Sizi çevreleyen şartlar güçlü olabilir; fakat mutlak güç sahibi değildir.
Bazen insan karşısındaki sistemi yenilmez görür.
Bazen zulmün hiç bitmeyeceğini düşünür.
Bazen güçlülerin sonsuza kadar güçlü kalacağını zanneder.
Tarih ise bunun tersini defalarca göstermiştir.
Firavunlar gider.
Nemrutlar gider.
Zindanların kapıları açılır.
Ateşler söner.
Geride yalnızca insanların hangi tarafta durduğu kalır.
ASLINDA BU KISSALAR GEÇMİŞİ DEĞİL, BUGÜNÜ ANLATIYOR
Kur’an kıssalarını yalnızca binlerce yıl önce yaşanmış hadiseler olarak okursak onların en büyük mesajını kaçırırız.
Çünkü Musa’nın denizi bugün de vardır.
Yusuf’un zindanı bugün de vardır.
İbrahim’in ateşi bugün de vardır.
Sadece şekilleri değişmiştir.
İnsan bazen borçların arasında sıkışır.
Bazen işsizliğin karanlığına düşer.
Bazen hastane koridorlarında umut arar.
Bazen ailesinden birinin derdiyle geceleri uyuyamaz.
Bazen haksızlığa uğrar.
Bazen yıllarca emek verdiği insanların nankörlüğüyle karşılaşır.
Bazen bir millet savaşın, işgalin veya zulmün altında kalır.
İşte o zaman insanın içindeki büyük soru ortaya çıkar:
“Buradan çıkış var mı?”
İman burada devreye girer.
İman, problemi yok saymak değildir.
İman, problemin Allah’tan büyük olmadığını bilmektir.
DUA PASİF BEKLEYİŞ DEĞİLDİR
Ancak burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekir.
İnsan yalnızca “Allah yardım eder” diyerek hareketsiz kalamaz.
Musa yürüdü.
Yusuf sabretti, çalıştı, yorumladı ve görev aldı.
İbrahim inancından taviz vermedi.
Yani peygamberlerin hayatında dua ile mücadele birbirinden ayrılmamıştır.
Bu nedenle gerçek tevekkül:
Önce elinden geleni yapmak,
sonra sonucu Allah’a bırakmaktır.
Çiftçi tohumu ekmeden yağmur bekleyemez.
Öğrenci çalışmadan başarı isteyemez.
Bir millet üretmeden kalkınamaz.
Bir devlet hazırlık yapmadan güçlü olamaz.
Bir insan yanlışlarını değiştirmeden hayatının değişmesini bekleyemez.
Dua, gayretin yerine geçmez; gayrete anlam ve yön verir.
ALLAH’TAN ÇIKIŞ İSTEYEN ÖNCE YÜRÜMEYE HAZIR OLMALI
Bugün birçok insan mucize bekliyor.
Fakat mucizenin kapısını çalacak adımı atmıyor.
Denizin açılmasını istiyoruz ama sahile kadar yürümek istemiyoruz.
Zindandan çıkmak istiyoruz ama Yusuf’un sabrını taşımak istemiyoruz.
Ateşten kurtulmak istiyoruz ama İbrahim’in kararlılığını göstermiyoruz.
Oysa hayatın kanunu açıktır:
İrade insandan, yardım Allah’tandır.
İnsan önce doğrulmalıdır.
Gayret göstermelidir.
Sebebe sarılmalıdır.
Çalışmalıdır.
Sabretmelidir.
Sonra dua etmelidir.
Çünkü dua, insanın kendi sınırlılığını kabul ederek sonsuz kudrete yönelmesidir.
BAZEN KURTULUŞ İSTEDİĞİMİZ ŞEKİLDE GELMEZ
İnsan çoğu zaman duasının cevabını kendi belirlediği biçimde bekler.
“Şu kapı açılsın.”
“Bu iş olsun.”
“Şu insan geri dönsün.”
“Bu problem hemen çözülsün.”
Fakat bazen Allah kapıyı açmaz; başka bir yol gösterir.
Bazen istediğimiz işi vermez; daha hayırlısını hazırlar.
Bazen bizi bulunduğumuz yerden çıkarmaz; bulunduğumuz yerde güçlendirir.
Bu nedenle dua yalnızca:
“Allah’ım bana istediğimi ver.”
demek değildir.
Bazen en güzel dua:
“Allah’ım benim için hayırlı olan yolu aç; hayırsız olanı benden uzaklaştır.”
demektir.
Çünkü insan bugünü görür.
Allah yarını bilir.
EN KARANLIK AN, BAZEN ŞAFAKTAN ÖNCEKİ ANDIR
Yusuf zindandayken Mısır’ın yönetiminde görev alacağını bilmiyordu.
Musa denizin önündeyken birkaç dakika sonra önünde yol açılacağını bilmiyordu.
İbrahim ateşe atılırken ateşin serinliğe dönüşeceğini bilmiyordu.
İnsan da çoğu zaman hayatının dönüm noktasına ne kadar yakın olduğunu bilemez.
Belki yıllardır beklediğiniz kapı yarın açılacak.
Belki umudunuzu kestiğiniz iş başka bir fırsata dönüşecek.
Belki bugün sizi ağlatan olay birkaç yıl sonra hayatınızın yönünü değiştiren bir nimet olarak anlaşılacak.
İşte bu yüzden insanın en büyük gücü ümidini kaybetmemesidir.
TOPLUMLARIN DA DENİZLERİ, ZİNDANLARI VE ATEŞLERİ VARDIR
Bu mesaj yalnızca bireylere ait değildir.
Milletlerin hayatında da Musa’nın denizleri vardır.
Savaşlar…
İşgaller…
Ekonomik krizler…
Göçler…
Darbeler…
Terör…
Yoksulluk…
Kimlik mücadeleleri…
Bazen bir millet yıllarca karanlık bir dönemden geçebilir.
Fakat tarih bize şunu gösteriyor:
Hiçbir zulüm ebedî değildir.
Hiçbir güç sonsuz değildir.
Hiçbir karanlık sabahı durduramaz.
Fakat toplumların kurtuluşu da yalnızca dua ederek değil; birlik, eğitim, üretim, adalet, ahlak ve çalışma ile mümkündür.
Milletler de denizi geçmek için yürümek zorundadır.
ASIL ZİNDAN UMUTSUZLUKTUR
Bir insanı dört duvar arasına koyabilirsiniz; fakat umudunu alamazsanız tamamen esir edemezsiniz.
Ama bir insan özgür sokaklarda yürürken ümidini kaybetmişse görünmeyen bir zindandadır.
Bu yüzden insanın kalbindeki en büyük savaş umutsuzlukla yapılan savaştır.
Şeytanın insana söylediği en tehlikeli sözlerden biri şudur:
“Artık senin için çok geç.”
Hayır.
Nefes varsa geç değildir.
Dua varsa geç değildir.
Tövbe varsa geç değildir.
Çalışma iradesi varsa geç değildir.
Yeniden başlama cesareti varsa geç değildir.
BELKİ SENİN DENİZİN DE YARIN YARILACAK
Bugün önünüzde aşılmaz görünen bir engel olabilir.
Belki ekonomik bir sıkıntı…
Belki aile içinde ağır bir mesele…
Belki yıllardır beklediğiniz bir adalet…
Belki sağlık…
Belki kaybettiğiniz bir insanın ardından taşıdığınız derin bir hüzün…
Belki de kimseye anlatamadığınız bir dert…
Şunu unutmayın:
Musa’nın denizi bir anda açıldı.
Yusuf’un zindan kapısı bir gün açıldı.
İbrahim’in ateşi serinliğe dönüştü.
Fakat hiçbiri mücadeleden, sabırdan ve inançtan vazgeçmedi.
İşte mesele budur.
DENİZE DEĞİL, DENİZİ YARABİLENE BAK
Hayat boyunca karşımıza denizler çıkacaktır.
Zindanlar çıkacaktır.
Ateşler çıkacaktır.
Bazen korkacağız.
Bazen yorulacağız.
Bazen “artık gücüm kalmadı” diyeceğiz.
Fakat Müslümanın kalbinde daima bir cümle daha bulunmalıdır:
“Rabbim benimle beraberdir; bana bir yol gösterecektir.”
Çünkü Musa’nın önünde deniz vardı ama Allah vardı.
Yusuf’un etrafında zindan vardı ama Allah vardı.
İbrahim’in çevresinde ateş vardı ama Allah vardı.
Ve bugün senin çevrende ne kadar büyük bir sıkıntı olursa olsun…
Allah yine vardır.
Öyleyse çalış.
Doğru yolda kal.
Sabret.
Dua et.
Kapıları zorla.
Ümidini kaybetme.
Çünkü insanın gördüğü bütün yollar kapanabilir; fakat Allah’ın açacağı yol insanın hesabına sığmaz.
Belki de bugünkü en büyük sıkıntın, yarın anlatacağın en büyük kurtuluş hikâyenin başlangıcıdır.
Yeter ki sen yürümekten vazgeçme.
Ve gönülden söyle:
ÂMİN.

Kosova’da Savaş Döneminden Kalma Muhtemel Toplu Mezarda 3 Kişinin Kalıntıları Bulundu
ABD Kongresi Üyeleri Büyük Deniz Interkonnektör Projesi’ni Destekliyor
Yunanistan’da Vergi Memurları 26 Ağustos’a Kadar Protesto Edecek
Bulgaristan’da Neo-Nazi “Blood & Honour” Ağına Operasyon: 18 Kişi Gözaltında
Tuna’da Ortaya Çıkan Dört Adet Top Mermisi Etkisiz Hale Getirildi