Raziye ÇAKIR
Bir inek su içer, onu süte dönüştürür.
Bir yılan aynı suyu içer, onu zehre dönüştürür.
Su aynıdır; fakat sonuç farklıdır.
Çünkü mesele kaynak değil, içimizde taşıdığımız cevherdir.
Hayat da böyledir.
Aynı dünyada yaşarız, aynı güneşin altında yürür, aynı yağmurun altında ıslanırız. Aynı acılardan geçebilir, benzer kayıplar yaşayabilir, aynı imkânlara sahip olabiliriz. Fakat herkes yaşadıklarını aynı şeye dönüştürmez.
Bir insan acıdan merhamet üretir, diğeri öfke.
Bir insan güçten hizmet çıkarır, diğeri kibir.
Bir insan serveti paylaşmaya dönüştürür, diğeri ihtirasa.
Bir insan bilgiyi hikmete çevirir, diğeri başkalarını küçümsemenin aracına.
Demek ki insanı belirleyen yalnızca ne yaşadığı değildir.
Asıl belirleyici, yaşadıklarını neye dönüştürdüğüdür.
AYNI HAYAT, FARKLI İNSANLAR
İnsanların önüne bazen benzer şartlar çıkar.
İki kardeş aynı evde büyür; biri merhametli olur, diğeri sert.
İki öğrenci aynı okulda okur; biri bilgisini insanlara fayda için kullanır, diğeri yalnızca kendisini üstün görmek için.
İki yönetici aynı makama gelir; biri kapısını halka açar, diğeri kapıları halka kapatır.
İki insan aynı kaybı yaşar; biri hayatın kıymetini daha fazla anlar, diğeri hayata küser.
İşte tam burada insanın iç dünyası devreye girer.
Çünkü hayat bize bir ham madde verir.
Acı verir.
Sevgi verir.
Para verir.
Makam verir.
Bilgi verir.
İmkân verir.
Fakat bunların neye dönüşeceğini bizim karakterimiz belirler.
İNSANIN İÇİNDE NE VARSA DIŞARI O ÇIKAR
Bir bardağın içine ne koyarsanız sarsıldığında o dökülür.
İnsanın kalbi de böyledir.
İçine yıllarca sevgi doldurmuşsanız zor zamanınızda bile merhamet çıkar.
İçine kin doldurmuşsanız küçük bir mesele büyük bir düşmanlığa dönüşebilir.
İçine vefa koymuşsanız yıllar geçse de iyiliği unutmazsınız.
İçine haset koymuşsanız başkasının başarısı sizi rahatsız eder.
Bu yüzden insanın en büyük yatırımı dışarıya değil, içine yaptığı yatırımdır.
Ev büyütmek kolaydır.
Servet büyütmek mümkündür.
Makam büyütmek mümkündür.
Asıl zor olan, kalbi büyütmektir.
Çünkü büyük evlerde küçük insanlar da yaşayabilir.
Büyük makamları küçük karakterler de işgal edebilir.
Büyük servetlerin başında vicdansız insanlar da bulunabilir.
Ama büyük bir yürek, çoğu zaman yokluk içinde bile büyüklüğünü belli eder.
ACI İNSANI YA ZEHİRLER YA OLGUNLAŞTIRIR
Hayatta herkes bir gün acıyla karşılaşır.
Bir yakınımızı kaybederiz.
Bir dostumuz bizi hayal kırıklığına uğratır.
Emek verdiğimiz bir iş yıkılır.
Haksızlığa uğrarız.
Yalnız kalırız.
Beklediğimiz bir kapı açılmaz.
İşte insanın karakteri tam da bu anlarda şekillenir.
Bazıları yaşadığı acıyı başkalarına taşır.
“Bana yapıldı, ben de yaparım” der.
Bazıları ise acısından bir ders çıkarır.
“Ben bunun nasıl bir şey olduğunu biliyorum; başkasına yaşatmayacağım” der.
İşte iki insan arasındaki büyük fark budur.
Biri acıyı zehre dönüştürür.
Diğeri merhamete.
Birinin yaşadıkları kalbini sertleştirir.
Diğerinin yaşadıkları kalbini derinleştirir.
Olgunluk, acı çekmemek değildir; acının içimizdeki iyiliği öldürmesine izin vermemektir.
BİZE KÖTÜLÜK YAPANLAR BİZİ KENDİLERİNE BENZETMESİN
Hayatta belki de en zor imtihan budur.
Bize haksızlık yapan birine benzememek.
Bizi aldatan biri yüzünden dürüstlükten vazgeçmemek.
Bizi terk eden biri yüzünden vefasız olmamak.
Bizi kıran biri yüzünden herkesi kırmaya başlamamak.
Çünkü kötülüğün en büyük başarısı, yalnızca bize zarar vermesi değildir.
Asıl başarısı, bizi de kendisine benzetebilmesidir.
Bir insanın kazanabileceği en büyük zaferlerden biri şudur:
“Sen bana bunu yaptın ama ben senin gibi olmayacağım.”
Bu cümle bazen yıllarca verilen bir mücadelenin özetidir.
MAKAM İNSANI DEĞİŞTİRMEZ, İÇİNDEKİNİ GÖSTERİR
Toplumda sık sık şöyle denir:
“Bu adam makamı alınca değişti.”
Belki de her zaman değişmedi.
Belki makam, içindekini görünür hâle getirdi.
Çünkü güç insan karakterinin aynasıdır.
Yetki eline geçtiğinde gerçek niyet ortaya çıkar.
Kimi insan makamı hizmet için kullanır.
Kimi insan makamı kendisini büyütmek için.
Kimi yönetici, “Bu yetkiyle insanlara nasıl faydalı olabilirim?” diye sorar.
Kimi ise, “Bu makamla ne kadar güçlü görünebilirim?” diye düşünür.
Aradaki fark bir ülkenin kaderini bile değiştirebilir.
Bu yüzden devletler yalnız eğitimli insan yetiştirmemelidir.
Karakterli insan yetiştirmelidir.
Çünkü ahlaksız bilgi tehlikelidir.
Vicdansız güç daha da tehlikelidir.
BİLGİ TEK BAŞINA YETMEZ
Bugün insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar bilgiye sahibiz.
Teknoloji gelişiyor.
Yapay zekâ büyüyor.
Savunma sistemleri gelişiyor.
Tıp ilerliyor.
İnsanlık uzaya gidiyor.
Ama aynı zamanda dünyada savaşlar, zulümler, sömürüler ve adaletsizlikler devam ediyor.
Bu bize önemli bir şey anlatıyor:
Bilgi ile insanlık aynı şey değildir.
Bir insan çok şey biliyor olabilir ama iyi insan olmayabilir.
Bir toplum teknolojik olarak güçlü olabilir ama adaletsiz davranabilir.
Demek ki eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir.
Eğitim, bilgiyi taşıyabilecek karakteri de inşa etmektir.
Çocuklarımızın yalnız zekâsını değil, vicdanını da büyütmek zorundayız.
Çünkü teknoloji gücü artırır.
Ama gücün hangi yönde kullanılacağını ahlak belirler.
DEVLETLERİN ASIL CEVHERİ İNSANDIR
Bu söz yalnız bireyler için geçerli değildir.
Devletler için de geçerlidir.
Bir ülkenin petrolü olabilir.
Altını olabilir.
Gazı olabilir.
Verimli toprakları olabilir.
Stratejik bir coğrafyası olabilir.
Ama bunların hiçbiri tek başına güçlü devlet kurmaya yetmez.
Çünkü kaynaklar doğru insanın elinde zenginliğe, yanlış insanın elinde felakete dönüşebilir.
Bir ülkenin asıl cevheri toprağın altında değildir.
Toprağın üzerindeki insandadır.
İyi öğretmende.
Dürüst hâkimde.
Liyakatli bürokratta.
Üreten mühendiste.
Vicdanlı doktorda.
Çalışkan işçide.
Helal kazanan esnafta.
Vatanını seven gençte.
Bir ülke insanını yetiştirirse kaynaklarını da üretir.
Ama insanını kaybederse, sahip olduğu kaynakları da zamanla kaybedebilir.
Bu yüzden devletlerin en büyük stratejik yatırımı bina değil, insandır.
ÇOCUKLARIMIZA NE BIRAKACAĞIZ?
Anne babalar yıllarca çocukları için çalışır.
Ev alır.
Arsa alır.
Para biriktirir.
Bir şeyler bırakmak ister.
Bunlar elbette önemlidir.
Ama bir çocuğa bırakılacak en büyük miras karakterdir.
Ev bir gün satılabilir.
Para bitebilir.
Mal paylaşılabilir.
Ama çocuk çalışmayı öğrenmişse yeniden kazanabilir.
Dürüstlüğü öğrenmişse yolunu kaybetmez.
Merhameti öğrenmişse insanlığını unutmaz.
Vefayı öğrenmişse geçmişine sırtını dönmez.
Adaleti öğrenmişse gücü eline geçtiğinde zalimleşmez.
Bu nedenle çocuklarımıza yalnız servet değil, cevher bırakmalıyız.
HAYATTA EN ÇOK NEYİ BİRİKTİRDİK?
İnsan yıllarca bir şeyler biriktirir.
Para.
Eşya.
Hatıra.
Makam.
Başarı.
Fakat asıl soru şudur:
Kalbimizde ne biriktirdik?
İyilik mi?
Kin mi?
Vefa mı?
Hesap mı?
Sevgi mi?
Öfke mi?
Çünkü hayatın sonunda bize eşlik edecek olan biriktirdiğimiz eşyalar değildir.
İnsanların hafızasında bıraktığımız izdir.
Bir gün makamımız olmayacak.
Evimiz başkasının olacak.
Eşyalarımız paylaşılacak.
Adımız belki birkaç nesil sonra daha az anılacak.
Ama bir insanın hayatına dokunduysak, iyiliğimiz yaşamaya devam edecek.
Bazen insanın gerçek eseri yaptığı bina değil, bir başka insanın kalbinde bıraktığı izdir.
HER ZAMAN “YARIN” OLMAYABİLİR
Hayat bize en ağır dersini bazen bir kayıpla verir.
“Bir ara giderim” dediğimiz insan gider.
“Bir gün konuşurum” dediğimiz kişi artık karşımızda olmaz.
“Sonra sarılırım” dediğimiz anne, baba ya da dost bir gün yalnız hatıramızda kalır.
İşte o zaman anlarız:
Sevgi ertelenmemelidir.
Vefa ertelenmemelidir.
Teşekkür ertelenmemelidir.
Helalleşmek ertelenmemelidir.
Çünkü hayat uzunmuş gibi görünür ama bazen bir telefon kadar kısadır.
Bir sabah gelir ve her şey değişir.
Bu yüzden içimizdeki güzel şeyi bugünden göstermeliyiz.
STRATEJİK MESELE: İYİ İNSAN YETİŞTİRMEK
Bir ülkenin geleceğini konuşurken yalnız ekonomi, savunma, sanayi ve teknoloji konuşmak yetmez.
Asıl soru şudur:
Nasıl bir insan yetiştiriyoruz?
Bilgili ama ahlaksız mı?
Güçlü ama merhametsiz mi?
Zengin ama vicdansız mı?
Diplomalı ama sorumluluk almayan mı?
Yoksa bilgili, çalışkan, üretken, vefalı, adaletli ve milletine karşı sorumluluk duyan insanlar mı?
Bir ülkenin geleceğini yollarından çok gençleri belirler.
Fabrikalarından çok öğretmenleri belirler.
Silahlarından çok karakteri sağlam insanları belirler.
Çünkü devletin en güçlü savunma hattı, yalnız sınırdaki asker değildir.
Vicdanı sağlam insandır.
AYNI SUYU İÇİYORUZ, AYNI ŞEYİ ÜRETMİYORUZ
Hayat herkese farklı miktarda imkân verir.
Ama verdiği imkânların sonucunu yalnız hayat belirlemez.
İnsan da belirler.
Birine para verir; hayır çıkar.
Birine para verir; kibir çıkar.
Birine güç verir; adalet çıkar.
Birine güç verir; zulüm çıkar.
Birine acı verir; merhamet çıkar.
Birine acı verir; nefret çıkar.
Demek ki asıl mesele suyun nereden geldiği değildir.
Suyun içimizden geçtikten sonra neye dönüştüğüdür.
BİZ HAYATI NEYE DÖNÜŞTÜRDÜK?
Belki de insanın kendisine zaman zaman sorması gereken en büyük soru budur:
Hayat bana ne verdi değil…
Ben bana verileni neye dönüştürdüm?
Acımı merhamete çevirebildim mi?
Gücümü hizmete dönüştürebildim mi?
Bilgimi başkasının yolunu aydınlatmak için kullanabildim mi?
Servetimle bir yetimin yüzünü güldürebildim mi?
Bana yapılan kötülüğe rağmen iyi kalabildim mi?
Sevdiklerime sevgimi zamanında gösterebildim mi?
Bir ömür verildi; peki o ömürden geriye ne bıraktım?
İşte günün sonunda insanın gerçek hesabı burada başlar.
Mesele yalnızca hangi ailede doğduğumuz, hangi şartlarda büyüdüğümüz, ne kadar kazandığımız veya hangi makama geldiğimiz değildir.
Mesele, bütün bunların içimizden geçtikten sonra bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.
Çünkü aynı suyu herkes içebilir.
Ama herkes süt üretmez.
Herkes aynı acıyı yaşayabilir.
Ama herkes merhamet üretmez.
Herkes güç sahibi olabilir.
Ama herkes adaletli kalamaz.
Ve insanın gerçek değeri tam da burada ortaya çıkar:
İçinde ne taşıdığı ve dünyaya ne verdiğiyle.
O hâlde kalbimize iyi şeyler dolduralım.
Vefa.
Merhamet.
Adalet.
Sevgi.
Sabır.
Şükür.
Çalışkanlık.
Çünkü bir gün dünyadan giderken geride bıraktığımız en büyük miras, sahip olduklarımız değil, insanların gönlünde bıraktığımız iz olacaktır.
Kaynak imkândır.
Cevher karakterdir.
Hayat ise o karakterin imtihanıdır.

Kosova’da Savaş Döneminden Kalma Muhtemel Toplu Mezarda 3 Kişinin Kalıntıları Bulundu
ABD Kongresi Üyeleri Büyük Deniz Interkonnektör Projesi’ni Destekliyor
Yunanistan’da Vergi Memurları 26 Ağustos’a Kadar Protesto Edecek
Bulgaristan’da Neo-Nazi “Blood & Honour” Ağına Operasyon: 18 Kişi Gözaltında
Tuna’da Ortaya Çıkan Dört Adet Top Mermisi Etkisiz Hale Getirildi