Sinan AKBAŞ
1930’ların Avrupa’sında bir Türk, yalnız rakiplerini değil; Türk insanına biçilen dar kalıpları da yere vuruyordu.
Tarih bazen savaş meydanlarında yazılır. Bazen diplomasi masalarında, bazen bilim laboratuvarlarında…
Bazen de bir güreş minderinde.
Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan’ın hikâyesine yalnızca “çok güçlü bir güreşçinin başarıları” diye bakarsak asıl meseleyi kaçırırız. Çünkü onun Avrupa’daki mücadelesi, genç Cumhuriyet’in dünyaya kendisini kabul ettirmeye çalıştığı yıllarda gerçekleşmiştir.
Karşımızda yalnızca kas gücü değil; özgüven, disiplin, temsil sorumluluğu ve milli karakter vardır.
Kaynaklarda Hüseyin Alkaya’nın 1908 yılında Kırcaali’nin Alkaya köyünde doğduğu, 14 yaşında güreşe başladığı ve 1927 yılında ailesiyle Türkiye’ye göç ederek Tekirdağ’a yerleştiği belirtiliyor. Tekirdağ Valiliği ve Süleymanpaşa kaynaklarında, Fransa’da 30 bin seyirci önünde dört rakibini 15’er dakikada mağlup ederek uluslararası ün kazandığı aktarılıyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken tarihî bir ayrıntı vardır: Bazı kaynaklar Fransa başarısını 1935 yılıyla ilişkilendirirken, Hüseyin Pehlivan’ın kendi anlatımına dayandırılan başka kayıtlar Paris yolculuğunu 1938 kışı olarak verir. Bu nedenle kesin tarih konusunda kaynaklar arasında farklılık bulunmaktadır.
Fakat tarih tartışmasının değiştirmediği büyük gerçek şudur:
Avrupa’nın ortasında bir Türk pehlivanı, on binlerce insanın karşısına çıkmış ve Türk güreşinin kudretini göstermiştir.
BİR MİNDER, 30 BİN SEYİRCİ VE BİR MİLLETİN İTİBARI
Düşünün…
Tribünlerde yaklaşık 30 bin insan.
Siz yabancı bir ülkedesiniz.
Salon sizin değil.
Seyirci sizin değil.
Rakipler sizin değil.
Fakat omuzlarınızdaki sorumluluk yalnızca kendinize ait de değil.
Çünkü üzerinizde görünmeyen bir forma vardır:
Türkiye.
İşte Hüseyin Pehlivan’ın başarısını stratejik açıdan değerli yapan budur.
Bir sporcu yurtdışına çıktığında artık yalnızca kendisini temsil etmez. Bayrağını, toplumunu, kültürünü ve ülkesinin insan tipini de temsil eder.
Bugün buna uluslararası ilişkiler literatüründe “yumuşak güç” diyoruz.
Hüseyin Pehlivan bunu akademik kitaplardan öğrenmedi.
Minderde uyguladı.
GÜÇLÜ DEVLETİN ÖNCE GÜÇLÜ İNSANI OLUR
Devletlerin gücü yalnızca tank, uçak, füze, fabrika veya milli gelirle ölçülmez.
Bütün bunların arkasında bir unsur vardır:
İnsan.
Kendine güvenmeyen insanlardan kendine güvenen devlet kurulamaz.
Disiplinsiz insanlardan kurumsal devlet çıkmaz.
Mücadeleden kaçan nesillerden büyük medeniyet doğmaz.
Hüseyin Pehlivan’ın bize bıraktığı stratejik ders tam burada başlamaktadır.
Türkiye’nin öncelikli meselelerinden biri güçlü insan yetiştirmek olmalıdır.
Güçlü derken yalnızca fiziksel güçten söz etmiyorum.
Bilgide güçlü.
Ahlakta güçlü.
İradede güçlü.
Ekonomide üretken.
Bilimde iddialı.
Sporda disiplinli.
Kültürüne bağlı fakat dünyayı okuyabilen.
Yenilgiden korkmayan.
Başarı karşısında şımarmayan.
İşte stratejik insan budur.
KIRCAALİ’DEN TEKİRDAĞ’A, TEKİRDAĞ’DAN DÜNYAYA
Hüseyin Pehlivan’ın hayatının çok önemli başka bir tarafı daha vardır.
O, Kırcaali doğumludur.
1927 yılında ailesiyle Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiş ve Tekirdağ’a yerleşmiştir.
Bu ayrıntı aslında Balkan Türklerinin tarihini anlamamız açısından son derece önemlidir.
Balkanlar yalnızca kaybedilmiş toprakların coğrafyası değildir.
Balkanlar aynı zamanda Türkiye’ye insan sermayesi taşıyan büyük bir tarih havzasıdır.
Göçlerle Anadolu’ya gelen insanlar beraberlerinde yalnız bavullarını getirmediler.
Çalışma kültürlerini getirdiler.
Dirençlerini getirdiler.
Acılarını getirdiler.
Mesleklerini getirdiler.
Ve en önemlisi:
Mücadele ruhlarını getirdiler.
Hüseyin Alkaya bunun sembol isimlerinden biridir.
Kırcaali’nin bir köyünden çıkan çocuk, Tekirdağ’a geldi.
Tekirdağ onu bağrına bastı.
O da Tekirdağ’ın adını dünyaya taşıdı.
Böylece ortaya çok anlamlı bir tarih çizgisi çıktı:
Kırcaali → Tekirdağ → İstanbul → Kırkpınar → Avrupa.
Bu çizgi aslında Balkan Türklerinin Türkiye’nin sosyal ve kültürel tarihine yaptığı katkının küçük bir modelidir.
ASIL GÜÇ KASLARDA DEĞİL KARAKTERDEDİR
Hüseyin Pehlivan’ın hikâyesindeki en önemli noktalardan biri de karakter meselesidir.
Bazı anlatımlarda, Avrupa’daki organizatörlerin ona para karşılığında müsabaka kaybetmesini teklif ettiği; Hüseyin Pehlivan’ın ise bunu reddettiği aktarılmaktadır.
İşte gerçek pehlivanlık burada başlıyor.
Çünkü insan rakibini yenebilir.
Fakat mesele kendi zaaflarını yenebilmektir.
Para önüne geldiğinde karakterini koruyabiliyor musun?
Şöhret geldiğinde değişiyor musun?
Çıkar karşısında eğiliyor musun?
Hüseyin Pehlivan’ın bize bıraktığı asıl miras pazularından çok burada aranmalıdır.
Bir milletin gerçek gücü, satın alınamayan insanlarının sayısı kadardır.
Bu cümleyi yalnız spor için düşünmeyelim.
Bürokrasi için de böyledir.
Siyaset için de.
Akademi için de.
Gazetecilik için de.
İş dünyası için de.
Ordu için de.
Bir ülkenin kurumları ne kadar güçlü görünürse görünsün, eğer insanlarının karakteri satın alınabiliyorsa o sistemin stratejik dayanıklılığı zayıftır.
Bu nedenle Hüseyin Pehlivan yalnız spor tarihinin değil, karakter eğitiminin de örneğidir.
“KAYBEDEN GAZOZ İÇER”
Hüseyin Pehlivan’a atfedilen meşhur bir söz vardır:
“Kaybeden gazoz içer.”
İlk bakışta basit, hatta nükteli bir meydan okuma gibi görünüyor.
Ama arkasında çok güçlü bir psikoloji vardır:
Rakibinden korkmamak.
Bir mücadele başlamadan önce zihninde yenilmişsen dünyanın en güçlü kasları seni kurtaramaz.
Fakat zihnen ayaktaysan fiziksel sınırlarının ötesine geçebilirsin.
Milletler için de böyledir.
Ekonomik kalkınmanın arkasında özgüven vardır.
Savunma sanayiinin arkasında özgüven vardır.
Bilimsel atılımın arkasında özgüven vardır.
“Biz yapamayız” diyen toplum tüketici olur.
“Biz de yapabiliriz” diyen toplum üretici olur.
“Biz daha iyisini yapacağız” diyen toplum ise oyun kurucu olur.
Hüseyin Pehlivan’ın minder psikolojisini devlet stratejisine tercüme edersek ortaya şu çıkar:
Önce zihinsel bağımsızlık.
Sonra üretim.
Sonra rekabet.
Sonra küresel başarı.
SPOR ASLINDA BİR DEVLET POLİTİKASIDIR
Buradan bugünün Türkiye’sine gelmeliyiz.
Sporu yalnızca madalya kazanma faaliyeti olarak görürsek büyük hata yaparız.
Spor;
gençlik politikasıdır,
sağlık politikasıdır,
eğitim politikasıdır,
disiplin politikasıdır,
uluslararası tanıtım politikasıdır,
hatta milli güvenlik kültürünün tamamlayıcı unsurlarından biridir.
Çünkü spor gençlere mücadele etmeyi, kaybetmeyi, yeniden ayağa kalkmayı, rakibine saygı göstermeyi ve kurallar içerisinde kazanmayı öğretir.
Dolayısıyla Türkiye’nin uzun vadeli insan kaynağı stratejisinde spor çok daha merkezi bir konuma yerleştirilmelidir.
Özellikle güreş, okçuluk, binicilik ve geleneksel sporlarımız yalnızca folklorik faaliyetler olarak görülmemelidir.
Bunlar aynı zamanda kültürel hafıza taşıyıcılarıdır.
HÜSEYİN PEHLİVAN BİR MARKA OLMALI
Burada çok somut bir önerim var.
Türkiye büyük sporcularını yalnızca ölüm yıldönümlerinde hatırlamamalıdır.
Hüseyin Pehlivan gibi isimler uluslararası kültür ve spor markalarına dönüştürülmelidir.
Tekirdağ’da adına heykel ve okul bulunması, anma programları ve turnuvalar düzenlenmesi önemlidir.
Fakat daha fazlasını yapabiliriz.
Uluslararası Hüseyin Pehlivan Güreş Turnuvası dünya çapında bir organizasyona dönüştürülebilir.
Kırcaali-Tekirdağ arasında spor ve kültür köprüsü kurulabilir.
Türkiye, Bulgaristan ve Balkan ülkelerinden genç güreşçiler bir araya getirilebilir.
Hayatı belgesellerle, çocuk kitaplarıyla, çizgi filmlerle ve dijital içeriklerle yeni nesillere anlatılabilir.
Böylece bir pehlivanın hatırası yalnız geçmişi anlatmaz; geleceği inşa eden bir araca dönüşür.
İşte kültürel strateji budur:
Hatırayı güce çevirmek.
YENİ HÜSEYİNLER YETİŞTİRMEK
Bizim asıl meselemiz Hüseyin Pehlivan’ı yalnızca anmak değildir.
Asıl mesele yeni Hüseyinler yetiştirmektir.
Ama bu kez yalnız minderlerde değil.
Bilim olimpiyatlarında…
Üniversitelerde…
Teknoloji laboratuvarlarında…
Savunma sanayiinde…
Diplomaside…
Sanatta…
Sporda…
Girişimcilikte…
Dünyanın her yerinde Türk gençleri çıktıkları alanlarda aynı özgüveni gösterebilmelidir:
“Ben buradayım ve en iyilerle yarışmaya geldim.”
Türkiye’nin gerçek yüzyılı böyle kurulacaktır.
Sloganlarla değil.
İnsan yetiştirerek.
BİR PEHLİVANIN OMUZLARINDAKİ BAYRAK
Hüseyin Pehlivan’ın hikâyesini bu nedenle yalnız spor sayfalarına hapsetmeyelim.
1908’de Kırcaali’de doğan bir çocuk…
Göç ediyor.
Tekirdağ’a geliyor.
Çalışıyor.
Güreşiyor.
Kırkpınar’da yükseliyor.
Avrupa’ya gidiyor.
On binlerin karşısına çıkıyor.
Ve Türk insanının gücünü dünyaya gösteriyor.
Bir insanın hayatı bazen bir milletin hikâyesinin küçük bir özeti olabilir.
Hüseyin Pehlivan’ın hayatında Balkanlar vardır.
Göç vardır.
Türkiye vardır.
Emek vardır.
Kırkpınar vardır.
Avrupa vardır.
Mücadele vardır.
Ve hepsinin üzerinde Türk milletini temsil etmenin sorumluluğu vardır.
SON SÖZ: MEYDAN DEĞİŞİR, MÜCADELE DEVAM EDER
1930’larda meydan güreş minderiydi.
Bugün meydan değişti.
Bugünün meydanı teknoloji.
Yapay zekâ.
Enerji.
Savunma sanayii.
Uzay.
Ekonomi.
Diplomasi.
Kültür.
Eğitim.
Ama değişmeyen bir gerçek var:
Meydana güçlü çıkan kazanıyor.
Hüseyin Pehlivan’ın mirasını doğru okuyacaksak onun kaç rakibi yendiğini anlatmakla yetinmemeliyiz.
Çocuklarımıza şunu öğretmeliyiz:
Mesele rakibini yere sermek değildir.
Mesele düştüğünde yeniden ayağa kalkabilecek bir millet yetiştirmektir.
Hüseyin Pehlivan’ın bize bıraktığı stratejik ders budur.
Bir ülkenin geleceğini yalnız silahları değil, yetiştirdiği insanın kalitesi ve karakteri belirler.
Bu nedenle Hüseyin Pehlivan’ın hikâyesi geçmişten gelen bir hatıra değil, geleceğe gönderilmiş bir mesajdır:
Güçlü insan yetiştir.
Karakterli insan yetiştir.
Kökünü bilen insan yetiştir.
Dünyayla yarışmaktan korkmayan insan yetiştir.
Çünkü dün Paris’te 30 bin kişinin karşısına çıkan bir Hüseyin Pehlivan vardı.
Yarın dünyanın bilim, teknoloji, ekonomi ve diplomasi meydanlarına çıkacak binlerce Hüseyin yetiştirmek zorundayız.
Ve unutmayalım:
Pehlivan yalnız rakibini yenen değildir.
Pehlivan; korkusunu, çıkarını ve teslimiyeti yenendir.
İşte o zaman milletler yalnız güçlü olmaz.
Tarih yazmaya başlar.

Kosova’da Savaş Döneminden Kalma Muhtemel Toplu Mezarda 3 Kişinin Kalıntıları Bulundu
ABD Kongresi Üyeleri Büyük Deniz Interkonnektör Projesi’ni Destekliyor
Yunanistan’da Vergi Memurları 26 Ağustos’a Kadar Protesto Edecek
Bulgaristan’da Neo-Nazi “Blood & Honour” Ağına Operasyon: 18 Kişi Gözaltında
Tuna’da Ortaya Çıkan Dört Adet Top Mermisi Etkisiz Hale Getirildi