Rafet ULUTÜRK
Bugün Türkiye’nin de, dünyanın da en çok ihtiyaç duyduğu şey; laf kalabalığı yapanlar değil, işin sonunu bilen adamlardır.
Diplomalardan, sosyal medya etiketlerinden, ekranlarda parlayan yüzlerden bahsetmiyorum.
Ben, gözleriyle değil ferasetle görenlerden, bir sözün nereye varacağını tartanlardan, geleceği koklayanlardan söz ediyorum.
İşte bu adamlar, azdır.
Ama bir milletin kaderini çoğu zaman işte bu azlar belirler.
Çünkü her söz söylenmeden önce düşünülmelidir.
Her karar, nereye gideceği hesap edilerek verilmelidir.
Ama günümüz öyle bir çağ ki, herkes konuşuyor ama çok azı gerçekten ne dediğini biliyor.
Çoğu kişi sadece günü kurtarıyor, oysa bilen adam yarını gözetiyor.
Kimi susuyor çünkü korkuyor.
Kimi susuyor çünkü hakikati anlatsaydı taşlanacaktı.
Ama bilen adam; susarken bile haykırır.
Feraset bir meziyettir.
Öngörü bir nimettir.
Bu milletin geçmişi, hep işin sonunu bilen birkaç adamın omuzlarında taşınmıştır.
Onlar ki, tehlikeyi sezmiş, krizi fırsata çevirmiş, felaketi fırsat bilip milleti uyandırmışlardır.
Bugün de öyle bir eşikteyiz.
Ya bilenlerle yürüyeceğiz…
Ya da bilmediği hâlde biliyormuş gibi yapanların elinde savrulacağız.
Bugün sadece bugünü gören değil,
dağın ardını görenlere ihtiyacımız var.
Ufuk çizgisiyle yetinmeyen,
önümüzdeki vadileri, ormanları, karanlıkları ve güneşi görebilenlere…
Çünkü yol sadece ön değil, ilerisiyle anlam kazanır.
Ve o ileriyi ancak, kalbiyle görenler okuyabilir.
İşin sonunu bilen adam;
bir cümlenin bir toplumu çatlatabileceğini,
bir suskunluğun da bin yangını söndürebileceğini bilir.
Konuşmak değil mesele,
ne zaman susacağını bilmek de bir ilimdir.
Ve maalesef, en çok da bu bilgiye sahip adamlar susturuluyor bugün.
Fazla bilenin başı eziliyor,
fazla konuşanın sesi kısmak için çabalanıyor.
Çünkü gerçek bilgi, iktidarları rahatsız eder.
Ama unutmayın,
hakikatin üstü örtülse de yerin altı onu unutmaz.
Geleceği kurmak istiyorsak,
herkesin değil, bilenlerin söz sahibi olduğu bir toplum inşa etmeliyiz.
Fırtına kopmadan rüzgârın yönünü sezenler…
Yol çıkmaz olmadan tabelasız yolları görenler…
İşte o adamlar, bu milletin kılavuzudur.
Ve unutmayalım:
Bizi bir kişi uyandırır.
Bir kişi görür, gösterir, söyler…
Toplumlar bazen bir kişinin doğru cümlesiyle yön değiştirir.
Bugün dünyanın ve milletimizin ihtiyacı olan şey;
bizi eğlendirenler değil,
bizi düşünenlerdir.
Alkış değil, akıl.
Kalabalık değil, karakter.
Ve en önemlisi, işin sonunu bilen adamlar.
Çünkü bilen adam;
önce aklına sorar,
sonra kalbine danışır,
ve ancak sonra konuşur.
Son Söz:
Evet, biz hâlâ bilen adamları arıyoruz.
Kimi zaman bir öğretmende,
kimi zaman bir imamda,
kimi zaman bir yaşlıda,
kimi zaman bir çocuğun gözlerinde…
Ve bil ki,
“İşin sonunu bilen adama, bilen adam deriz.”
Onlar az konuşur, çok yol gösterir.
Onlar susar, ama milletin yönü değişir.
Ve biz, onların izinden yürüdükçe kaybolmayız.

Bursa’da Rumeliye Geçiş ve Kırcaali Belgeseli
Çocukları Değil, Kendi Hikâyemizi Büyütüyoruz
Турският вот: определяща сила или балансиращ фактор?
Türk Oyları: Bulgaristan Siyasetinin Sessiz Merkez Gücü