Raziye ÇAKIR
Bugünün dünyasında en çok konuşulan kelimeler bellidir: demokrasi, özgürlük, insan hakları, hoşgörü, paylaşım, eşitlik ve barış…
Kulağa güzel gelen, meydanlarda alkışlanan, kürsülerde süslenen bu kavramlar ne yazık ki çoğu zaman insanlığın yarasına merhem olamamaktadır. Çünkü bir kelime, eğer hayatın içinde karşılık bulmuyorsa sadece sestir. Eğer adaleti doğurmuyorsa, mazlumun gözyaşını silmiyorsa, yetimin hakkını korumuyorsa, insanın sofrasına huzur, evine güven, geleceğine umut taşımıyorsa; o kelime ne kadar büyük olursa olsun eksik kalır.
Demokrasi de böyle bir kelimeye dönüşmüştür.
İnsanlığın hayatına bir ihtiyaçtan doğarak girmiştir. Fakat zamanla güçlülerin elinde çoğu yerde hakikatin değil, menfaatin aracı hâline gelmiştir. Bugün dünyada demokrasi adına konuşanların bir kısmı, aynı anda savaşlara sessiz kalmakta; insan hakları diyenler, mazlum milletlerin acılarını görmezden gelmektedir. Özgürlük diyenler, kendi çıkarlarına uymayan toplumların iradesini yok sayabilmektedir.
O zaman sormak gerekir:
İnsanlık gerçektenu kelimelerle mi yönetilecek, yoksa vicdanla mı?
Demokrasi Söylemi ve Hayatın Gerçeği
Demokrasi, teoride halkın iradesi demektir. Fakat uygulamada çoğu zaman halkın umudu, belli merkezlerin çıkar hesaplarına mahkûm edilmiştir.
Sandık vardır ama adalet yoktur.
Seçim vardır ama hakkaniyet yoktur.
Konuşma özgürlüğü vardır denir ama hakikati söyleyen susturulur.
Eşitlikten bahsedilir ama güçlünün hukuku, mazlumun hakkının önüne geçirilir.
İşte insanlığın asıl kırılma noktası buradadır. Halk, ekmeğinin, geleceğinin, ailesinin, çocuğunun, güvenliğinin derdindeyken; az bir kesim demokrasi kelimesini kullanarak çoğunluğu kendi menfaatlerine yönlendirmektedir. Buna da siyaset denilmektedir.
Oysa siyaset, insanı kullanma sanatı değil; insana hizmet etme sorumluluğudur.
Aldattığını Sananlar Aldananlardır
Bugün dünyada nice güç odakları, insanlığı büyük kelimelerle oyaladığını zannetmektedir. Fakat tarih bize defalarca göstermiştir ki zulümle kurulan hiçbir düzen kalıcı değildir. Haksızlıkla yükselen hiçbir yapı ebedî değildir.
Aldattığını sananlar aslında aldananlardır.
Çünkü mazlumun ahı vardır. Yetimin duası vardır. Anaların gözyaşı vardır. Gençlerin yarım kalmış hayalleri vardır. Bunların üzerinde yükselen hiçbir güç, sonsuza kadar ayakta kalamaz.
Demokrasi kelimesi eğer adaletten koparsa, sadece bir vitrin olur. İnsan hakları vicdandan ayrılırsa, sadece bir rapor cümlesine dönüşür. Özgürlük, güçlülerin menfaatine göre yorumlanırsa, zayıflar için yeni bir esaret olur.
İnsan Aynı Yaratılmadı
İnsanlık aynı düşünmek, aynı konuşmak, aynı yaşamak için yaratılmadı. Eğer hepimiz aynı olsaydık, yeryüzü tek renkten ibaret olurdu. Oysa farklı diller, farklı kültürler, farklı gelenekler ve farklı milletler insanlığın zenginliğidir.
Bu fiili gerçeği yok sayarak bütün toplumları tek bir kalıba sokmaya çalışmak, havanda su dövmektir.
Her milletin kendi tarihi, kendi ruhu, kendi medeniyet hafızası vardır. Türk milletinin de binlerce yıllık devlet aklı, töresi ve yaşam düzeni vardır. Bu düzenin merkezinde kuru bir iktidar arzusu değil; adalet, güven, huzur ve refah vardır.
Türk Yaşam Düzeni Nedir?
Türk yaşam düzeni, yalnızca bir yönetim modeli değildir. O, bir medeniyet anlayışıdır.
Bu anlayışta devlet, insanı ezen bir güç değil; insanı koruyan bir emanettir. Devletin görevi, mazlumu güçlüye ezdirmemek, yetimin hakkını savunmak, toplumu huzur içinde yaşatmak ve adaleti ayakta tutmaktır.
Türk töresinde söz namustur.
Emanet kutsaldır.
Komşu hakkı vardır.
Yetim hakkı korunur.
Misafir berekettir.
Aile toplumun temelidir.
Millet ortak kaderdir.
Devlet ise bu kaderi adaletle taşıyan büyük çatıdır.
Bu yüzden bizim medeniyetimizde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü boşuna söylenmemiştir. Bu söz, bir devlet felsefesidir. Bu söz, insanı merkeze alan büyük bir medeniyet şuurudur.
İnsanlığın Aradığı Şey Yeni Bir Slogan Değildir
Bugün dünya yeni sloganlara doymuştur.
Yeni vaatlere doymuştur.
Yeni bildirgelere, yeni toplantılara, yeni süslü cümlelere doymuştur.
Fakat insanlık hâlâ adalete açtır.
Hâlâ güvene muhtaçtır.
Hâlâ huzuru aramaktadır.
Hâlâ refahı paylaşacak bir düzen beklemektedir.
Bir anne çocuğunun aç yatmamasını ister. Bir baba evine huzur götürmek ister. Bir genç geleceğe umutla bakmak ister. Bir yaşlı ömrünün sonunda güven içinde yaşamak ister. Bir millet onuruyla ayakta durmak ister.
İşte gerçek siyaset budur: İnsanın hayatına dokunmak.
Türk Aklı ve Medeniyet Sorumluluğu
Türk milleti tarih boyunca sadece kendi varlığı için yaşamamıştır. Gittiği coğrafyalara nizam götürmüş, adalet götürmüş, huzur götürmüş, kültür götürmüş, vakıf medeniyetiyle insanı merkeze alan bir düzen kurmuştur.
Bugün de insanlığın Türk aklına, Türk töresine ve Türk yaşam düzenine ihtiyacı vardır.
Bu iddia bir üstünlük iddiası değildir. Bu, bir sorumluluk çağrısıdır.
Çünkü dünya güçle yorulmuştur.
Sömürüyle yorulmuştur.
İkiyüzlü politikalarla yorulmuştur.
Kelimelerle aldatılmaktan yorulmuştur.
Artık insanlık, sözüyle özü bir olan, adaleti merkeze alan, gücü zulüm için değil merhamet için kullanan bir medeniyet sesini beklemektedir.
Havanda Dövülen Su ve Bitmeyen Hakikat
Bu havanda dövmekle tükenmeyen bir su vardır. Çünkü insanlık hakikati aramaktan vazgeçmez. Ne kadar üzeri örtülse de adalet arayışı yeniden doğar. Ne kadar susturulsa da mazlumun sesi bir gün dünyayı sarsar.
Demokrasi kelimesi konuşulmaya devam edecektir. Özgürlük denilecektir. İnsan hakları denilecektir. Barış denilecektir. Fakat bütün bu kelimelerin gerçek anlam kazanması için önce vicdan gerekir.
Vicdan yoksa demokrasi eksiktir.
Adalet yoksa özgürlük yarımdır.
Güven yoksa barış kırılgandır.
Huzur yoksa refah anlamsızdır.
Kelimelerden Medeniyete
İnsanlığın kurtuluşu kelimelerin çokluğunda değil, hakikatin yaşatılmasındadır.
Dünya artık sadece konuşan değil, adaletle davranan bir düzen istemektedir. Mazlumlar merhamet beklemektedir. Gençler umut beklemektedir. Aileler huzur beklemektedir. Milletler güven beklemektedir.
Bu yüzden bugün yeniden söylemek gerekir:
Adalet olmadan düzen kurulmaz.
Güven olmadan devlet büyümez.
Huzur olmadan millet yaşayamaz.
Refah paylaşılmadan insanlık ayağa kalkamaz.
Türk yaşam düzeni; adalet, güven, huzur ve refah üzerine yükselen bir medeniyet çağrısıdır. Bu çağrı yalnızca Türk milletine değil, bütün insanlığadır.
Çünkü insanlığın aradığı şey sadece yeni bir kelime değildir.
İnsanlığın aradığı şey vicdandır.
Ve vicdanla yoğrulmuş bir Türk yaşam düzeni, yeni dünyanın kapısını aralayacak en güçlü hakikatlerden biridir.

Bir Milleti Yıkan Cehalet Değil, Aydın İhanetidir
Türk Adı: Hareketin, Göçün ve Medeniyet Yürüyüşünün Hikâyesi
Gökyüzünde Yazılan Yeni Güç: Türkiye’nin Dron Çağı
Paris’in Göbeğinde Türk Savunma Sanayiinin Yükselişi: Avrupa’nın Güvenliği Artık Türkiye’siz Düşünülemez
Bulgaristan Müslümanlarında Yeni Dönem: Makam Değil, Emanet
SINIRDAKİ SEDA: SELİMİYE’NİN GÖLGESİNDE BİR DUA
BÜYÜK HESAPLAŞMA: SAVAŞLARIN ÖTESİNDE VİCDANLARIN İMTİHANI
YEŞİL SANCAK: RUMELİ HAFIZASINDAN GELECEĞE UZANAN BİR MİRAS
Sizi Değil,Onları İzliyorlar:Yeni Dünyanın Sessiz Savaşı