Hamiyet ÇAKIR

Bazı şehirler vardır; haritada bir noktadır. Bazı şehirler vardır; bir milletin hafızasıdır. Edirne işte böyledir. Ve Edirne’nin kalbinde yükselen Selimiye Camii ise yalnızca taşlardan örülmüş bir mabed değil, asırların duasını göğe taşıyan bir gönül kubbesidir.

Son günlerde Selimiye’de okunan Kur’an ve bu görüntülerin uyandırdığı yankılar, aslında hepimize başka bir gerçeği yeniden hatırlattı:

Bazı mekânlar konuşmaz ama çok şey anlatır.

Bir Cami Değil, Bir Medeniyetin Sessiz Çığlığı

Mimar Sinan, Selimiye’yi inşa ederken ona “ustalık eserim” demişti. Belki de sadece bir bina yapmadığını biliyordu. Çünkü Selimiye, taşla yazılmış bir duadır.

Her kubbesinde iman, Her sütununda sabır, Her minaresinde yükseliş vardır.

Asırlardır Balkan rüzgârlarını dinleyen Selimiye, nice sevinçlere, nice ayrılıklara, nice göçlere şahit oldu.

1877’lerin acısını gördü.

Balkan Harbi’nin gözyaşlarını gördü.

Evladını kaybeden anaların sessiz feryadını duydu.

1989 Bulgaristan göçünde yollara düşen yüz binlerce insanın içindeki özlemi hissetti.

Ve bütün bunlara rağmen dimdik ayakta kaldı.

Çünkü Selimiye, yalnızca bir eser değil, bir milletin hafızasıdır.

Sınırdaki Minareler Birer Nöbetçidir

Edirne sıradan bir şehir değildir.

Bulgaristan’a, Yunanistan’a ve Balkanlara açılan kapıdır.

Selimiye’nin minareleri ise sanki asırlardır nöbet tutan askerler gibidir.

Sessizdirler…

Ama vakur duruşlarıyla şöyle derler:

“Biz geldik ve geçmedik.

Biz sevdik ve unutmadık.

Biz inşa ettik ve yıkılmadık.”

Belki de bu yüzden Selimiye’den yükselen bir Kur’an tilaveti, sadece Edirne’nin değil, Kırcaali’nin,
Rodoplarin
Fobtucanin Filibe’nin, Üsküp’ün, Prizren’in, Mostar’ın ve Kerkük’ün gönlünde yankı bulur.

Çünkü sesin ulaştığı yer sadece sınırlar değildir; kalplerdir.

Rumeli Yetim Kalmamıştır

Rumeli, bizim için sadece geçmişte kalmış topraklar değildir.

Orada dedelerimizin mezarları vardır.

Orada annelerimizin gözyaşları vardır.

Orada ezan sesine karışmış dualar vardır.

Ve Selimiye, bütün Rumeli’ye dönük bir kandil gibidir.

Gecenin karanlığında uzaklardan görünen bir ışık gibi…

Bir evladın annesine duyduğu özlem gibi…

Bir muhacirin köyüne duyduğu hasret gibi…

Sanki şöyle fısıldar:

“Merak etmeyin.

Bu toprakların sahipleri sizi unutmadı.

Bu milletin gönlü hâlâ sizinle atıyor.”

Güç Sadece Silahla Olmaz

Bir milletin büyüklüğü yalnızca ordularıyla ölçülmez.

Bazen bir camiyle,

Bazen bir köprüyle,

Bazen bir ezanla,

Bazen de bir Kur’an sesiyle dünyaya mesaj verilir.

Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederken taşıdığı ruh neyse;

Kanuni’nin cihanı adaletle yönetme anlayışı neyse;

Mimar Sinan’ın Selimiye’ye nakşettiği sır da odur.

Merhamet…

Medeniyet…

İnanç…

Ve insanı yaşatma ülküsü…

Selimiye’den Yükselen Ses

Belki bugün dünya değişiyor.

Haritalar yeniden çiziliyor.

Yeni güç dengeleri kuruluyor.

Ama bazı değerler değişmiyor.

Asırlar geçse de Selimiye değişmiyor.

Kubbesiyle göğe açılan eller gibi duruyor.

Minareleriyle semaya uzanan dualar gibi yükseliyor.

Ve sınırda, sessizce bekleyen bir ihtiyar çınar gibi, bütün evlatlarına sesleniyor:

“Ey Rumeli’nin çocukları…

Ey Balkanların yetimleri…

Ey gurbetin yorgun insanları…

Ümitsiz olmayın.

Bu ezanlar sustukça değil, susturuldukça daha gür yankılanır.

Bu millet düştüğü yerden kalkmasını bilir.

Çünkü Selimiye sadece Edirne’de değildir.

Selimiye, yüreğimizdedir.”

Ve belki de bu yüzden…

Sınırdaki seda sadece bir Kur’an sesi değildir.

O ses;

Bir medeniyetin duasıdır…

Bir milletin hafızasıdır…

Bir muhacirin özlemidir…

Ve asırlardır susmayan Türk-İslam medeniyetinin kalbinden yükselen sessiz ama derin bir niyazdır.

Yazar