İbrahim SOYTÜRK
Dünya haritasına baktığınızda, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki o ince çizgi sadece bir sınırı, gümrük kapılarını ve pasaport kontrollerini temsil eder. Ancak binlerce insan için o çizgi, bir coğrafi sınır olmanın çok ötesindedir; o çizgi, kalbin tam ortasından geçen bir kırıktır.
Bugün “çift vatandaşlık” denildiğinde birçoğunun aklına vize kuyruğuna girmeden seyahat etme özgürlüğü geliyor. Dışarıdan bakıldığında bir “ayrıcalık” gibi görünen bu durum, aslında içinde büyük bir gurbeti, bitmek bilmeyen bir aidiyet arayışını ve iki yarım arasında geçen bir ömrü saklıyor.
Çocukluğun Kokusu, Gençliğin Ritmi
Bulgaristan, bu hikâyenin “ilk evi”dir. Sessizliğimizin, terbiyemizin ve o eşsiz koku hafızamızın mayalandığı yerdir.
Oraya her gidiş, aslında bir ülkeye değil, kendi çocukluğuna yapılan bir yolculuktur.
İnsan, sınırın ötesine geçtiğinde sanki eksik bıraktığı bir parçasını yerine koyar; ama o parça artık eski yerine tam oturmaz.
Türkiye ise bizi karşılayan, bağrına basan, dilimizin ve bayrağımızın yurdudur. Ancak Balkanlar’ın o vakur sakinliğiyle yetişen bir ruh için, buranın hızı ve telaşı bazen yorucudur. Burada yabancı değilizdir ama “tam da buralı” olamamanın o ince sızısı, ensenizde bir gölge gibi gezer.
Bizim dramımız şudur: Bir ülkede sesimiz, diğerinde sessizliğimiz yabancı kaldı.
İki Yarımın Aynı Kalpte Çarpması
Bizler aslında iki pasaport taşıyan “dünya vatandaşları” değiliz. Bizler, iki farklı duyguyu aynı kalpte yaşatmaya mahkûm edilmiş bir halkız. Biri kökümüzü hatırlatıyor, biri göçümüzü. Biri geçmişimize bağlanıyor, biri geleceğimize.
Ama ikisi de bizi hiçbir zaman tam anlamıyla “tek parça” yapmıyor.
Dışarıdan bir “fırsat” gibi görünen bu çift kimlik, aslında bizim taşıdığımız görünmez bir yüktür. Kimseyi kırmamak için sesli söylemediğimiz, içimizde sessizce taşıdığımız bir gerçek vardır:
Biz iki ülkenin insanı değiliz; biz iki yarımın aynı kalpte çarpmasıyız.
Sınırın Kendisi Olmak
Bize “Nerelisiniz?” diye sorduklarında tek bir ülkenin adını söyleyemeyişimiz bundandır. Çünkü biz bir ülkenin insanı değiliz; iki vatanın arasında, kendi ruhunu yaratmış bir halkız. Kökümüz başka toprakta, gölgemiz başka toprakta büyüdü.
Biz aslında sınırda sıkışmış değiliz; biz sınırın ta kendisiyiz. İki dünyayı birbirine bağlayan ama her iki yakada da kıyıya tam yanaşamamış o sessiz köprüyüz.
Kimin gözünde nasıl görünürsek görünelim, bizim gerçeğimiz hep şudur:
Tam olamadığımız iki ülke arasında, bütünü biz olan tek halkız.

Bulgaristan’da Seçim Kurulları İçin Uzlaşma Sağlandı
Deliorman’dan Küresel Arenaya Osmanlı Pehlivanlarının Temsili Gücü ve Kimlik İnşası
Karanlıkta Kaybolanlar: Şebeş’te Bir Gecenin Sessiz Çığlığı (1788)
Hayal kurmak, ruhumuzun en derinlerinde yankılanan sessiz bir çağrıdır…
Toprağın Altındaki Sessiz Güç: Bulgaristan Trak Mirasıyla Yüzleşecek mi?
Mart’ın Son Akşamından 1 Nisan’a: Şakanın Ardındaki İnsanlık Hali
Bultürk Derneği Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “Rumeli’ye Geçiş” Konferansı ve “Kırcaali Efsanesi” Belgesel Gösterimi Düzenledi
31 Mart’ın Hafızası: Acı, Hakikat ve Sorumluluk
Bölünmüş Oy, Kaybolan Güç: Bulgaristan Türk Seçmeni Nereye Gidiyor?