Osmanlının çekilişinden sonra Bulgaristan’daki Türklerin en önemli meselelerinden birisi din ve vicdan hürriyeti olmuştur.
Diğer bir çok meselenin yanında din meselesi sadece Bulgaristan için değil tüm Balkanlar için büyük bir önem arz etmektedir. Gerçekten de Bulgaristan’da olduğu gibi Balkanlar’da da Türklük ve Müslümanlık tırnak ile sızı gibidir. Balkanlarda Türk deyince Müslüman, Müslüman deyince Türk anlaşılır. Türkler, İslam’a hizmet eden en büyük millet olma sıfatını gerçekten hakketmişlerdir.
Bu gün dünya Türklüğünün en güçlü devleti şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bulunduğu coğrafi konum, tarihi miras, ekonomik ve siyasi yapısıyla uygar dünyanın sayılı devletleri arasında yer almaktadır. Bu konumu itibarıyla Türkiye dost ve düşmanlarının odağı haline gelmiştir. Türkiye’nin yakın çevresinde yaşayan Balkan milletlerinin çeşitli ve ciddi problemleri bulunmaktadır. Balkanlarda Osmanlı İmparatorluğunun çekilişinden sonra çok açı günler yaşanmıştır, hatta şu an bile yaşanmaya devam etmektedir. Onlar tarihi misyonu gereği bu problemlerin çözümünde ve yaşanan acı olayların tekrar edilmemesinde Türkiye’nin yardımlarına muhtaç durumdalar. Uzun yıllar milli, dini ve kültürel değerlerinden mahrum kalan bu insanlar geçmişte yaşadıkları acı tecrübeler sonrasında varlıklarını devam ettirebilmek için büyük fedakarlıklara katlanmışlardır. Bugün Bulgaristan’da her biri çözüm bekleyen iç ve dış problemleri, ayrıca kendi içinde de siyasi ve sosyal problemleri vardır.
Dini Problemler: Bulgaristan Türklerinin din ve vicdan hürriyetlerinin kısıtlanması Bulgaristan’ın kuruluşu ile başlamış ve 1944’ten sonra iktidara gelen komünist rejimde hat safhaya ulaşmıştır Özellikle Jivkov döneminde camiler kapatılmış, din adamları görevinden alınmış, dini eğitim veren kurum ve kuruluşlar ortadan kaldırılmış, karşı gelenler ise sert bir şekilde cezalandırılmıştır. Bulgaristan Türklerinin Türklük şuurunun muhafazasında çok önemli yer tutan İslam dinini ortadan kaldırmaya çalışan totaliter Jivkov idaresi böylece Türklük şuurunun temel taşlarından birini yok etmek istiyordu. Ancak Bulgaristan Türklerinin çetin kimlik mücadelesi nedeni ile emellerine ulaşamadı. 1990’dan sonra yukarıda saydığımız bazı problemler çözülmesine rağmen birçoğu da çözüm beklemektedir.
Dini Eğitim:Günümüzde Balkanlarda iç istek ve dış destek sayesinde din eğitiminde bir canlanma başlamıştır. Ancak alt yapı yetersizliği yüzünden bu alanda yapılan çalışmaları ve açılan kurumları yeterli saymak mümkün değildir. Zira bu alanda Türk Diyanet Vakfı’nın da yardımları ile Şumnu, Rusçuk, Mestanlı, Ustina ve Sofya medreselerinde dini eğitim verilmeye çalışılmaktadır. Bunun yanında Türkçe eğitimi de mecburi olmalıdır. Ayrıca Türkiye’den gönderilen din adamları Türk tarihini ve bölge insanlarını çok iyi tanımalıdır. Çünkü Bulgaristan’da dini eğitimin Türk ananeleri ile süslenmesi şarttır. Zira bu bölgede yaşayan insanlar yüzyıllarca çeşitli asimilasyon politikaları karşısında varlıklarını sürdürmeleri ve benliklerini korumaları bu öğelerle olmuştur. Milli yönü bulunmayan bir eğitimin sakıncaları çok büyük olacaktır.
Bulgarlar, Türkleri Müslüman Bulgarlar olarak tanımlamaktadırlar. Ancak biz Türk’üz ve Müslüman’ız.
Din adamları yetersizliği
Komünizmin dini yasaklaması nedeni ile dine ve din adamlarına karşı şiddetli bir baskı uygulanmıştır. Din adamı yetiştirecek kurumlar kapatılmıştır. Böylece aile içi eğitime dönülmüştür. Komünist partinin görevlileri, genellikle halkın dini problemlerine çözüm aramak yerine komünizmin meşruiyetini halka anlatmak için din adamları adı altında görevlendirilmişlerdir. Bu yolla Türkleri dininden vazgeçirmek ve Türklüklerini unutmalarını sağlamak hedeflenmiştir. Bunun içinde bir çok kişi eğitilmiş ve Bulgar istihbaratı ile çalışmaya zorlanmıştır. Bu gün Balkanlarda dini idarelerin başında bulunan din adamları, bu yolla yetiştirilmişlerdir. Din eğitimi alanında yeterli kaynakta bulunmamaktadır. Geçmişte dini eğitimi destekleyen ve besleyen vakıfların da çoğu alınmış, yıkılmış, yok edilmiştir. Ayakta kalanları da yaşatmak için gerekli olan halk desteği de organize edilememekte ve arzulanan verimlilik sağlanamamaktadır. Bu gün din görevlilerinin ücretleri /maaşları/ bile ödenmemekte. Halen halkın desteği ile görevlerine devam etmektedirler. Camiler Büyük bir kısmı yıkılmışlar ve birçoğu ise amaçları dışında kullanılmaktadır. 1990 yılı sonrası bu konuda büyük boşluk olduğu ortaya çıkmıştır. l990‘dan günümüze kadar çok şeyler değişmiştir. Yine de burada yaşayan halk dini ihtiyaçlarını güçlükle karşılayabilmektedirler. Bunumla birlikte Bulgaristan’ın her yerinde her geçen gün camilerin sayısı artmaktadır /yeni yapılan/ ve mantar gibi bitmektedirler. Ancak camilerin sayısı artması ile birlikte nitelikli görevlilerin Bulgaristan’ın şartlarına uygun ve bilinçlendirici faaliyette bulunmaları sayısal artıştan daha önemlidir.
Bu nedenle yetiştirilin Din adamlarını Bulgaristan’ın etnik yapısını çok iyi bildikleri gibi Balkanlar’da oynanan siyasi oyunları da bilmeleri gerekmektedir. Yoksa Bulgaristan’daki Türklerin parçalanması için yapılan faaliyetlerin önüne geçirilmesi zorlaşacaktır. Özellikle Pomak Türkleri ayrımına çok dikkat edilmesi gerekir. Pomak Türklerinin Türkçe eğitimi konusunda ciddiyetle eğilmeli ve gerekli kaynaklar bulunmalıdır.

Bulgaristan’dan İzmir’e Yeni Konsolosluk: Hasan Akgün Fahri Konsolos Olarak Atandı
26. Türk Dünyası Çocuk Şöleni İstanbul’da Düzenlenecek
Kayseri, 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti İlan Edildi
Ankara’da Sabir Rüstemhanlı’nın 80. Yaşı Kutlandı