Sinan AKBAŞ

Bir Köyden Yükselen İnsanlık Çığlığı

1989 yılı Bulgaristan Türkleri için sadece bir göç yılı değildir. O yıl, bir milletin ismiyle, diliyle, inancıyla ve hafızasıyla imtihan edildiği yıldır. Todor İkonomovo ise bu büyük acının, sessiz ama derin sembollerinden biridir.

Mayıs 1989’da Bulgaristan Türkleri, zorla değiştirilen isimlerine, yasaklanan dillerine ve inkâr edilen kimliklerine karşı ayağa kalktı. Cebel’den Kaolinovo’ya, Şumnu’dan Razgrad’a yayılan bu direniş dalgası, Todor İkonomovo’da kanlı bir hafızaya dönüştü.

Düğüne Gelen Zulüm

Todor İkonomovo’da yaşananlar, tarihin en acı ironilerinden biridir. Bir Türk düğünü… Sevinç, türkü, dua, akrabalık, birlik… Fakat o gün devletin soğuk yüzü, insanların mutluluğunun ortasına silahla girdi. Kaynaklarda, 21 Mayıs 1989’da köydeki Türk düğünü sırasında polisin Kaolinovo protestolarına katılanları tutuklamak istemesi üzerine olayların büyüdüğü; üç kişinin öldüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı aktarılır.

Bir düğünün kana bulanması, sadece birkaç insanın ölümü değildir. Bir toplumun neşesine, onuruna ve varoluş hakkına yönelmiş sembolik bir saldırıdır.

İsim Meselesi Değil, İnsanlık Meselesi

Bulgaristan’daki komünist rejim, “soya dönüş” adı altında Türkleri kendi kimliğinden koparmaya çalıştı. İsimler zorla değiştirildi, Türkçe yasaklandı, Müslüman kimliği baskı altına alındı. Bu politika, yalnızca idari bir uygulama değil; insanın hafızasına müdahaleydi.

Çünkü isim, insanın ilk vatanıdır. Dil, ruhun evidir. İnanç, insanın iç dünyasının direğidir. Bunlar alındığında geriye sadece beden kalır. 1989 direnişi işte bu yüzden ekmek kavgası değil, haysiyet kavgasıydı.

Mayıs 1989: Korkunun Duvarı Yıkıldı

Mayıs 1989’da Bulgaristan Türkleri korkunun duvarını yıktı. Kadınlar, yaşlılar, gençler, çocuklar meydanlara çıktı. Talepleri çok sadeydi: İsimlerimiz iade edilsin, dilimiz serbest bırakılsın, kimliğimiz tanınsın.

Bu direniş yalnızca Bulgaristan Türklerinin değil, bütün insanlığın hafızasına yazılması gereken bir onur sayfasıdır. Çünkü silahsız insanların, devletin baskı aygıtına karşı sadece kimlikleriyle, dualarıyla ve yürüyüşleriyle direnmesi, tarihte az rastlanan bir ahlaki güçtür.

Todor İkonomovo’nun Sessiz Şehitleri

Todor İkonomovo’da hayatını kaybedenler, sadece bir köyün evlatları değildir. Onlar, ismi zorla değiştirilen bütün çocukların, dili susturulan bütün annelerin, mezar taşına kendi adını yazdırmak isteyen bütün insanların sembolüdür.

Onların hatırası bize şunu söyler:
Bir milletin hafızası silinemez.
Bir toplumun adı zorla değiştirilebilir ama ruhu değiştirilemez.
Devlet zulmedebilir ama hakikat er ya da geç konuşur.

Göç Değil, Zorunlu Koparılış

29 Mayıs 1989’da Todor Jivkov sınırların açıldığını duyurdu. Ardından yüz binlerce Bulgaristan Türkü Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı. Anadolu Ajansı’nın aktarımına göre yaklaşık 360 bin Türk Türkiye’ye geldi.

Bu olay basitçe “göç” değildir. Bu, insanın doğduğu topraktan, atalarının mezarından, çocukluğunun sokağından koparılmasıdır. Valizlere sadece eşya değil; yarım kalmış hayatlar, susmuş türküler, kapısı kilitlenmiş evler konuldu.

Bugüne Düşen Sorumluluk

Todor İkonomovo’yu anmak, sadece geçmişe ağıt yakmak değildir. Bu hafızayı diri tutmak, gelecek nesillere kimlik bilinci vermektir.

Bugün bize düşen görev; o insanların acısını siyasetin günlük diline hapsetmeden, insanlık vicdanının ortak hafızasına taşımaktır. Çünkü Todor İkonomovo unutulursa, sadece bir köy unutulmaz; bir milletin direniş ahlakı, sabrı ve onuru da eksik anlatılmış olur.

Son Söz: Hafıza Direniştir

Todor İkonomovo bize şunu öğretir:
Bazı yerler haritada küçük görünür ama tarihte büyüktür.
Bazı köyler sessizdir ama insanlığın vicdanına yüksek sesle konuşur.
Bazı acılar geçmez; millete hafıza olur.

1989’un Todor İkonomovo’su, Bulgaristan Türklerinin acı hafızasıdır. Ama aynı zamanda teslim olmayan ruhunun da adıdır. Orada akan kan, sadece toprağa değil, tarihin vicdanına yazılmıştır.

Yazar