​Rafet ULUTÜRK

Tarih 10 Nisan 1919. Yer Beyazıt Meydanı. Bir yanda işgalciye yaranmak için kendi evladını kurban eden bir zihniyet, diğer yanda “Çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum” diyerek ölüme yürüyen bir vatansever…
İşte Milli Şehit Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in yürek yakan ve ders veren hikâyesi.

​Tarih kitapları bazen sadece rakamları yazar ama vicdanlar hakikati asla unutmaz. Bundan tam 105 yıl önce, İstanbul semalarında işgal gemilerinin gölgesi varken, bir Türk bürokratı “siyasi bir rüşvet” olarak darağacına gönderildi.
Bu, sadece bir idam değil; bir teslimiyetin belgesi ve bir direnişin kıvılcımıydı.
​İngiliz’in İstediği, Saray’ın Verdiği Kurban
​Mondros Mütarekesi’nin hemen ardından İngiliz Amirali Webb, Londra’ya gönderdiği telgrafta “Türkleri ibretlik şekilde cezalandırmalı” diyordu. İşgalin pençesindeki İstanbul hükümeti ise çareyi direnmekte değil, cellatlığa soyunmakta buldu. Padişah Vahdettin, Daily Mail gazetesine verdiği mülakatta, Ermeni tehcirine karışanların cezalandırılacağı sözünü vererek İngilizlerin “kırılan kalplerini” onarmaya çalışıyordu.

​Bu kirli pazarlığın kurbanı seçilen kişi ise Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’di. Daha önce aynı suçlamalardan beraat etmiş olmasına rağmen, sahte şahitler ve düzmece delillerle kurulan “Nemrut Mustafa Divanı”nda idama mahkûm edildi.

​”Kahrolsun Adalet!”
​Kemal Bey, Beyazıt Meydanı’nda kurulan sehpanın önünde son nefesini verirken şu tarihi sözleri haykırdı:

​”Sevgili vatandaşlarım, ben bir Türk memuruyum. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet!”
​O gün orada asılan sadece bir kaymakam değildi; bir devletin kendi evladını koruma onuruydu. Kemal Bey, son sözlerinde çocuklarını “Asil Türk Milleti”ne emanet ettiğini söylediğinde, aslında meşruiyetin artık sarayda değil, halkın sinesinde olduğunun haberini veriyordu.

​Ankara’nın Vefası: Bir Devlet Yeniden Doğuyor
​İstanbul’un “suçlu” ilan edip darağacına gönderdiği Kemal Bey’e, Ankara “Milli Şehit” diyerek sahip çıktı. Mustafa Kemal Atatürk önderliğindeki genç Meclis, daha savaşın barutu tüterken 1922 yılında çıkardığı özel bir kanunla tarihi bir imza attı.

​İade-i İtibar: Kemal Bey, Türk tarihine “Milli Şehit” olarak kaydedildi.
​Vatanî Hizmet: Eşi Hatice Hanım ve çocuklarına ömür boyu maaş bağlandı.
​Kimsesiz Bırakılmadılar: Şehidin emanetlerine, Ermeniler tarafından terk edilmiş vakıf mülklerinden ev ve apartman tahsis edildi.

​Sonuç: Kimin Devleti?
​Kemal Bey’in hikâyesi bize iki farklı devlet anlayışını gösterir. Bir yanda yabancıya hoş görünmek için kendi memurunun boynuna ip geçirenler, diğer yanda “Sizin şehidiniz bizim şerefimizdir” diyerek yetimine sahip çıkanlar…

​Bugün bizler bu topraklarda başımız dik yürüyorsak, “Vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum” diyen Kemal Beylerin ve onlara sahip çıkan Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sayesindedir.
​Milli Şehidimizin ruhu şad, mekanı cennet olsun. Türk milleti kendisine bırakılan emaneti asla unutmadı.

Yazar