Rafet ULUTÜRK

Bir Ada Düşünün: Etrafı Suyla, İçi Acıyla Çevrili

Belene, Bulgaristan’da Tuna Nehri üzerinde bulunan sıradan bir ada değildir. Belene, bir dönemin korkusunu, baskısını, insanlık ayıbını ve devlet eliyle yürütülen sindirme politikasını anlatan kara bir hafızadır.

1945’ten sonra Bulgaristan’da komünist rejim güç kazandıkça, rejime karşı gelen herkes için Belene bir tehdit merkezine dönüştü. Siyasetçiler, aydınlar, din adamları, köylüler, çiftçiler, Türkler, Bulgarlar, Pomaklar ve farklı düşünen herkes bu adaya gönderildi.

Onların suçu neydi?

Bazıları demokrasi istedi.

Bazıları inancını korudu.

Bazıları milli kimliğinden vazgeçmedi.

Bazıları sadece haksızlığa boyun eğmedi.

Belene işte bu yüzden yalnızca bir hapishane değil, totaliter rejimin kendi halkından duyduğu korkunun sembolüdür.

Rejimin Korktuğu İnsanlar Belene’ye Toplandı

Her baskıcı rejim önce düşünceden korkar. Çünkü düşünce zincire vurulamaz. İnsan susturulabilir, fakat hakikat susturulamaz.

Bulgaristan’daki komünist yönetim de özgür düşünceden korktu. Rejime itiraz edenleri, farklı düşünenleri ve kendi kimliğini korumak isteyenleri toplumdan koparmak için Belene’yi kullandı.

Belene’ye gönderilenler yalnızca bir millete mensup insanlar değildi. Orada Bulgar rejim karşıtları da vardı, Türkler de vardı, din adamları da vardı, aydınlar da vardı.

Bu yönüyle Belene, Bulgaristan’ın bütün vicdanının toplandığı bir yerdi.

Rejim onları düşman ilan etti. Fakat bugün geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki, o insanlar aslında Bulgaristan’ın onurunu temsil ediyordu.

Türklerin Belene’ye Uzanan Acı Yolu

1984 yılından sonra Belene, Bulgaristan Türkleri için ayrı bir anlam kazandı.

Zorla isim değiştirme politikaları başladığında, Türklerin dili, dini, kültürü ve kimliği hedef alındı. İnsanlara doğdukları isimler yasaklandı. Türkçe konuşmak baskı altına alındı. Mezar taşlarından kimlikler silinmek istendi. Bir milletin hafızasına müdahale edildi.

Bu zulme karşı çıkan Türkler ise Belene’ye gönderildi.

Kırcaali’den, Mestanlı’dan, Şumnu’dan, Razgrad’dan, Deliorman’dan ve Bulgaristan’ın dört bir yanından insanlar bu adada toplandı.

Onların suçu Türk olmak değildi sadece.

Asıl suç sayılan şey, Türk kalmak istemeleriydi.

İsimlerini, dillerini, dualarını ve kimliklerini korumalarıydı.

Belene: Kimliği Kırma Laboratuvarı

Belene’nin amacı sadece insanları hapsetmek değildi. Asıl hedef, insanın iradesini kırmaktı.

Bir insanı ailesinden koparırsanız yalnızlaştırırsınız.

Dilini yasaklarsanız hafızasını hedef alırsınız.

İsmini değiştirirseniz kimliğine saldırırsınız.

İnancını baskılarsanız ruhunu teslim almak istersiniz.

Belene işte bu büyük projenin merkezlerinden biriydi.

Totaliter rejimler insanların sadece bedenlerini değil, hafızalarını da kontrol etmek ister. Çünkü hafızasını kaybeden toplum, geleceğini de kaybeder.

Fakat Belene’de bunu başaramadılar.

İnsanlar işkence gördü, baskı gördü, aşağılandı, susturulmak istendi. Ama kimliklerini unutmadılar. İnançlarını terk etmediler. Türk olduklarını, insan olduklarını, özgür yaşama hakları bulunduğunu unutmadılar.

Türk ve Bulgar Aynı Acıda Buluştu

Belene’nin stratejik olarak iyi anlaşılması gereken tarafı şudur:

Bu ada sadece Bulgaristan Türklerinin acısı değildir. Aynı zamanda rejime karşı çıkan Bulgarların, Pomakların, din adamlarının, aydınların ve özgürlük isteyen herkesin ortak acısıdır.

Zulüm bazen bir milleti hedef alır, bazen bir fikri, bazen bir inancı. Ama sonunda bütün toplumu zehirler.

Belene bize gösteriyor ki, bir ülkede adalet yoksa kimse güvende değildir.

Bugün Türk’e yapılan haksızlık yarın Bulgar’a yapılır.

Bugün din adamı susturulursa yarın aydın susturulur.

Bugün bir kimlik yasaklanırsa yarın başka bir düşünce yasaklanır.

Bu yüzden Belene, sadece geçmişin değil, geleceğin de dersidir.

Belene’yi Unutmak, Hafızayı Teslim Etmektir

Bazı acılar unutulmak için değil, ibret alınmak için yaşanmıştır.

Belene de böyledir.

Belene’yi hatırlamak intikam istemek değildir.

Belene’yi hatırlamak kin tutmak değildir.

Belene’yi hatırlamak, aynı zulümlerin bir daha yaşanmaması için hafızayı diri tutmaktır.

Çünkü unutulan acılar tekrar eder.

Unutulan zulüm yeniden yol bulur.

Unutulan tarih, başka maskelerle tekrar karşımıza çıkar.

Bugün Bulgaristan’da gerçek bir demokrasi, gerçek bir hukuk devleti ve gerçek bir toplumsal barış isteniyorsa, Belene ile yüzleşmek şarttır.

Devletin Gücü Korkudan Değil, Adaletten Gelir

Bir devletin büyüklüğü, insanları susturmasıyla ölçülmez. Bir devletin büyüklüğü, farklı kimlikleri, farklı inançları ve farklı fikirleri adalet içinde yaşatabilmesiyle ölçülür.

Belene gibi yerler, devletin halka güvenmediği dönemlerin ürünüdür.

Oysa güçlü devlet vatandaşından korkmaz.

Güçlü devlet eleştiriden korkmaz.

Güçlü devlet farklı kimlikleri tehdit olarak görmez.

Güçlü devlet adaletle yönetir, korkuyla değil.

Bugün Bulgaristan’ın önünde büyük bir imkân vardır. Eğer geçmişin acılarıyla samimi şekilde yüzleşirse, Balkanlar’da örnek bir demokrasi olabilir. Türk, Bulgar, Pomak, Müslüman, Hristiyan demeden bütün vatandaşlarına eşit davranırsa, geçmişin karanlığından geleceğin aydınlığına yürüyebilir.

Belene’den Balkanlara Stratejik Ders

Belene yalnızca Bulgaristan’ın iç meselesi olarak görülmemelidir. Belene, Balkanların tamamı için bir uyarıdır.

Balkan coğrafyası çok milletli, çok dinli, çok kültürlü bir yapıya sahiptir. Bu coğrafyada barışın yolu baskıdan değil, adaletten geçer. Kimlikleri yok saymak barış getirmez. İnsanları zorla değiştirmek sadakat doğurmaz. Korkuyla kurulan düzenler kalıcı olmaz.

Kalıcı barış ancak eşit vatandaşlıkla olur.

Kalıcı güven ancak adaletle olur.

Kalıcı birlik ancak hafızaya saygıyla olur.

Belene’nin verdiği en büyük stratejik ders budur.

Belene İnsan Onurunun Sessiz Anıtıdır

Belene bugün Tuna’nın ortasında sessiz duruyor olabilir. Fakat o sessizlik aslında büyük bir çığlıktır.

Orada sadece insanlar hapsedilmedi.

Orada kimlikler hedef alındı.

Orada hafızalar kırılmak istendi.

Orada özgür düşünce cezalandırıldı.

Fakat Belene aynı zamanda insan onurunun teslim alınamayacağını da gösterdi.

Türkler, Bulgarlar ve bütün rejim karşıtları orada aynı acının içinde buluştu. Belene, baskıya karşı insanın direnme gücünü gösteren tarihi bir sembol oldu.

Bugün bize düşen görev, Belene’yi unutturmamaktır.

Çünkü Belene unutulursa sadece geçmiş değil, gelecek de tehlikeye girer.

Ve Belene’nin Tuna sularına karışan en büyük mesajı şudur:

Bir ülkenin gerçek gücü, insanlarını korkutmasında değil; adaletle, özgürlükle ve eşitlikle yaşatabilmesindedir.

Yazar