Rafet ULUTÜRK

Tarih Yeniden Mi Yazılıyor?

Devletlerin dostları veya düşmanları yoktur; çıkarları vardır.

Uluslararası ilişkilerin değişmeyen kuralı budur.

Bugün Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik artan ilgisini anlamak için günlük siyasetin ötesine bakmak gerekiyor. Hollanda Başbakanı’nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşme, aslında yalnızca iki lider arasındaki diplomatik temas değildir. Bu görüşme, Avrupa’nın değişen dünya düzeninde kendisine yeni bir güvenlik ve denge merkezi aradığının işaretlerinden biridir.

Çünkü dünya artık Soğuk Savaş sonrası kurulan düzenle yönetilmiyor.

Yeni bir çağ başlıyor.

Amerika’nın Gölgesinden Çıkan Avrupa

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın güvenliği büyük ölçüde Amerika tarafından sağlandı.

NATO’nun askeri gücü, Avrupa’nın ekonomik büyümesine odaklanmasını mümkün kıldı.

Ancak son yıllarda Washington’un öncelikleri değişmeye başladı.

ABD’nin dikkatinin önemli kısmı artık Pasifik’e, Çin’e ve Hint-Pasifik bölgesine yönelmiş durumda.

Bu durum Avrupa’da şu soruyu gündeme getirdi:

“Eğer yarın büyük bir kriz çıkarsa Avrupa kendi güvenliğini nasıl sağlayacak?”

Rusya-Ukrayna savaşı bu soruyu daha da yakıcı hale getirdi.

Avrupa ilk kez kendi kıtasında büyük çaplı bir savaşın gölgesini hissetti.

İşte bu noktada Türkiye’nin önemi yeniden ortaya çıktı.

Türkiye Sadece Bir Ülke Değil, Bir Coğrafi Merkezdir

Haritaya dikkatle bakıldığında Türkiye’nin yalnızca bir devlet olmadığı görülür.

Türkiye;

  • Karadeniz’in kapısıdır.
  • Balkanların güvenlik kilididir.
  • Kafkasların geçiş koridorudur.
  • Orta Doğu’nun denge unsurudur.
  • Akdeniz’in merkezidir.
  • Afrika’ya açılan stratejik kapıdır.

Dünyada aynı anda bu kadar çok bölgeyi etkileyebilen çok az ülke bulunmaktadır.

Bu nedenle Türkiye’nin önemi yalnızca askeri gücünden değil, bulunduğu jeopolitik konumdan kaynaklanmaktadır.

Avrupa’nın Asıl Korkusu Rusya Değil, Yalnız Kalmaktır

Bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu en büyük sorun yalnızca Rusya değildir.

Asıl mesele, değişen dünya düzeninde yalnız kalma korkusudur.

Enerji hatları değişiyor.

Ticaret yolları değişiyor.

Askeri dengeler değişiyor.

Küresel güç merkezleri yer değiştiriyor.

Avrupa, bu dönüşüm sırasında yanında güvenebileceği güçlü ortaklar arıyor.

Türkiye ise son yıllarda savunma sanayisi, diplomasi, enerji koridorları ve kriz yönetimi alanlarında önemli bir kapasite oluşturdu.

Bu nedenle Avrupa başkentlerinde Türkiye artık sadece “komşu ülke” olarak görülmüyor.

Stratejik ortak olarak değerlendiriliyor.

Yeni İpek Yolu ve Türk Koridoru

Önümüzdeki on yılların en büyük mücadelesi enerji ve ticaret koridorları üzerinde yaşanacaktır.

Çin’in Kuşak ve Yol Projesi,
Orta Koridor,
Kafkas enerji hatları,
Türk Devletleri arasındaki bağlantılar,

Türkiye’yi Avrasya’nın merkezindeki en kritik geçiş noktalarından biri haline getiriyor.

Bugün Pekin’den çıkan bir yük treninin Avrupa’ya ulaşmasında Türkiye kilit rol oynuyor.

Aynı şekilde Orta Asya enerji kaynaklarının Batı pazarlarına ulaşmasında da Türkiye vazgeçilmez bir merkezdir.

Bu nedenle Türkiye’nin yükselişi yalnızca siyasi değil, ekonomik ve lojistik bir yükseliştir.

Türk Devletleri ve Yeni Jeopolitik Alan

Son yıllarda dikkat çeken gelişmelerden biri de Türk Devletleri arasındaki iş birliğinin güçlenmesidir.

Adriyatik’ten Çin sınırına kadar uzanan geniş coğrafyada yeni ekonomik, kültürel ve siyasi bağlantılar kuruluyor.

Bu durum yalnızca Türk dünyasını değil Avrupa’yı da yakından ilgilendiriyor.

Çünkü Avrupa enerji güvenliği, ulaşım ağları ve ticaret yolları açısından bu coğrafyayla daha fazla bağlantı kurmak zorundadır.

Bu bağlantının merkezinde ise Türkiye bulunmaktadır.

Türkiye’nin Önündeki Tarihi Fırsat

Ancak büyük fırsatlar büyük sorumluluklar getirir.

Türkiye’nin önündeki asıl mesele yalnızca güçlü olmak değildir.

Bu gücü;

  • Bilimle,
  • Teknolojiyle,
  • Eğitimle,
  • Hukukla,
  • Ekonomiyle,
  • Diplomasiyle

desteklemektir.

Kalıcı liderlik yalnızca askeri güçle kurulmaz.

Medeniyet üretebilen, teknoloji geliştirebilen ve adalet dağıtabilen devletler uzun ömürlü olur.

Yeni Dengenin Anahtarı

21.yüzyılın ikinci çeyreğine girerken dünya yeni bir güç haritası çiziyor.

Bu haritada Türkiye artık kenarda duran bir ülke değil, denklemin merkezindeki aktörlerden biridir.

Avrupa’nın Türkiye’ye yönelen ilgisi geçici bir diplomatik yakınlaşma değil, yeni dünya düzeninin ortaya çıkardığı stratejik bir zorunluluktur.

Çünkü önümüzdeki dönemde ülkeler yalnızca ekonomik güçleriyle değil, krizleri çözme, bölgeleri birbirine bağlama ve güven üretme kapasiteleriyle değerlendirilecektir.

Ve görünen o ki Türkiye, bu yeni dönemin en önemli merkez ülkelerinden biri olma yolunda ilerlemektedir.

Asıl soru artık şudur:

Türkiye bu tarihi fırsatı ne kadar doğru okuyacak ve geleceğin dünyasında nasıl bir rol üstlenecektir?

Yazar