Amiral Cihat YAYCI
23 Mayıs 1989…
Bulgaristan’daki totaliter komünist rejim, tarihin en büyük insanlık suçlarından birine daha imza attı. Kimliklerini, dillerini, inançlarını ve insan olma haklarını korumaya çalışan yüz binlerce Türk; tankların, silahların ve devlet baskısının gölgesinde öz yurtlarından koparıldı.
Yaklaşık 360 bin Türk, birkaç saat içinde evlerini terk etmeye zorlandı.
Ama mesele sadece sürgün değildi…
Türk isimleri zorla değiştirildi.
Türkçe konuşmak yasaklandı.
Camiler kapatıldı.
Mezar taşlarındaki Türkçe yazılar silindi.
Çocuklara kendi ana dillerini konuşmaları suç gibi gösterildi.
İnsanlar toplama kamplarına gönderildi.
On binlerce Türk işkence gördü.
Kadınlar tecavüze uğradı.
Aileler parçalandı.
İnsanlar öldürüldü.
Bütün bunların tek bir amacı vardı:
Bulgaristan’daki Türk varlığını tamamen yok etmek.
Ve ardından komünist diktatörlük, bu organize vahşeti dünyaya utanmadan “Büyük Göç” diye pazarlamaya kalktı.
Oysa kullanılan kelimeler sadece bir anlatım biçimi değildir.
Kelimeler; hakikati ya örter ya da ortaya çıkarır.
“Göç” kelimesi gönüllü bir hareketi ifade eder.
İnsanlar daha iyi bir hayat umuduyla göç eder.
Fakat 1989’da Bulgaristan Türkleri göç etmedi.
Silah zoruyla sürüldüler.
Bu nedenle yaşananları “göç” diye tanımlamak, zulmü hafifletmek ve dönemin diktatörlük propagandasını tekrar etmektir.
Tarihsel gerçek şudur:
1989’da yaşananlar;
Bulgaristan Türklerine yönelik sistematik bir etnik temizlik ve soykırım politikasıdır.
Çünkü mesele sadece insanların yer değiştirmesi değildi.
Mesele;
bir milletin hafızasını,
kimliğini,
dilini,
inancını
ve tarihini yok etme girişimiydi.
Bugün dünyada sürekli farklı milletlerin acıları konuşulurken, Türk Milletinin uğradığı zulümlerin çoğu zaman görmezden gelinmesi de ayrıca ibret vericidir.
Oysa Türk Milleti;
Balkanlar’da,
Kırım’da,
Kafkasya’da,
Türkistan’da
ve daha birçok coğrafyada sistematik baskılara, katliamlara ve sürgünlere maruz kalmıştır.
1989 Bulgaristan Türk Soykırımı da bu karanlık zincirin en acı halkalarından biridir.
Hakikat şudur:
Mazlum olan çoğu zaman Türk Milleti olmuştur.
Ve yine hakikat şudur:
Unutulan her zulüm, bir sonraki zulme davetiye çıkarır.
Bu yüzden 1989’u doğru kavramlarla anmak zorundayız.
“Büyük Göç” değil…
Zorunlu sürgün.
“Nüfus hareketi” değil…
Etnik temizlik.
“Siyasi kriz” değil…
Türk kimliğini hedef alan sistematik bir soykırım politikası.
Çünkü hafızasını kaybeden milletler, geleceğini de kaybeder.
Türk Milleti yaşananları unutmayacaktır.
Unutturmayacaktır.

Denizli’de Feci Kaza: Yolcu Otobüsü Alev Aldı, 8 Kişi Hayatını Kaybetti
Azerbaycan Bağımsızlık Günü Ankara’da Kutlandı
Trabzon ile Şuşa Kardeş Şehir Oluyor
Türkiye’den Uzay Teknolojilerinde Türk Devletleriyle Ortaklık Adımı
ABD’li Kuruluştan Türk Devletleri Teşkilatı’na Övgü