İsmail GEMİCİ
Devletler bazen büyük hatalar yapar. Ama bu hatalar çoğu zaman yanlış kararlar değil, eksik bakış açılarıdır.
Türkiye’nin Trakya’ya yaklaşımı da uzun yıllar boyunca tam olarak böyle olmuştur.
Trakya, çoğunlukla bir “sınır bölgesi” olarak görüldü.
Bir geçiş hattı…
Bir kontrol noktası…
Bir savunma alanı…
Bu bakış açısı yanlış değildir. Ama eksiktir.
Ve eksik bakış açıları, zamanla stratejik kayıplara dönüşür.
Çünkü Trakya sadece bir sınır değildir.
Trakya, Türkiye’nin jeopolitik aklının test edildiği yerdir.
Bu bölgeyi doğru okuyamayan bir devlet, Balkanlar’ı doğru okuyamaz. Balkanlar’ı doğru okuyamayan bir devlet ise Avrupa ile sağlıklı bir ilişki kuramaz.
Türkiye, Trakya’yı uzun yıllar boyunca savunulması gereken bir hat olarak gördü. Ancak bu bölge aynı zamanda kullanılması gereken bir kaldıraçtır.
Savunmak ile kullanmak arasındaki fark, devlet aklı ile yönetilmek arasındaki farktır.
Trakya’nın gerçek değeri, coğrafi konumunda gizlidir.
Karadeniz ile Ege arasında bir köprü…
Anadolu ile Avrupa arasında bir geçiş hattı…
Balkanlar ile İstanbul arasında bir tampon bölge…
Ama asıl mesele şudur:
Trakya bir geçiş değil, bir etki alanıdır.
Bu bölge üzerinden ekonomik ilişkiler yönlendirilir, kültürel etkileşim şekillenir ve siyasi dengeler etkilenir.
Ama Türkiye bu potansiyeli tam anlamıyla kullanamamıştır.
Neden?
Çünkü bakış açısı dar kalmıştır.
Trakya’ya bakarken çoğu zaman güvenlik öncelikli düşünülmüştür.
Oysa Trakya sadece risk değil, aynı zamanda fırsattır.
Bugün Avrupa Birliği içindeki kırılmalar ve Balkanlar’daki siyasi hassasiyetler düşünüldüğünde, Trakya’nın önemi daha da artmaktadır.
Türkiye’nin şu soruyu kendine sorması gerekir:
Biz Trakya’yı koruyor muyuz, yoksa kullanıyor muyuz?
Eğer sadece koruyorsak, savunmadayız demektir.
Ama kullanıyorsak, oyunun içindeyiz demektir.
Türkiye’nin Trakya politikası artık sadece güvenlik perspektifiyle ele alınamaz.
Bu bölge ekonomik entegrasyonun merkezi, kültürel diplomasi alanı ve Balkanlar’a açılan stratejik bir üs olabilir.
Ama bunun için zihniyet değişmelidir.
Trakya’ya sınır olarak bakan bir anlayış, onu sadece korur.
Trakya’ya merkez olarak bakan bir anlayış ise onu kullanır.
Bu fark küçük gibi görünür ama sonuçları büyüktür.
Trakya aynı zamanda tarihsel bir hafızadır.
Bu hafıza kullanılmadan, bu bölgenin gerçek potansiyeli ortaya çıkarılamaz.
Çünkü jeopolitik sadece harita ile ilgili değildir.
Jeopolitik aynı zamanda hafıza ile ilgilidir.
Bir bölgenin geçmişini bilmeyen, o bölgenin geleceğini yönetemez.
Ve son soru şudur:
Türkiye bu süreci yönetecek mi, yoksa izleyecek mi?
Cevap Trakya’ya nasıl baktığımızda gizlidir.
Ve tarih, her zaman oyunu kuranları yazar.

Nag Hammadi Kodeksleri:Bilgi Üzerinden Kurulan Güç ve Tarihin Gizlenen Yüzü
Arkana Bak Türk Milleti: Atalarının Dünyaya Nasıl Nizam Verdiğini Göreceksin
Türkiye’yi Artık Herkes Görmeye Başladı
Mezar Taşları: Bir Milletin Taşa Kazınmış Hafızası
Belene: Tuna’nın Ortasında Bir Ada Değil, Bir Rejimin Karanlık Hafızası
Somali’de Son Perde Mi Oynuyor?
Kırcaali Türbesinde Türkçe Neden Yok?
Sel Suları Sadece Evleri Değil, Hatıraları da Götürdü
Mu Kıtası: Efsane Mi, Yoksa İnsanlık Tarihinin Kayıp Sayfası Mı?