Rafet ULUTÜRK

2035’e Giden Yol: Bulgaristan Yeni Bir Dönemin Eşiğinde

Bazı siyasi gelişmeler yalnızca parti teşkilatlarını ilgilendirir.

Bazıları ise bir ülkenin geleceğini.

Radan Kanev’in Demokratlar Güçlü Bulgaristan İçin (DSB) Partisi’nin genel başkanlığına yeniden seçilmesi, ikinci gruba giren gelişmelerden biri olarak değerlendirilebilir. Çünkü bugün mesele yalnızca bir lider değişimi ya da bir parti kongresi değildir. Asıl mesele, Bulgaristan’ın önümüzdeki on yılda nasıl bir devlet modeli benimseyeceğidir.

Dünya yeniden şekilleniyor.

Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa’nın güvenlik mimarisini değiştirdi. Karadeniz artık sadece bölgesel bir deniz değil; enerji, ulaşım, savunma ve jeopolitik rekabetin merkezlerinden biri hâline geldi. Avrupa Birliği yeni savunma politikaları geliştiriyor, NATO doğu kanadını güçlendiriyor, küresel ekonomide tedarik zincirleri yeniden kuruluyor.

Böylesine büyük dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde Bulgaristan’ın da günlük siyasi tartışmaların ötesine geçerek uzun vadeli bir devlet vizyonu oluşturması gerekiyor.

Artık Sağ–Sol Tartışması Değil, Devlet Yönetebilme Yarışı Var

Yirmi birinci yüzyılın başarılı devletleri ideolojik sloganlarla değil; kurumsal kapasite, ekonomik üretkenlik ve güven veren yönetim anlayışıyla öne çıkıyor.

Vatandaş artık şunu sorguluyor:

Devlet gençlerini ülkede tutabiliyor mu?

Yatırım çekebiliyor mu?

Hukukun üstünlüğünü sağlayabiliyor mu?

Yolsuzlukla mücadele edebiliyor mu?

Eğitimi, bilimi ve teknolojiyi geleceğin temeli hâline getirebiliyor mu?

Küresel krizlere hazırlıklı mı?

İşte yeni siyaset tam da bu soruların cevabını verebildiği ölçüde başarılı olacaktır.

Radan Kanev’in önündeki gerçek görev de yalnızca DSB’nin oy oranını artırmak değildir. Asıl sınav, parçalanmış sağ seçmeni ortak bir devlet vizyonu etrafında buluşturabilmektir.

Gerçek liderlik; taraftarlarını coşturmak kadar, farklı kesimleri aynı hedefte bir araya getirebilme becerisidir.

2035 Bulgaristan Vizyonu Nasıl Olmalı?

Bulgaristan’ın önümüzdeki on yılı yalnızca seçimlerle değil, stratejik tercihlerle şekillenecektir.

2035’e uzanan bir vizyonun temel başlıkları şunlar olabilir:

  • Güçlü ve bağımsız hukuk sistemi.
  • Yüksek katma değerli üretime dayalı ekonomi.
  • Dijital dönüşüm ve teknoloji yatırımları.
  • Genç nüfusu ülkede tutacak eğitim ve istihdam politikaları.
  • Tarım, enerji ve lojistikte bölgesel merkez olma hedefi.
  • Karadeniz güvenliği ve Avrupa savunma mimarisinde etkin rol.
  • Kamu yönetiminde liyakat ve şeffaflık.

Böyle bir vizyon yalnızca seçim vaatlerinden oluşmaz. Devlet politikası hâline geldiğinde gerçek anlamını kazanır.

Cumhurbaşkanlığı Seçimi Bir Kişi Yarışı Değil, Devlet Aklı Sınavıdır

Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi, Bulgaristan’ın geleceği açısından kritik önemdedir.

Seçilecek isim yalnızca anayasal bir makamı temsil etmeyecek; ülkenin uluslararası itibarını, kriz yönetim kapasitesini ve toplumsal bütünlüğünü de etkileyecektir.

Bugünün Bulgaristan’ı; slogan üreten değil, çözüm üreten bir devlet insanına ihtiyaç duymaktadır.

Avrupa kurumlarını bilen, Bulgaristan’ın ulusal çıkarlarını kararlılıkla savunan, komşularıyla dengeli ilişkiler kurabilen, toplumun bütün kesimlerine güven verebilen bir profil, ülkenin ihtiyaç duyduğu yeni liderlik anlayışını temsil edebilir.

Türk Seçmeni: Sayısal Değil, Stratejik Güç

Bulgaristan siyasetinde sıkça gözden kaçırılan gerçeklerden biri de Türk seçmenin stratejik ağırlığıdır.

Evet, Türk seçmen farklı siyasi partilere yöneliyor olabilir. Ancak bu durum yalnızca bir dağınıklık olarak okunmamalıdır.

Aksine, ikinci turlu cumhurbaşkanlığı seçimlerinde küçük oy farklarının belirleyici olabileceği düşünüldüğünde, Türk seçmenin desteği kritik bir rol oynayabilir.

Bu nedenle mesele sadece seçim dönemlerinde verilen sözler değildir.

Esas mesele, Türk toplumunun Bulgaristan’ın eşit ve vazgeçilmez bir parçası olarak görülmesidir.

Katılımın arttığı, güven duygusunun güçlendiği ve vatandaşlık bağının pekiştiği bir ortam, yalnızca Türk toplumuna değil, Bulgaristan demokrasisine de katkı sağlayacaktır.

Cumhurbaşkanı Yardımcılığı Makamı Toplumsal Güvenin Sembolü Olabilir

Siyasette semboller bazen uzun konuşmalardan daha güçlü mesajlar verir.

Toplumda saygınlığı olan, devlet tecrübesine sahip, farklı kesimlerle diyalog kurabilen Türk kökenli bir ismin cumhurbaşkanı yardımcılığına aday gösterilmesi, yalnızca seçim stratejisi olarak değil; kapsayıcı vatandaşlık anlayışının güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Böyle bir tercih şu mesajı verebilir:

“Bu devlet, etnik kökeni ne olursa olsun bütün vatandaşlarının ortak evidir.”

Bu yaklaşım, toplumsal güveni artırabilecek ve ortak aidiyet duygusunu güçlendirebilecek sembolik bir değer taşıyacaktır.

Türkiye-Bulgaristan İlişkileri: Rekabet Değil, Stratejik Ortaklık

Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ilişkiler, sadece komşuluk ilişkisi değildir.

İki ülke; NATO müttefiki, yoğun ticaret ortağı ve tarihî bağlara sahip komşulardır.

Enerji hatları, ulaştırma koridorları, sınır güvenliği, göç yönetimi, Karadeniz güvenliği ve ekonomik iş birliği gibi alanlar, ilişkilerin stratejik niteliğini artırmaktadır.

Bu nedenle Bulgaristan’ın iç siyasi istikrarı ile Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinin sağlıklı seyri birbirini tamamlayan unsurlar olarak görülebilir.

İyi komşuluk, karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar temelinde geliştirilecek politikalar, her iki ülkenin de bölgesel konumunu güçlendirebilir.

Yeni Sağın Gerçek Başarısı Sandıkta Değil, Devlet İnşasında Ölçülecek

Bugünün dünyasında seçim kazanmak artık tek başına başarı değildir.

Asıl başarı; güven veren kurumlar oluşturmak, hukuku güçlendirmek, gençlere gelecek sunmak, yatırım ortamını iyileştirmek ve toplumsal kutuplaşmayı azaltmaktır.

Eğer Bulgaristan’da demokratik sağ bu hedefleri ortak akıl ve liyakat temelinde gerçekleştirebilirse, yalnızca bir hükümet kurmuş olmayacaktır.

Aynı zamanda Bulgaristan’ın 2035 vizyonunu şekillendiren yeni bir devlet anlayışının temelini de atmış olacaktır.

Bulgaristan Yeni Bir Cumhurbaşkanı mı, Yoksa Yeni Bir Devlet Paradigması mı Arıyor?

Tarih bazı milletlere nadiren büyük fırsatlar sunar.

Bu fırsatlar bazen seçim sandığında değil, o sandığın arkasındaki vizyonda saklıdır.

Bugün Bulgaristan tam da böyle bir eşiktedir.

Önünde iki yol vardır.

İlki; kısa vadeli siyasi hesaplarla günü kurtarmaya çalışmak.

İkincisi ise ortak aklı, hukuku, liyakati, üretimi, kapsayıcı vatandaşlığı ve demokratik kurumları merkeze alan uzun vadeli bir devlet vizyonu inşa etmektir.

Bulgaristan’ın geleceği, yalnızca hangi partinin daha fazla oy aldığıyla değil; hangi siyasal anlayışın toplumun tüm kesimlerine güven verebildiğiyle belirlenecektir.

Çünkü güçlü devletler, vatandaşlarını kimliklerine göre ayıran değil; ortak hedefler, ortak hukuk ve ortak gelecek etrafında birleştiren devletlerdir.

Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:

Bulgaristan yeni bir cumhurbaşkanı mı arıyor; yoksa 2035’e taşıyacak yeni bir devlet aklı mı inşa etmeye hazırlanıyor.

Yazar