Rafet ULUTÜRK

Biz çalışanız. Biz üreteniz. Biz bu ülkenin sadece “misafiri” değil, kurucu emekçilerinden biriyiz. Bu ülkenin yollarında, fabrikalarında, tarlalarında; ekonomisinde, kültüründe ve yarınında alın terimiz var.

Biz bu topraklarda doğduk, büyüdük, emek verdik. Dedelerimizin mezar taşları bu gerçeğin belgesidir. Çocukluğumuz burada geçti; çocuklarımızı burada yetiştirdik, vergimizi burada ödedik, hayatı burada kurduk. O halde talebimiz nedir? Ayrıcalık mı? Hayır.

Biz ne çok ne az istiyoruz.
Biz eşit vatandaşlık istiyoruz.

Eşit vatandaşlık; hukuk önünde eşitliktir.
Eşit vatandaşlık; fırsatta eşitliktir.
Eşit vatandaşlık; temsil hakkımızda eşitliktir.

Ve bu talep, bir topluluğun “fazlasını istemesi” değil; bir devletin vatandaşına karşı en temel yükümlülüğünü yerine getirmesidir. Çünkü adalet bir gruba ayrı, bir gruba ayrı ölçüyle uygulanıyorsa, o devletin temeli çatlar. Adalet herkese eşit değilse, o düzen geleceğe yürümez.

Bu seçim yalnızca bir sandık yarışı değildir. Bu seçim bir yön tercihidir. Bu seçim bir gelecek tercihidir. Ve belki de ilk kez, bu seçim değişimin seçimi olacaktır.

35 Yıllık Ayrıştırmanın Sonu

Bizi 35 yıldır “sözde Türk partisi” söylemiyle bu ülkenin bütününden koparmaya çalıştılar. Biz ayrılmak istemedik. Çünkü biz bu ülkenin asli vatandaşlarıyız. Fakat yıllarca Türk toplumunun oyları, birilerinin kendi çıkar düzenini büyütmek için kullanıldı.

Bugün gelinen noktada, bu düzenin neye dönüştüğünü daha net görüyoruz: İnsanları “bize oy vermezsen cezalandırırız” psikolojisine iten, hatta yurtdışında oy kullanmadı diye tehdit dili kurabilecek kadar ileri giden bir anlayış… Ve daha da tuhafı; bütün bunlara rağmen hâlâ bu düzenin sofralarına koşanlar.

Bu yüzden şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu sofralarda kimler oturuyor, kimler halkın hakkını gasp edenlerle yan yana geliyor… Not edin. Çünkü hafıza kaybolursa hesap sorulmaz. Unutma—unutturma.

Bu Seçim: Hangi Tarafa Yazılacaksın?

Bugün mesele “kim kazanacak” meselesi olmaktan çıktı. Mesele, toplum olarak hangi tarafta duracağımız meselesidir. Yıllardır bölünmüşlükten beslenen siyaset, bizi küçük parçalara ayırıp etkisizleştirdi. Oysa tarih bize şunu öğretti:
Bölündüğümüzde zayıflarız.
Birleştiğimizde güç oluruz.

Artık duygusal reflekslerle değil; stratejik akılla hareket etme zamanıdır. Çünkü parçalanmış oy, parçalanmış iradedir. Parçalanmış irade ise, taleplerimizin masada ciddiye alınmaması demektir.

Türk toplumunun yıllardır “sözde bizim” denilerek önüne konulan yapılarda gördüğü şey şudur:
Parçalı temsil = zayıf etki.
Zayıf etki = karşılıksız talepler.
Karşılıksız talepler = sürekli aynı döngü.

Bu döngüyü kırmanın yolu; kimlik üzerinden kapalı devre siyaset değil, eşit vatandaşlık hedefi etrafında geniş bir yurttaş ittifakıdır.

Bulgaristan Hepimizin: Bulgarı, Türkü, Pomakı, Romanı…

Biz ayrımcılığın değil, birlikte yaşamanın tarafındayız. Biz kutuplaşmanın değil, ortak geleceğin tarafındayız. Çünkü Bulgaristan sadece bir grubun değil; Bulgarı, Türkü, Pomakı, Romanı… hepimizin ülkesidir.

Bu nedenle bu seçimlerde mesele, etnik kimliği araçsallaştıran dar siyaset anlayışı olmamalıdır. Mesele, Bulgaristan’ın tüm vatandaşlarıyla birlikte güçlü, adil, istikrarlı bir gelecek kurmaktır.

Ve burada Bulgar halkına da açık çağrımız var:
Türk düşmanlığı üzerinden siyaset yapan anlayışlar, yalnız Türkleri değil Bulgaristan’ın tamamını zehirler. Çünkü nefret siyaseti, ekonomiyi de bozar, huzuru da bozar, devleti de zayıflatır. Bugün bir komşuya yönelen düşmanlık, yarın başka bir komşuya yönelir. Bu yüzden nefret dilini meşrulaştıran partilere destek, ülkenin yarınını riske atmaktır.

Bu ülkede gerçek güç partilerde değil; halktadır.
Ve halkın tek sözü sandıktır.
Sandık, doğru kullanılırsa tarihin yönünü değiştirir.

Tek sorun var: Birleşmek.
Birlikte hareket etmek.

İstikrarı Seç. Sorumluluğu Seç. Geleceği Seç.

Bugün torunun için oy verdiğini unutma.
Bugün oy verirken sadece bugünü değil, yarını düşün.

İstikrarı seç.
Sorumluluğu seç.
Torunlarına bir gelecek seç.

Düşman üretenleri değil, dost üretenleri seç.
Çünkü dostluk, birlikte üretmek demektir.
Birlikte üretmek, birlikte büyümek demektir.
Birlikte büyümek ise güçlü Bulgaristan demektir.

Adalet herkese eşit olmazsa, devlet yıpranır.
Devlet yıpranırsa, ilk kaybeden halk olur.
Bugün bu gidişi durdurabilecek olan sensin: güç sensin, güç halktır.

BULTURK’un Duruşu

BULTURK olarak duruşumuz nettir:
Türk toplumu bu ülkenin eşit vatandaşı olsun diye çalıştık, çalışıyoruz ve çalışacağız. Bizim mücadelemiz ayrışmak için değil; eşitlik temelinde birleşmek içindir.

Her engeli hep birlikte aşacağız.
Birlikte değişimi gerçekleştireceğiz.

Çünkü biliyoruz: Güçlü temsil ancak birlikle olur.
Güçlü gelecek ancak istikrarla olur.
Onurlu yaşam ancak eşit vatandaşlıkla olur.

Sandığa giderken kendine şunu sor:
Çocuklarımız için nasıl bir Bulgaristan bırakmak istiyoruz?

Korkuların değil umudun konuşulduğu;
Bölünmenin değil dayanışmanın büyüdüğü;
Ayrımcılığın değil eşitliğin hüküm sürdüğü bir ülke…

Bu seçim bir tercih değil, bir sorumluluktur.
Ve biz sorumluluğu seçiyoruz.
İstikrarı seçiyoruz.
Geleceği seçiyoruz.

Biz birlikte bu ülkeyi yönetmek istiyoruz.
Birlikte güçlü bir Bulgaristan istiyoruz.

Birlikte başaracağız.

Yazar