Rafet ULUTÜRK

Bulgaristan Parlamentosu’nda Türkiye’de kurulacak seçim sandıkları üzerine yapılan tartışmaları dinlerken insanın aklına ilk gelen şey şu oluyor: Bu mesele gerçekten sandık meselesi mi, yoksa hafıza ve vicdan meselesi mi?

Son günlerde Kostadin Kostadinov ve lideri olduğu Vazrazhdane partisinden bazı milletvekillerinin kürsüde sarf ettiği sözler, yalnızca bir seçim tekniği tartışması değil; Bulgaristan toplumunun birlikte yaşama kültürünü ilgilendiren daha derin bir fay hattına işaret ediyor. “Türkiye’de sandık sayısı azaltılsın, hatta hiç sandık kurulmasın” gibi öneriler, hukuki bir düzenleme tartışmasından çok, bir kesimin siyasi iradesini görünmez kılma arzusunun ifadesi gibi duruyor.

Daha da düşündürücü olan, aynı kürsüden tekrar edilen kışkırtıcı cümlelerin, korku ve ayrım üzerinden siyaset üretme çabasını yansıtması. Bu dil, toplumu bir arada tutan köprüleri güçlendirmez; tam tersine, zayıf yerlerinden aşındırır.

Oysa meseleye biraz hafızayla bakmak yeterli.

Unutulan Emek, Unutulan Katkı

Bu ülkenin yolları, demiryolları, fabrikaları, konutları… Sosyalist dönemden bugüne uzanan altyapının inşasında kimlerin emeği vardı? Tarlalarda, bağlarda, inşaatlarda, askeri birliklerde, hafta sonu “gönüllü” çalışmalarda kimler ter döktü?

Okullarda çocuklara kuşburnu toplatılan, liselilerin ve üniversitelilerin aylarca elma, üzüm, pamuk toplamaya gönderildiği; askerlerin inşaatlarda, demiryolu hatlarında çalıştırıldığı günleri hatırlayanlar hâlâ hayatta. O günlerde kimlik sorulmadı, etnik köken sorulmadı. Çalışan herkes bu ülkenin insanıydı.

1989’da yaşanan büyük kopuşun ardından Bulgaristan’ın nasıl bir ekonomik ve demografik sarsıntı yaşadığı da tarih kitaplarında yazıyor. Nüfus azaldı, üretim düştü, birçok yerleşim yeri boşaldı. Bu bir tesadüf değildi. Bu ülkenin üretken insanları gittiğinde, ülke de zorlandı.

İsimler, Mezar Taşları ve Sessizlik

Yakın tarihin en ağır sayfalarından biri de zorla isim değiştirme politikalarıydı. İnsanların kimlikleri kâğıt üzerinde silindi; ailelerin soyadları, çocukların adları değiştirildi. Mezarlıklardaki taşlara kadar uzanan bu müdahale, yalnızca bürokratik bir uygulama değil, hafızaya vurulan bir damgaydı.

O günlerde birçok insan sessiz kaldı. Kimi korkudan, kimi çaresizlikten, kimi de “bana dokunmuyor” düşüncesiyle… Ama yaşananlar unutulmadı. İsimler geri geldi, fakat hatıralar yerinde duruyor.

Bu geçmiş hatırlanırken bugün bir kesimin oy hakkının tartışma konusu yapılması, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Dün kimliğe müdahale edilirken susanlar, bugün temsil hakkına müdahale edilmesine nasıl bu kadar rahat söz söyleyebiliyor?

Sandık Korkusu

Bir milletvekilinin kürsüden “Madem oy çalınmasından korkuyorsunuz, o zaman Bulgaristan’da da yasaklayalım” demesi, tartışmanın özünü açığa çıkarıyor: Mesele güvenlik değil, mesele tercih.

Yurt dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanması demokratik bir haktır. Bu hak, coğrafyaya göre değişmez. Avrupa’nın birçok ülkesinde yaşayanlara sandık kurulurken, Türkiye’de yaşayanlara bunun çok görülmesi, hukuki bir gerekçeyle açıklanamaz.

“Şuradan şu kadar milletvekili çıkmasına izin vermeyeceğiz” gibi sözler ise demokrasinin ruhuyla bağdaşmaz. Demokrasi, sonucun önceden belirlendiği değil; halkın iradesine saygı duyulduğu rejimdir.

Tehlikeli Dil, Kırılgan Toplum

Bir ülkede en tehlikeli şey ekonomik kriz değil, siyaset dilinin zehirlenmesidir. Çünkü ekonomi toparlanır, yollar yeniden yapılır, fabrikalar yeniden kurulur. Ama insanlar arasındaki güven yıkıldığında, onu yeniden inşa etmek çok daha zordur.

“Bunlar oy kullanmasın”, “şunlar fazla oldu” gibi cümleler, kardeşçe yaşamayı zedeler. Bugün bir kesime yöneltilen bu dil, yarın başka bir kesime yönelir. Ayrımcılık bulaşıcıdır.

Sessizliğin her zaman zayıflık olmadığı da unutulmamalı. İnsanlar sabredebilir, görmezden gelebilir, içine atabilir. Fakat bir toplumun onuru sürekli örselendiğinde, bunun yarattığı kırılmayı onarmak kolay değildir. Bu yüzden siyasetçinin dili, ateşi büyüten değil, harareti düşüren dil olmalıdır.

Sandıkta Verilecek Cevap

Bu tartışmaların en sağlıklı cevabı yine sandıkta verilecektir. Toplum, kimin ayrımcı bir dil kullandığını, kimin birleştirici olduğunu görür. Seçmen, kendisini ötekileştiren anlayışa en güçlü cevabı demokratik yolla verir.

Bir vatandaşı diğerinden ayıran, bir kesimin oyunu değersizleştirmeye çalışan anlayışların parlamentoda güçlenmesi, Bulgaristan’ın geleceği için hayırlı olmaz. Çünkü bu yol, toplumsal gerilimi artırır ve kimsenin istemeyeceği sonuçlara kapı aralar.

Ateşi yakmak kolaydır. Ama yanan yerleri yeniden yeşertmek yıllar alır.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, daha çok sandık değil; daha çok sağduyu. Daha az korku, daha çok hatırlama. Daha az ayrım, daha çok birlikte yaşama iradesi.

Bulgaristan’ı güçlü kılacak olan da budur.

Yazar