Raziye ÇAKIR
Bu soru yüzyıllardır sorulur. Kimisi eğitim der, kimisi aile, kimisi kültür. Oysa insanı iyi tutan şey çoğu zaman onun inandığı “gözlerdir”. İnsan, yalnızken bile yalnız değildir. Üzerinde olduğunu düşündüğü gözler, davranışlarını şekillendirir.
Birinci göz: İnancın gözü.
Neye inanıyorsanız, o sizi izler. Tanrı, Allah, kader, evren… Adı ne olursa olsun, insanın iç dünyasında “beni gören bir varlık var” duygusu, en güçlü denetim mekanizmasıdır. Kimse yokken bile elini harama uzatmamanın, kimse görmezken bile doğruyu yapmanın temelinde bu göz vardır.
İkinci göz: Devletin gözü.
Yasalar, kurallar, ceza ve ödül sistemi… Devlet, insanı iyi ya da kötü davranışlarının sonuçlarıyla yüzleştirir. Suçun cezası, iyiliğin takdiri vardır. Bu göz, insanı dışarıdan disipline eder.
Üçüncü göz: Toplumun gözü.
Ayıplanma korkusu, saygı görme isteği, itibar kaybetme endişesi… İnsan sosyal bir varlıktır. Toplumun bakışı, davranışlarımızı sessizce şekillendirir. Ahlak dediğimiz şey, aslında toplumun ortak bakışının birey üzerindeki etkisidir.
Dördüncü göz: Vicdanın gözü.
İşte en sessiz ama en güçlü olanı budur. Gece yastığa başını koyduğunda seninle konuşan, yaptıklarını sana hatırlatan, seni rahatsız eden ya da huzur veren o iç ses… Vicdan, insanın kendi kendini denetleme biçimidir.
Bu dört göz — inanç, devlet, toplum ve vicdan — insanı kontrol altında tutan görünmez çerçevelerdir. İyi insan olmak çoğu zaman bu gözlerin farkında olarak yaşamaktan geçer.
Belki de mesele şudur:
İnsan, yalnız kaldığında nasıl biri olduğudur.
Çünkü o an, sadece dördüncü göz açıktır.
Ve eğer vicdanın gözü uyanıksa, diğer üç göze çoğu zaman gerek bile kalmaz.

İran’ın Azerbaycan uçuşları ABD yaptırımları nedeniyle durduruldu
Türkiye, Azerbaycan ve Özbekistan askerleri ortak tatbikatta hedefleri vurdu
Erdoğan’dan enerji ve ticaret koridorlarında Türkiye vurgusu
Türkmenistan sanayide 15 yıllık yeni yol haritasını belirledi
Kazakistan’da yapay zekâ için bir aylık teknoloji maratonu başladı





