Rafet ULUTÜRK
Bazı yerler vardır; haritada küçüktür ama adı koca bir tarihi taşır. Kobani de böyle bir yer. Adını telaffuz ettiğiniz anda, yüz yıllık geçmiş, kimlik tartışması ve yakın tarihin ağır hafızası aynı cümleye sığar.
Resmî kayıtlarda uzun süre Ayn el-Arap diye geçen bu yerin adı, “Arap Pınarı” anlamına gelir. Bölgedeki su kaynağı nedeniyle, göçer Arap ve Bedevi kabilelerin geçiş ve dinlenme noktası olarak anılmıştır. Bu isim, coğrafyanın tarifidir: Su vardır, uğrak vardır, geçiş vardır.
Fakat Kobani dediğinizde artık coğrafyadan değil, hafızadan söz etmiş olursunuz.
Bir Şantiye Tabelasından Doğan İsim
1912 öncesinde burada belirgin bir şehir yerleşimi yoktur. Asıl kırılma, Bağdat Demiryolu projesiyle yaşanır. Almanların yürüttüğü demiryolu inşaatı bu noktayı bir şantiye alanına dönüştürür. İşçiler gelir, konaklar, kalır. Yerleşim yavaş yavaş oluşur.
Demiryolu şirketinin adı halk arasında “Company” diye telaffuz edilir. Yerel ağızda bu kelime zamanla Kobani gibi söylenmeye başlar. “Company’nin olduğu yer” tarifi, bir yer adına dönüşür.
Böylece Kobani, ne Arapça ne Kürtçe kökenli olan, bir şirket tabelasından doğmuş nadir şehir isimlerinden biri olur. Tam anlamıyla tarihsel bir tesadüf.
Bu yönüyle Kobani, Ortadoğu’daki birçok şehirden ayrılır. Ne bir fermanla kurulmuştur, ne bir medeniyet merkezi olarak planlanmıştır. Kobani, insanların bilinçli kurduğu bir şehir değil; olayların kurduğu bir yerleşimdir.
İsim Neden Bu Kadar Hassas?
Çünkü isimler sadece yeri değil, aidiyeti de anlatır.
Ayn el-Arap dediğinizde, bölgenin Arap geçmişine atıf yaparsınız. Kobani dediğinizde ise, son yüzyılda orada kök salmış toplumsal hafızayı çağırırsınız.
Özellikle 2014’te IŞİD’e karşı verilen direnişten sonra, Kobani adı dünya kamuoyunda bir sembole dönüştü. Haritada yerini bilmeyen milyonlarca insan, bu ismi o yıl öğrendi. Kobani, bir coğrafya olmaktan çıkıp bir direniş simgesine dönüştü.
Bu yüzden bugün Kobani’ye “Ayn el-Arap” demek, bazı insanlar için tarih bilgisi değil, kimlik reddi gibi algılanır. Çünkü isim artık bir pınarı değil, yaşanmışlığı temsil eder.
Asıl Kuruluş Tarihi Hangisi?
Kâğıt üzerindeki kuruluş tarihi 1912 olabilir.
Ama zihinsel, duygusal ve siyasal doğum tarihi 2014’tür.
Kobani’yi ne pınar kurdu, ne şirket.
Kobani’yi asıl kuran şey, yaşananlardır.
Bu noktada isim tartışması başka bir yere evrilir. Ayn el-Arap, coğrafyanın tarifidir. Kobani ise hafızanın adı.
Ortadoğu’da İsimler Masum Değildir
Diyarbakır mı Amed mi?
Urfa mı Riha mı?
Kudüs mü Yeruşalim mi?
Bu tartışmaların hiçbiri dil meselesi değildir. Hepsi hafıza ve kimlik mücadelesidir. Kobani de bu zincirin bir halkasıdır.
Bir taraf “tarihi adı budur” der.
Diğer taraf “biz buraya böyle deriz ve bu bizim tarihimizdir” der.
İkisi de kendi açısından doğrudur. Biri geçmişi, diğeri yaşanmışlığı savunur.
Bir Tesadüfün Kimliğe Dönüşmesi
Belki de işin en ironik tarafı şudur: Kobani adı, bir Alman demiryolu şirketinin yerel telaffuzundan doğmuştur. Ama tarih bazen tesadüfleri kalıcılaştırır. Bir şantiye tabelasında yazan kelime, yüz yıl sonra bir halkın hafıza sembolüne dönüşebilir.
Kobani’nin hikâyesi tam olarak budur.
Sonuç: Bu Bir İsim Tartışması Değil
Kobani mi Ayn el-Arap mı sorusu, aslında şu sorudur:
Bir yere adı kim verir? İlk gelen mi, uzun kalan mı, yoksa hatırlayan mı?
Ayn el-Arap geçmişi anlatır.
Kobani bugünü ve hafızayı.
Ve Ortadoğu’da en sert tartışmalar, tam da geçmişle hafızanın çarpıştığı yerde çıkar.

Kaçakçılıkta aracı kullanılan CHP’li vekilin direksiyon başında olduğu ortaya çıktı
Romanya Cumhurbaşkanı Dan, Bükreş’te Türk Parlamento Heyetini Ağırladı
Bulgaristan Hükümeti, Orta Doğu Krizinin Etkilerine Karşı Ekonomik Önlem Paketi Açıklıyor
Cumhurbaşkanı Yotova: “Tiyatro, Sanatın Zirvesidir”
Bulgaristan’dan AB’de Bir İlk: Enerji Yoğun Sanayiye Destek Programı Geliyor