Dr. Nedim BİRİNCİ

Rodopların sabah sisi dağılırken bazı yollar görünür olur. Haritalarda yoktur o yollar; ama milletlerin kaderi oradan geçer. İşte Kırcaali böyle bir yolun adıdır. Bir şehirden fazlası, bir hatıradan büyüğü, bir ideali taşıyan sessiz bir nişandır.

Yüzyıllar önce Orta Asya’dan kopup gelen atlıların nal sesleri bu dağlarda yankılandı. Buhara’dan çıkanların yönü batıydı; ama niyetleri yönlerden daha büyüktü. Türkistan’da Ahmet Yesevi dergâhında pişen bir anlayış vardı: Nizam-ı âlem, adalet, irfan, ahlak… Kılıçtan önce gönül, fetihten önce insan. O yürüyüş, Rodopların eteklerinde bir şehre değil, bir ruha dönüştü: Kırcaali.

Bugün Kırcaali’ye baktığımızda taş köprüler, nehir kıvrımları, dağ yolları görürüz. Ama biraz dikkat edince başka bir şey daha görünür: Sebat. Sabır. Sessiz bir vakar. Çünkü bu topraklar sadece yerleşilerek değil, beklenerek, dayanarak, vazgeçmeyerek yurt tutuldu.

Bizim kuşağımıza sık söylenen bir cümle vardı: “Yapamazsınız.” Hatta daha ağırını duyanlarımız oldu: “Bu sizin işiniz değil.” Yıllar geçti. Kimi hayalini rafa kaldırdı, kimi hayaliyle birlikte yoruldu. Otuz yıl, bazen bir insan ömrünün en verimli çağını alıp götürür. Fakat zamanın garip bir huyu vardır: Hakikati saklar ama yok etmez.

Son on beş yılda dünya hızla değişti. Uzaklar yakın oldu, yakınlar anlam kazandı. Kimlik, kök, kültür, hafıza… Bunların modası geçmedi; bilakis kıymeti arttı. İnsanlık, teknolojiyle büyürken manayla küçüldüğünü fark etti. İşte tam bu noktada, tarihin içinden gelen o eski ses yeniden duyulur oldu: Çalışmak. Üretmek. Kendini bilmek.

At üstünde günlerce yol alanların geçtiği mesafeyi, biz bugün saatler içinde alabiliyoruz. Uçaklar var, yollar var, imkân var. Ama bazen eksik olan şey, imkân değil iradedir. Yol değil, yürüyüştür. Çünkü asıl mesafe, insanın kendisiyle arasındadır.

Gençlere söyleyecek sözümüz tam da burada başlıyor: Siz, sadece bir şehrin çocukları değilsiniz. Sadece bir ülkenin de değilsiniz. Siz, bir fikrin, bir ahlakın, bir idealin emanetçilerisiniz. Bu emanet, hamasetle değil emekle taşınır. Gür sözlerle değil, derin çalışmalarla büyür.

Kırcaali’nin hikâyesi bize şunu fısıldar: Kurulan her şehir, önce bir kalpte kurulur. İnşa edilen her gelecek, önce bir zihinde başlar. O yüzden yapılacak ilk şey, kendimize inanmaktır. İkincisi, durmadan çalışmaktır. Üçüncüsü, birbirimizi ayağa kaldırmaktır.

Çünkü mesele bir coğrafyanın sınırlarını aşar. Mesele, insanlığa söyleyecek sözü olan bir nesil yetiştirmektir. Adaletle, merhametle, bilgiyle, üretimle… Dünyayı yönetmek iddiası, dünyaya faydalı olmak sorumluluğuyla başlar.

Rodopların sabah sisi her gün dağılır. Ve her sabah, o görünmez yol biraz daha belirginleşir. O yol, dün atlıların yürüdüğü; bugün ise gençlerin yürümesi gereken yoldur.

Hazır olun.
Çünkü gelecek, bekleyenleri değil; hazırlananları çağırır.

Yazar