Rafet ULUTÜRK
Bugün öyle bir noktadayız ki, asimilasyonun en karanlık günlerinde bile bu kadar büyük bir kimlik karmaşası, bu kadar derin bir vurdumduymazlık yaşanmamıştı. Sokakta “Türk oğlu Türküz” diye haykıran, asimilasyona karşı destanlar yazmış bir halkın, bugün kendi eliyle içine düştüğü o garip tiyatroyu konuşma vakti geldi.
Çünkü bu manzara, artık bir “ihmal” değil, bir kimlik iflasıdır.
Pasaporttaki İsim, Kürsüdeki Başkan
Gelin bu acı tabloya birlikte bakalım: Cebinizde taşıdığınız Avrupa pasaportunda, o nefret ettiğiniz asimilasyon yıllarının zorba ismi yazıyor. Brüksel’de, Berlin’de o pasaportu uzatırken kimliğinizdeki o yabancı isme itiraz etmiyorsunuz.
Daha da vahimi, Bulgaristan’da “Türklerin haklarını savunuyor” dediğiniz partinin en tepesindeki isimler, Bulgar isimleriyle siyaset yapıyor. Sizi temsil eden adamın ismi asimilasyonun mirası, sizin isminiz asimilasyonun mührü… Ama sorsanız, hepiniz birer hürriyet kahramanısınız!
Soruyorum: Siz gerçekten Bulgaristan Türkleri misiniz, yoksa bu statüko içinde erimeye razı olmuş bir kitle mi?
Bu Sessizlik Nerenin Mirası?
Dünyanın neresinde görülmüş; hem bir zulme karşı olduğunu söyleyip hem de o zulmün size taktığı halkayı boynunda taşımak? Bu durumdan rahatsız olan tek bir Allah’ın kulu yok mu? Bir toplum, kendi ismini geri almaktan, kendi öz kimliğini kağıt üzerinde tescil ettirmekten bu kadar mı aciz kalır?
Yoksa o “Bulgar ismi”, Avrupa sınır kapılarında kolaylık sağladığı için vicdanlarınızın üzerine örttüğünüz konforlu bir battaniye mi oldu? Eğer mesele çıkarsa, eğer mesele vizeyse, eğer mesele rahatlıksa; o zaman Belene’de yatanların kemiklerini sızlatmayın. “Biz Türküz” diye bağırmayın. Çünkü gerçek Türk, ismine dokundurtmayan, dokunulduğunda ise o eli kıran kimsedir.
Aynada Kalan Son Kırıntı
Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz?
Türkiye’de “Muhacir” diye övünen ama resmiyette Bulgar ismini saklayan birini mi?
Bulgaristan’da “Hakkımızı savunuyor” dediği partinin başkanı bile Bulgarca isim taşıyan bir seçmeni mi?
Bu bir şov değilse nedir? 1984’te tankların karşısına dikilen o ruh, bugün yerini “idare edelim”ci bir kurnazlığa mı bıraktı? Bu durumdan rahatsız olmayan bir toplum, hafızasını kaybetmiş demektir. Hafızasını kaybeden bir toplum ise yok olmaya mahkûmdur.
Kendinize Gelin!
Sahi, siz kimsiniz? İsmi başka, cismi başka, davası başka, pasaportu başka olan bu topluluğun bir adı var mı? Yarın bir gün tarihçiler bu dönemi yazdığında, “Kendi celladının verdiği ismi gururla taşıyan ve bunu savunan partilere oy veren bir halk” diye mi bahsedecek sizden?
Bu hayat bir tiyatro sahnesi değil. Kimlik, üzerinde pazarlık yapılacak bir mal değildir. Ya o isimlerden, o sahte temsiliyetlerden kurtulun ya da “Biz kimiz?” sorusuna verecek dürüst bir cevap bulun. Çünkü bu haliyle, ne Bulgaristan sizi ciddiye alıyor ne de tarih sizi affedecek.
Siz, kendi isminize sahip çıkamadığınız sürece, kimsenin size “Türk” demesini beklemeyin.

Смисълът на 19 април: Отвъд урните – съвест, памет и бъдеще
5 Nisan 1990 Barın Katliamı’nın Yıl Dönümü
İnsanın En Sessiz Köşesi
Boşalan Sandalyeler ve Soğuyan Sofralar
Bulgaristan 19 Nisan Seçimleri: Sandıktan Kim Çıkacak Değil, Devlet Çıkacak mı?