Rafet ULUTÜRK
Bugün aynanın karşısına geçip “Ben kimim?” diye sormaya korkan bir kitleyle karşı karşıyayız. Meydanlarda “Türk oğlu Türk’üz” diye haykırıp, cüzdanında celladının ona verdiği ismi taşıyan; 1984’ün acısını anlatıp, 2025’in Bulgar oligarklarına secde eden trajik bir kalabalık… Gelin, bu sessiz yıkımın tarihini ve bugünkü utanç vesikasını isim isim, tarih tarih konuşalım.
Gururdan Uşaklığa: Kırılan İrade
Biz aslında kimiz biliyor musunuz? Biz, 1906’da daha Türkiye Cumhuriyeti yokken Şumnu’da Türk Öğretmenler Birliği’ni kuran o vizyonuz. 1913’te tarihin ilk Türk Cumhuriyeti’ni (Batı Trakya) ilan eden o çelikten iradeyiz. 1920’lerde Bulgaristan’ın her köyünde “Turan” isimli derneklerle Atatürk devrimlerini Türkiye’den önce bağrına basan o bilinçli halkız.
Ancak 1934 darbesiyle damarlarımıza bir zehir enjekte edildi. Bulgarlar şunu anladı: “Türkleri yok edemezsin, o halde onları Türk görünümlü uşaklarla yönet.” O günden sonra kim Bulgar’a diz çöktüyse yükseldi; kim Türk kalmakta direndiyse sürgün edildi. 1944’te bu uşaklık entelektüel bir kılıfa büründü: “İyi Bulgarca konuşan Türk aydını.” Kendi diline yabancılaşıp efendisinin diliyle konuşunca kendini “aydın” sanan bir nesil böyle türetildi.
Belene’nin Soğuğundan Oligarkın Sıcağına
1984’te isimlerimiz çalındığında umut bitti sanmıştık. Ama 1989’da bu halkın asil kadınları tankların önüne dikilip komünizmin sonunu getirdi. Peki, sonra ne oldu? “Kurtulduk” dediğimiz anda, başımıza “Doğan” görünümlü bir ihanet şebekesi oturtuldu. Biz “lider” dedik, onlar KGB/DS ajanı çıktı.
Bugün geldiğimiz nokta ise tam bir haysiyet sınavıdır. “Türk Partisi” dediğimiz yapının tepesine bir Bulgar oligark oturmuş, bizim “Türk” dediklerimiz ise onun kapısında bir selam alabilmek için sıraya girmiş. İstifa eden yok, “Biz ne yapıyoruz?” diyen yok! En acısı da Belene’de yatanlar… O soğuk hücrelerde isim vermemek için ölenlerin mirası, bugün Türk Cumhurbaşkanı’na oy vermekten imtina edip, Bulgar oligarkın sofrasında kırıntı toplayanlara meze ediliyor.
Pasaporttaki İsim, Vicdandaki Leke
Sanki bu dünyada hiç yaşamamışız da sınırdan hayalet gibi geçip gitmişiz gibi bir sessizlik içindeyiz. Türkiye kayıtlarında hâlâ Bulgar isimleri duruyor. Seçim listelerinde binlerce “Bulgar” isimli Türk görünmesine ses etmiyoruz. İsim denklik belgelerindeki o lekeleri sildirmeye üşeniyoruz. “Zahmetli” diyoruz, “Avrupa’da lazım olur” diyoruz.
Ama o isimler orada durdukça, 1984’ün asimilasyonunu kendi elinizle meşrulaştırıyorsunuz. Yarın torununuz o belgeyi eline alıp “Dede, neden senin adın Bulgarca yazıyor, biz Bulgar mıydık?” diye sorduğunda, ona hangi yalanı anlatacaksınız? “Bizi zorladılar” mı diyeceksiniz? Torununuz demez mi: “Peki, kurtulduğunda neden o mührü söküp atmadın?”
Son Söz: Siz Nesiniz?
Bu hayat bir şov yeri değil. Aydınları Bulgar uçağı olmuş, halkı hafızasını yitirmiş bir toplum yok olmaya mahkûmdur. 1934’ten beri süregelen o uşaklık geleneğini ya bugün kırıp atarsınız ya da isimsiz bir hayalet gibi tarihin çöplüğüne karışırsınız.
Ya o isimleri kayıtlardan kazıyın, ya o uşaklık koltuklarını terk edin ya da birisi size “Bulgar” dediğinde sakın zıplamayın. Çünkü gerçek, bağırdığınız meydanlarda değil; boyun eğdiğiniz o kirli arşivlerde, cebinizdeki Bulgar isimli pasaportlarda ve önüne kapılandığınız oligark sofralarında saklı.
Sahi; siz Bulgar mısınız, Türk mü? Kararınızı verin, çünkü tarih orta yolluları değil, sadece dik duranları yazar.

Kazakistan’da Halk Yeni Anayasayı Oy Çokluğuyla Kabul Etti
Türk Dünyası, Ankara’daki “Ulu İftar”da Birlik ve Dayanışma İçin Bir Araya Geldi