Bir milletin geleceği yalnızca fabrikalarda, ordularda ya da devlet dairelerinde kurulmaz. Gelecek, önce çocukların zihninde, gençlerin yüreğinde ve toplumun ortak hafızasında inşa edilir.
Elimizde duran iki kitap, bu bakımdan sıradan birer tarih kitabı değildir:
“Tomris Hatun” ve “Kürşad İhtilali.”
Alptekin Cevherli’nin kaleminden çıkan bu iki eser, Türk tarihinin farklı dönemlerini anlatsa da aynı büyük düşüncede birleşmektedir:
Bağımsızlık, Türk milletinin vazgeçemeyeceği karakteridir.
Birinde bozkırın kadın hükümdarı Tomris Hatun vardır. Diğerinde esaret altında yaşamaktansa ölmeyi göze alan Kürşad ve kırk çerisi…
Biri bir devletin başında milletini savunur; diğeri kaybedilen devleti yeniden diriltmek için gece karanlığında ihtilale yürür. Coğrafyalar ve dönemler değişse de irade aynıdır.
Bir Kadın Hükümdar, Bir İhtilalci Komutan
Tomris Hatun, Türk kadınının yalnızca aileyi değil, gerektiğinde devleti ve orduyu da yönetebildiğinin tarihî sembolüdür.
Kürşad ise bağımsızlığını kaybetmiş bir milletin teslim olmayacağını gösteren direnişin adıdır.
Tomris Hatun’un mücadelesinde devletini koruma iradesi vardır.
Kürşad’ın mücadelesinde ise devleti yeniden kurma arzusu…
Bu nedenle iki kitap birbirinin devamı gibi okunabilir. Birincisi, Türk devletinin nasıl savunulduğunu; ikincisi ise devlet kaybedildiğinde onu yeniden kuracak iradenin nasıl doğduğunu anlatmaktadır.
Bu iki hikâyenin ortak cümlesi şudur:
Türk, devletsiz kalabilir; fakat devlet ülküsünden vazgeçmez.
Tomris Hatun: Devletin Başındaki Töre
Tomris Hatun’un büyüklüğü, yalnızca Pers hükümdarı Kiros’u mağlup etmesinde değildir.
Asıl büyüklüğü, kişisel acısını devletin geleceğinin önüne geçirmemesindedir.
O, hem anne hem hükümdardır. Oğlunu kaybetmenin acısını yaşamış; fakat milletinin başında kalmış, ordusunu toplamış ve düşmanın karşısına çıkmıştır.
Burada Türk devlet geleneğinin temel ilkelerinden biri görülür:
Devlet yönetimi, şahsi duyguların üzerinde bir sorumluluktur.
Bir lider ağlayabilir, acı çekebilir, evladını kaybedebilir; fakat milletinin kaderi söz konusu olduğunda ayakta durmak zorundadır.
Tomris Hatun’un tarihî kişiliği, bu nedenle yalnızca kadın kahramanlığıyla açıklanamaz. O, aynı zamanda yüksek bir devlet terbiyesinin temsilcisidir.
Kürşad: Esarete Karşı Kırk Kişilik İrade
Kürşad İhtilali, askerî sonuç bakımından başarıya ulaşamamış olabilir. Ancak tarihte bazı hareketler kazandıkları toprakla değil, uyandırdıkları ruhla ölçülür.
Kürşad ve kırk çerisi, Çin sarayını basarken yalnızca bir hükümdarı esir almak istememiştir. Onların asıl hedefi, bağımsızlık fikrini yeniden ateşlemekti.
Çünkü o dönemde Türk milleti siyasi bir çözülme içindeydi. Boylar dağılmış, devlet zayıflamış, yabancı hâkimiyet günlük hayatın parçası hâline gelmişti.
Böyle dönemlerde milletlerin önüne iki yol çıkar:
Teslim olmak veya direnmek.
Kürşad üçüncü bir yol açmıştır:
Ölümü göze alarak yeniden devlet olma iradesini uyandırmak.
İhtilalin askerî bakımdan bastırılması, düşüncenin yok olduğu anlamına gelmemiştir. Aksine, Kürşad’ın hareketi Türklerin yeniden toparlanmasına giden psikolojik yolu açmıştır.
Bu yönüyle Kürşad, yalnızca bir savaşçı değil, bir milletin kaybolan özgüvenini geri çağıran tarihî semboldür.
İki Kitapta Aynı Bayrak
Kitapların görsel dünyasında kullanılan bozkır, dağ, savaşçı, otağ ve bayrak unsurları yalnızca estetik bir tercih değildir.
Bayrak burada devletin görünür hâlidir.
Tomris Hatun’un arkasındaki bayrak, hükümranlığı temsil eder.
Kürşad’ın elindeki bayrak ise yeniden diriliş çağrısıdır.
Bayrağın rengi, şekli ve üzerindeki semboller zaman içinde değişebilir. Ancak Türk tarihinde bayrağın taşıdığı temel anlam değişmez:
Bağımsızlık,
birlik,
devlet,
töre,
vatan,
ortak gelecek.
Bu nedenle her iki kitabın sayfalarında da bayrak, hikâyenin sessiz fakat en güçlü karakteridir.
Tarihi Okutmak Değil, Yaşatmak
Bu eserlerin dikkat çeken taraflarından biri, tarihî anlatıyı yalnızca düz metinle vermemeleridir.
Resimler, çizimler, haritalar, sahneler ve dijital içeriklere yönlendiren QR kodları, okuyucuyu tarihin içine çekmektedir.
Bu yöntem özellikle çocuklar ve gençler bakımından önemlidir.
Çünkü yeni nesil yalnızca uzun metinlerle değil; görüntü, ses, harita, canlandırma ve dijital içerikle birlikte öğrenmektedir.
Kitabın içine yerleştirilen QR kodları sayesinde okuyucu, anlatılan olaylara ilişkin görsel veya işitsel içeriklere ulaşabilmektedir. Böylece kitap, yalnızca okunacak bir nesne olmaktan çıkarak etkileşimli bir eğitim aracına dönüşmektedir.
Bu, tarih eğitiminde yeni bir anlayışın habercisidir:
Çocuğa tarihi ezberletmek değil, tarihle bağ kurdurmak.
Çizgi Roman Değil, Görsel Tarih Eğitimi
Bazıları resimli tarih kitaplarını yalnızca çocuklara yönelik basit yayınlar olarak görebilir.
Oysa görsellik, tarih bilgisini küçültmez; doğru kullanıldığında onu daha anlaşılır ve kalıcı hâle getirir.
Bir çocuğun Tomris Hatun’un ordusunu görmesi, Kürşad’ın kırk yiğitle saraya yürüyüşünü zihninde canlandırması, kuru tarih bilgisinden çok daha güçlü bir etki oluşturur.
Çünkü bilgi akılda kalır; fakat sahne hafızaya yerleşir.
Tarih bilinci de çoğu zaman böyle doğar.
Önce bir resim görülür.
Sonra bir isim öğrenilir.
Ardından o ismin temsil ettiği değer araştırılır.
En sonunda çocuk kendisine şu soruyu sorar:
“Ben bu büyük tarihin neresindeyim?”
İşte tarih eğitiminin gerçek başarısı bu soruyu sordurabilmektir.
Kadın ve Erkek, Devletin İki Kanadı
Bu iki kitabın yan yana yayımlanması ayrıca anlamlıdır.
Tomris Hatun kadın liderliği, Kürşad ise erkek savaşçı iradesini temcünün etmektedir. Ancak iki isim birbirine karşı değil, aynı medeniyetin içinde ve aynı ülkünün hizmetindedir.
Türk toplumunda kadın ve erkek, tarih boyunca birbirini tamamlayan iki güç olmuştur.
Kadın yalnızca bekleyen değildir; gerektiğinde yönetendir.
Erkek yalnızca savaşan değildir; gerektiğinde milletin geleceği için kendisini feda edendir.
Birinde ana iradesi, diğerinde alp cesareti vardır.
Fakat ikisinin üzerinde de töre bulunmaktadır.
Bu nedenle Türk devlet düşüncesi, kadınla erkeği birbirinin rakibi olarak değil; devletin ve milletin iki tamamlayıcı unsuru olarak görmüştür.
Kahramanlık Kılıç Sallamak Değildir
Tomris Hatun ve Kürşad’ın hikâyeleri bize gerçek kahramanlığın ne olduğunu da öğretmektedir.
Kahramanlık yalnızca düşmana saldırmak değildir.
Kahramanlık;
tehlikeyi önceden görmek,
doğru zamanda karar vermek,
kişisel çıkarını milletin çıkarının gerisine koymak,
yenilgi ihtimaline rağmen doğruda direnmek,
gelecek nesillere onurlu bir miras bırakmaktır.
Tomris Hatun’un kahramanlığı devletini korumaktır.
Kürşad’ın kahramanlığı ise kaybedilen bağımsızlık için ilk kıvılcımı yakmaktır.
Biri zafer kazanmıştır.
Diğeri şehit olmuştur.
Fakat ikisi de tarihe galip olarak geçmiştir. Çünkü gerçek zafer, yalnızca savaş meydanında değil; milletin hafızasında kazanılır.
Çocuklara Verilecek En Büyük Hediye: Kök Bilinci
Bugün çocuklara pahalı oyuncaklar, telefonlar ve teknolojik araçlar veriyoruz. Ancak onlara kim olduklarını öğretmezsek, bütün bu imkânlar eksik kalır.
Kökünü bilmeyen çocuk, başkalarının kültürel etkisine açık hâle gelir.
Tarihini bilmeyen genç, kendisini küçük görmeye başlar.
Kahramanlarını tanımayan toplum, başka milletlerin kahramanlarını taklit eder.
Bu nedenle Tomris Hatun ve Kürşad gibi isimlerin çocuklara anlatılması yalnızca kültürel bir faaliyet değildir. Bu, aynı zamanda millî güvenlik meselesidir.
Çünkü kültürel bağımsızlığını kaybeden bir milletin siyasi bağımsızlığını uzun süre koruması zordur.
Bir millet önce zihninde yenilir.
Sonra dilinde çözülür.
Ardından tarihinden uzaklaşır.
En sonunda devlet iradesini kaybeder.
Bu kitaplar işte bu çözülmenin karşısına tarih bilincini koymaktadır.
Tarihî Bilgiyle Efsaneyi Ayırmak
Tarihî şahsiyetleri anlatırken coşku kadar ilmî dikkat de gereklidir.
Tomris Hatun hakkındaki bilgiler ağırlıklı olarak antik kaynaklardan, özellikle Herodotos’un anlatılarından günümüze ulaşmıştır. Kürşad anlatısında ise tarihî kayıtlarla edebî yorumların zaman içinde iç içe geçtiği bilinmektedir.
Bu durum, şahsiyetlerin taşıdığı millî anlamı ortadan kaldırmaz. Ancak çocuklara ve gençlere tarih öğretilirken kaynak bilgisi, tarihî ihtilaflar ve anlatıların nasıl oluştuğu da öğretilmelidir.
Çünkü güçlü milletler, tarihlerini yalnızca sevmez; aynı zamanda araştırır.
Efsaneyi küçümsemez, fakat belgeyi de ihmal etmez.
Duyguyu korur, bilgiyi sağlamlaştırır.
Böylece millî tarih, hamasetin değil, bilinçli bir özgüvenin kaynağı hâline gelir.
Alptekin Cevherli’nin Kaleminden Bir Hafıza Köprüsü
Her iki eserin yazarı Alptekin Cevherli, tarihî şahsiyetleri genç kuşakların anlayabileceği bir anlatımla bugüne taşımaktadır.
Eserlerin çizimlerle, tarihî sahnelerle ve dijital içeriklerle desteklenmesi, yalnızca yayıncılık tercihi değil; bir eğitim anlayışıdır.
Bu anlayış, geçmişi tozlu raflardan çıkararak çocukların ellerine vermektedir.
Tomris Hatun’un kılıcı yalnızca bir savaş aracı olarak değil, bağımsızlığın sembolü olarak sunulmaktadır.
Kürşad’ın ihtilali ise yalnızca bir saray baskını olarak değil, devletini kaybetmiş bir milletin yeniden ayağa kalkma iradesi şeklinde ele alınmaktadır.
Bu bakımdan eserler, tarih anlatmaktan daha fazlasını yapmaktadır:
Tarih ile bugünün gençliği arasında bir hafıza köprüsü kurmaktadır.
Millî Eğitimde Böyle Eserlere Yer Açılmalıdır
Bu tür kitaplar okul kütüphanelerinde bulunmalıdır.
Tarih ve edebiyat derslerinde yardımcı kaynak olarak değerlendirilmelidir.
Öğrenciler yalnızca metni okumamalı; karakterlerin kararlarını, dönemin şartlarını ve olayların sonuçlarını tartışmalıdır.
Örneğin öğrencilere şu sorular yöneltilebilir:
Tomris Hatun neden teslim olmadı?
Kürşad neden başarı ihtimali düşük olduğu hâlde harekete geçti?
Bir lider için şahsi acı mı, devlet sorumluluğu mu önce gelir?
Bağımsızlık kaybedildiğinde ilk yapılması gereken nedir?
Bugünün gençleri tarihî kahramanlardan hangi değerleri almalıdır?
Bu sorular, tarih dersini tarihler ve isimler toplamı olmaktan çıkararak düşünce eğitimine dönüştürür.
Tomris Devleti Korur, Kürşad Devleti Uyandırır
Bu iki kitabın özünü tek cümlede anlatmak mümkündür:
Tomris Hatun, kurulu devletin bağımsızlığını koruyan iradedir; Kürşad ise kaybedilmiş devletin yeniden kurulmasını başlatan ruhtur.
Birinde devlet vardır ve düşman kapıdadır.
Diğerinde devlet kaybedilmiştir ve düşman sarayın içindedir.
Tomris Hatun dışarıdan gelen işgale karşı durur.
Kürşad içeride kurulmuş esaret düzenini parçalamaya çalışır.
Bu yönüyle iki eser, Türk devlet düşüncesinin iki temel refleksini öğretmektedir:
Devleti korumak ve devleti yeniden kurmak.
Bugüne Düşen Görev
Bugün mücadele biçimleri değişmiştir.
Artık milletler yalnızca ordularla kuşatılmıyor.
Dilleri, tarihleri, aile yapıları, kültürleri ve gençlerinin zihinleri üzerinden de kuşatılıyor.
Bu nedenle çağımızın Tomrisleri ve Kürşadları yalnızca savaş meydanında yetişmeyecektir.
Bilimde, teknolojide, eğitimde, sanatta, diplomaside ve ekonomide yetişecektir.
Bugünün kılıcı bilgidir.
Bugünün zırhı millî bilinçtir.
Bugünün kalesi güçlü devlettir.
Bugünün ordusu ise tarihini bilen, diline sahip çıkan ve geleceğe güvenle yürüyen eğitimli gençliktir.
İki Kitap, Bir Millet Yemini
Tomris Hatun ile Kürşad İhtilali’ni yan yana koyduğumuzda karşımıza iki ayrı macera değil, kesintisiz bir millî irade çıkmaktadır.
Bu irade bazen bir kadın hükümdarın bakışında görünür.
Bazen kırk yiğidin gece yürüyüşünde…
Bazen bozkırda dalgalanan bayrakta…
Bazen bir çocuğun elindeki kitabın sayfalarında…
Bu iki eser, gençlerimize yalnızca geçmişte neler yaşandığını anlatmıyor. Onlara nasıl bir karaktere sahip olmaları gerektiğini de hatırlatıyor:
Haksızlık karşısında eğilmeyen,
vatanını çıkarına değişmeyen,
devletini sahipsiz bırakmayan,
bağımsızlığı hayatın üzerinde gören bir karakter…
Çünkü Tomris Hatun da Kürşad da aynı sözü farklı çağlarda söylemiştir:
Millet yaşayacaksa devlet ayakta kalmalıdır.
Devlet ayakta kalacaksa bağımsızlık korunmalıdır.
Bağımsızlık korunacaksa hafıza diri tutulmalıdır.
İşte bu iki kitap, o hafızayı diri tutan iki güçlü eserlerdir.

VALSTEN MEHTERE: 2004’TEN 2026’YA TÜRKİYE’NİN YÜKSELEN DEVLET AKLI
İKİ KİTAP,TEK MİLLÎ HAFIZA: TOMRİS HATUN’DAN KÜRŞAD İHTİLALİ’NE
Romanya, Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi’nin İkinci Aşamasına Katılıyor