Derya YILDIRIM

Hayat, çoğumuzun sandığı gibi düz bir çizgiden ibaret değil; daha çok inişli çıkışlı, bazen sisli bazen de pırıl pırıl bir patika. Ancak bu yolun kalitesini belirleyen şey başımıza gelenler değil, o gelenlere verdiğimiz “reaksiyon.” Bugün önümde duran bir söz, aslında yaşamın o karmaşık denklemini iki basit ihtimale indirgiyor: Üzülmek mi, öğrenmek mi?
Kurban Psikolojisinin Konforlu Tuzağı
Bir çoğumuz hayatın sillesini yediğimizde ilk durak olarak “Neden ben?” sorusuna sığınırız. Bu durak, aslında oldukça kalabalıktır. Kendimize acımak, bir köşeye oturup her talihsizlikte kaderi suçlamak ilk başta bir tür duygusal boşalım sağlar. Ancak bu süreç uzadığında, kişi kendi hayatının öznesi olmaktan çıkıp, olayların nesnesi haline gelir.
Kendine yazık etmek, farkında olmadan giyilen bir “zincir” gibidir. Sizi olduğunuz yere sabitler, bakış açınızı daraltır ve en önemlisi; gelecekteki güzellikleri görmenizi engelleyen bir perde çeker.
Tecrübeyi “Öğretiye” Dönüştürmek
Öte yandan, ikinci yol çok daha engebeli görünse de aslında özgürlüğe açılan tek kapıdır: Yaşadıklarından öğrenmek. Hata yapmak, kaybetmek ya da kırılmak; bunlar hayatın doğal bileşenleridir. Ancak bu olayları birer “yenilgi” olarak değil de birer “ders notu” olarak okumaya başladığımızda simya değişir.

  • Kırılan bir kalp, sınır çizmeyi öğretir.
  • Kaybedilen bir iş, yeni yetenekler keşfetme zorunluluğu doğurur.
  • Dost kazığı, insan tanıma sanatında ustalaştırır.
    Sonuç: Seçim Sizin
    Yolun sonuna geldiğimizde, yanımızda götüreceğimiz tek şey ne kadar ağladığımız değil, o gözyaşlarıyla hangi toprakları yeşerttiğimiz olacak. Kendinize acıyarak geçirdiğiniz her dakika, aslında kendinizden çaldığınız bir zamandır.
    Oturup üzülmek bir tercihtir, ama ayağa kalkıp öğrenerek yola devam etmek bir “karakter” meselesidir. Bugün kendinize bir sorun: Siz kendi hayat hikayenizin mağduru mu olacaksınız, yoksa her fırtınadan daha güçlü çıkan kaptanı mı?

Yazar