Ertaş ÇAKIR
Eskiler, bir insanı tanımlarken sadece “ne kadar bildiğine” değil, “neye sahip çıkabildiğine” bakarlarmış. Bugün ise modern pedagoji ve yaşam tarzı, bize tam tersini fısıldıyor: “Bırakın çocuk istediği kadar uyusun, canı ne çekiyorsa onu yesin, kendini nasıl rahat hissediyorsa öyle yaşasın…” Kulağa özgürlük gibi gelen bu “sınırsızlık” hali, aslında bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülüğün kapısını aralıyor.
İlim Heybede Durur, İrade Yolu Yürütür
Bir çocuğun önüne dünyaları serseniz, ona en iyi eğitimleri aldırsanız ve zihnini bir kütüphane kadar bilgiyle doldursanız bile; eğer o çocuk “dur” demeyi öğrenemediyse, o bilgi bir yükten öteye geçemez.
Çünkü;
- İstediği kadar uyuyan, vaktin bereketinden mahrum kalır.
- İstediği her şeyi yiyen, sağlığının ve nefsinin kölesi olur.
- Her arzusuna anında ulaşan, sabrın tadını ve emeğin değerini asla bilemez.
İstisnasız her istediği yapılan bir çocuk, aslında zihinsel bir hapishaneye mahkum edilmektedir. Kendi arzularının frenine basamayan bir birey, yarın profesör de olsa, dahi de olsa; elindeki o muazzam ilmi kendi hayatını düzeltmek için bile kullanamaz. Çünkü ilim bir pusuladır, irade ise o pusulayı tutup yol yürüyecek kuvvettir. Pusulanız olsa da yürümeye dermanınız yoksa, olduğunuz yerde sayarsınız.
Özgürlük Değil, Esaret
Gerçek özgürlük; her istediğini yapmak değil, yapmaman gereken yerde durabilmektir. Kendi uykusuna, yemeğine ve kıyafetine —yani en temel hayati fonksiyonlarına— hükmedemeyen birinin, dünyaya hükmetmesini beklemek beyhudedir.
Bir çocuğa “hayır” dememek, ona iyilik yapmak değil; onu yarının fırtınalı denizinde dümensiz bir gemiyle baş başa bırakmaktır. Freni olmayan bir araba ne kadar hızlı giderse gitsin, ilk virajda devrilmeye mahkumdur.
Sonuç olarak;
Alim yetiştirmek istiyorsak, önce o ilmi taşıyacak sağlam bir karakter ve irade inşa etmeliyiz. Unutmayalım ki; kendine faydası olmayan bir ilim, sadece kitapların arasında kalmış kurumuş bir yaprak gibidir. Hayatın içinde yeşermek için disiplin, disiplin için ise sınır şarttır.

Bulgaristan, Devlet Refleksi mi, Siyasi Hata mı?
Hayatın Kavşağında Tek Soru: Yas mı Tutacağız, Yol mu Alacağız?
Freni Patlamış Bir Alim mi, Nefsine Hakim Bir Arif mi?
6 Şubat: Unutmanın Değil, Hatırlamanın Yılı
“Normal Bir Devlet Hayali”
İnsanı iyi yapan şey nedir?
Omuz Omuza Bir Destan: Boğaz Şehitliği
Bayrampaşa Resim Sergisi Gezisinden: Saffet Erdem BULTÜRK Sergisinde