Rafet ULUTÜRK

Bulgaristan Seçim Yasası’nda yapılması önerilen ve Avrupa Birliği dışındaki ülkelerde sandık sayısını 20 ile sınırlayan son değişiklik teklifleri, toplumun en derin yaralarından birini yeniden kanattı: “Öteki Bulgaristan”a olan bakış açısı. Ancak Meclis’teki kuru hukuki tartışmaların ötesinde çok daha vahim bir soru yatıyor: Devlet, kendi evlatlarına neden üvey evlat muamele yapıyor?

Bir Oyun Bedeli: Kuyrukta Beklenen 4 Saat
Sofya’daki siyasiler harita üzerinde planlar yaparken, sahadaki gerçeklik bambaşka bir manzara sunuyor. Daha birkaç ay önce, Türkiye’deki binlerce Bulgaristan vatandaşının sadece anayasal haklarını kullanabilmek için güneşin ve yağmurun altında 4 saat boyunca kuyrukta beklediğine şahit olduk.

Oy kullanmak istemek bir suç mudur? Eğer devlet, sesini duyurmak için bu denli fedakarlık yapan vatandaşlarında bir tehdit görüyorsa, sorun sandıklarda değil, yönetimin bizzat kendisindedir. Bir insanın sandık başında saatlerce beklemesi, demokratik sürece olan en yüksek sadakat göstergesidir. Buna sandıkları azaltarak cevap vermek bir reform değil, bir cezalandırma eylemidir.

Bir İhanet Biçimi Olarak Ayrımcılık
Devlet vatandaşları için vardır, vatandaşlar devlet için değil. Yasalar Bulgaristan vatandaşlarını “bizimkiler” (ülke içindekiler ve AB’dekiler) ve “ötekiler” (ABD, İngiltere veya Türkiye’dekiler) diye ayırmaya başladığında, ulusal birliğin temellerini sarsıyor demektir.

Adalet vatandaşlar arasında seçici bir şekilde uygulandığında, ülke içeriden bölünmeye başlar. Binlerce soydaşınızın önüne engel koyduğunuzda, onları “eğitmiş” olmazsınız; aksine onları ebediyen kendinizden uzaklaştırırsınız. Bu, ulusu kamplara bölen tehlikeli bir yoldur. Tarihte bir ülke için, kendi halkını kutuplaştırmaktan daha büyük bir tehlike yoktur. Bu bağlamda, “ulusal çıkar” bahanesiyle oy hakkını kısıtlamaya yönelik her girişim, aslında devletin bekasına ve halkın birliğine yapılmış bir ihanettir.

Pragmatizm mi, Yoksa Korku Maskesi mi?
Değişikliği öneren “Vazrazhdane” (Yeniden Doğuş) partisi, güvenlik ve kontrol istediklerini iddia ediyor. Ancak gerçek devlet gücü, seçim sonucunun hoşuna gitmediği yerlerde oylamayı yasaklamakla değil, herkes için dürüst ve erişilebilir bir seçim organize edebilmekle ölçülür. Türkiye’deki oyları engellemek bahanesiyle ABD ve İngiltere gibi ülkelerdeki sandıkları budamak, aslında bir acizlik itirafıdır.

Vatandaşsız Demokrasi Olmaz
Bulgaristan, bir Bulgar kalbinin attığı her yerdedir; Londra’da, Chicago’da veya Bursa’da olması fark etmez. Bulgaristan Parlamentosu’nun görevi, bu insanların vatanlarıyla olan bağlarını kolaylaştırmaktır; bir oy için onları kıtalararası yolculuk yapmaya zorlamak değil.

Eğer devlet, sınır ötesindeki vatandaşlarına birer düşman veya “ikinci sınıf” insan muameleyi yapmaya devam ederse, kendi dünyadaki nüfuzunun ölüm fermanını bizzat imzalamış olur. Çünkü bir devlet için en büyük zarar dışarıdan değil, içeriden –kısa vadeli seçim hesapları uğruna halkın birliğini feda etmeye hazır siyasetçilerden– gelir.

Yazar