Cephe, Göçmenlik ve Tarihsel Hafıza
İsmail CİNGÖZ
Uluslararası Siyaset Uzmanı
Rusya’nın Ukrayna’ya karşı 24 Şubat 2022’de başlattığı tam ölçekli savaş beşinci yılı içerisinde devam ederken, artık yalnızca cephede kimin ilerlediğine veya hangi tarafın ne kadar asker kaybettiğine değil, savaşın insanî ve demografik maliyetinin Rusya Federasyonu içerisinde kimler tarafından taşındığına da bakmak gerekmektedir.
Savaşın insanî ve demografik maliyetinin hangi toplumsal ve coğrafi kesimler tarafından taşındığı meselesi, Türk dünyası açısından özellikle önemlidir.
Mediazona’nın BBC Rusça Servisi ve gönüllülerden oluşan bir ekiple yürüttüğü isim bazlı çalışmada, 21 Eylül 2026 itibarıyla Rusya tarafındaki askerî kayıplardan yaklaşık 259 bin ölüm açık kaynaklardan doğrulanmış durumdadır. Çalışma; ailelerin sosyal medya paylaşımları, yerel medya haberleri, bölgesel makamların açıklamaları ve diğer doğrulanabilir açık kaynaklara dayanmaktadır. Mediazona, bu rakamın gerçek toplam kaybı değil, yalnızca isim ve açık kaynaklarla doğrulanabilen alt sınırı oluşturduğunu özellikle belirtmektedir (Mediazona, 2026c); fakat asıl dikkat çekici tablo, kayıpların Rusya coğrafyasındaki dağılımında ortaya çıkmaktadır.
Türk Halklarının Yaşadığı Bölgelerde ve Rusya’nın Çevre Coğrafyasında Ağır Kayıplar
3 Temmuz 2026 itibarıyla Başkurdistan’dan doğrulanan asker ölümlerinin sayısı 10.012’ye ulaşmış, Başkurdistan 10 bin sınırını geçen ilk Rusya bölgesi olmuştur. Aynı tarihte Tataristan 8.787 doğrulanmış ölümle ikinci sırada yer almıştır. Mediazona, bu verilerin yalnızca açık kaynaklardan isim bazında doğrulanabilen vakaları kapsadığını ayrıca vurgulamaktadır (Mediazona, 2026b).
Nüfusa oranlı tablo da dikkat çekicidir. Mediazona’nın 24 Şubat 2026 tarihli bölgesel analizinde, çok küçük nüfuslu Çukotka düşük nüfus tabanının istatistiksel etkisi nedeniyle ayrı değerlendirildiğinde, Tuva her 100 bin kişiye düşen 476 doğrulanmış asker ölümüyle ilk sırada yer almıştır. Tuva’yı Buryatya 400, Zabaykal Krayı 362 ve Altay Cumhuriyeti 316 doğrulanmış ölümle izlemiştir (Mediazona, 2026a).
Burada önemli bir bilimsel sınırı baştan çizmek gerekir.
Başkurdistan’dan ölen her asker Başkurt, Tataristan’dan ölen her asker Tatar değildir. Benzer şekilde bölgesel verilerin doğrudan etnik kayıp rakamlarına dönüştürülmesi metodolojik olarak doğru değildir. Buryatlar da Türk değil, Moğol kökenli bir halktır.
Ancak bu metodolojik ihtiyat, ortaya çıkan coğrafi örüntüyü ortadan kaldırmamaktadır. Mediazona’nın bölgesel kayıp verileri ile Birleşmiş Milletler (BM) bulguları birlikte değerlendirildiğinde, savaşın insan gücü maliyetinin Rusya Federasyonu’nun bütün bölgelerine eşit dağılmadığı; özellikle ekonomik imkânları daha sınırlı ve coğrafi olarak merkezden uzak bazı bölgelerin daha ağır kayıplarla karşı karşıya kaldığı görülmektedir (Katzarova, 2023, para. 97–98; Mediazona, 2026a).
Birleşmiş Milletler Rusya Federasyonu İnsan Hakları Özel Raportörü Mariana Katzarova’nın 2023 raporu bu açıdan özellikle önemlidir. Raporda, bazı erkeklerin aldatma, zor kullanma veya kırılgan durumlarından yararlanma yoluyla seferber edildiği; seferberliğin Rusya’nın uzak ve yoksul bölgelerinde daha agresif biçimde yürütüldüğü ve etnik azınlıklar ile yerli halklara mensup erkekleri orantısız biçimde etkilediği belirtilmektedir (Katzarova, 2023, para. 97–98).
Dolayısıyla mesele yalnızca “kaç kişi öldü?” sorusundan ibaret değildir. Asıl soru şudur:
Rusya’nın savaş için ihtiyaç duyduğu insan gücü hangi toplumsal ve coğrafi kesimlerden karşılanmaktadır?
Vatandaşlık, Göçmenlik ve Cephe Arasında Kurulan Bağ
Meselenin ikinci önemli boyutunu, Rusya’ya çalışmak için giden veya sonradan Rus vatandaşlığı alan Orta Asya kökenli insanlar oluşturmaktadır.
Human Rights Watch, Mart 2025’te yayımladığı kapsamlı araştırmada özellikle Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan kökenli göçmenlerin etnik profilleme, keyfî gözaltı ve çeşitli baskılarla karşılaştığını belgeledi. Raporda, bazı Orta Asyalı göçmenlerin gözaltı ve sınır dışı edilme tehdidi altında Rusya Savunma Bakanlığıyla askerî sözleşme imzalamaya zorlandıklarına ilişkin tanıklıklara da yer verildi. Human Rights Watch, Rus makamlarına göçmenlerin sınır dışı edilme veya cezalandırılma tehdidiyle askerî sözleşme imzalamaya zorlanması uygulamasının sona erdirilmesi çağrısında bulundu (Human Rights Watch, 2025).
Bu tabloyu daha dikkat çekici kılan açıklama ise bizzat Rusya Soruşturma Komitesi Başkanı Aleksandr Bastrıkin’den geldi. Bastrıkin Mayıs 2025’te, askerlik kaydını yaptırmamış 80 bin sonradan Rus vatandaşlığı kazanmış kişinin yapılan operasyonlarla tespit edilerek askerlik yükümlülüğü kapsamında kayıt altına alındığını ve bunlardan 20 bininin cephede bulunduğunu açıkladı. Açıklamasında Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan kökenlileri özellikle zikretti (Katzarova, 2025, para. 124; Meduza, 2025).
Bu rakam tek başına son derece önemlidir; çünkü artık yalnızca insan hakları örgütlerinin ve bağımsız araştırmacıların bulgularından değil, Rus devletinin üst düzey bir yetkilisinin kamuoyuna açıkladığı rakamlardan söz edilmektedir.
Amnesty International’ın 10 Eylül 2026 tarihli araştırması ise meseleyi daha geniş bir yabancı nüfus açısından ele almıştır. Rapora göre Rusya, binlerce yabancı uyrukluyu askerî saflara katmak amacıyla bazı vakalarda aldatıcı, zorlayıcı ve sömürücü yöntemler kullanmış; sivil iş, yüksek gelir, hukuki statü veya Rus vatandaşlığı vaadiyle getirilen bazı kişiler kendilerini cephede bulmuştur. Amnesty International, belgelediği bazı vakaların insan ticareti kapsamına girebileceği değerlendirmesinde bulunmuştur (Amnesty International, 2026).
Bütün bunlar, “bütün Türk Cumhuriyetleri vatandaşları zorla cepheye gönderiliyor” sonucuna ulaşmak için yeterli değildir; fakat Human Rights Watch, Amnesty International ve Rus yetkililerin kendi açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde, Rusya’nın artan asker ihtiyacını karşılamaya çalışırken ekonomik, hukuki veya göçmenlik statüsü açısından daha kırılgan toplulukların askerî insan kaynağı içerisinde giderek daha görünür hâle geldiğini gösteren ciddi ve birbirini tamamlayan bulgular bulunduğu söylenebilir (Amnesty International, 2026; Human Rights Watch, 2025; Meduza, 2025).
Tarihsel Hafıza Neden Bu Kadar Hassas?
Bugünkü gelişmeleri kaygı verici kılan yalnızca güncel rakamlar değildir. Türk halklarının Rus ve Sovyet devlet yapılarıyla tarihsel tecrübeleri, bugünkü gelişmelere başka bir anlam katmaktadır.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Kırım Tatarları bunun en çarpıcı örneklerinden birini yaşadı.
- Otto Pohl’un Sovyet arşivlerine dayanan çalışmasına göre on binlerce Kırım Tatarı, Nazi Almanyası’na karşı Kızıl Ordu saflarında savaştı. Buna rağmen 11 Mayıs 1944 tarihli Sovyet Devlet Savunma Komitesi’nin 5859ss sayılı kararıyla Kırım Tatarlarının tamamının Kırım’dan sürülmesine karar verildi. Karar kadın, çocuk, yaşlı veya savaşta Sovyet devleti adına mücadele etmiş kişi ayrımı yapmadı (Pohl, 2000).
Daha çarpıcı olanı şudur:
Kırım Tatarı erkeklerin önemli bir bölümü Kızıl Ordu saflarında Almanya’ya karşı savaşmayı sürdürürken aileleri Kırım’dan sürülüyordu. Pohl’un aktardığı arşiv verilerine göre Mart 1949 itibarıyla özel yerleşim bölgelerinde 8.995 eski Kızıl Ordu mensubu Kırım Tatarı bulunuyordu; bunların arasında subaylar ve astsubaylar da vardı (Pohl, 2000).
Nitekim güncel çalışmalar, 1944 sürgününün Kırım Tatarlarının kolektif hafızasında yalnızca tarihsel bir olay olarak kalmadığını, sonraki kuşakların güvenlik, göç ve Rusya ile ilişkilerine dair algılarında da etkisini sürdürdüğünü göstermektedir (Muratova, 2026). Bununla birlikte, benzer bir tarihsel hafıza etkisinin Rusya Federasyonu içerisindeki bütün Türk halkları için aynı ölçüde geçerli olduğunu söyleyebilmek için karşılaştırmalı saha araştırmalarına ihtiyaç vardır.
Kongre Kütüphanesi’nin Rus arşivlerine dayanan çalışması da Stalin döneminde İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında 1,5 milyondan fazla kişinin zorla yer değiştirmeye tabi tutulduğunu; Kırım Tatarları, Karaçaylar, Balkarlar ve Ahıska/Mesheti Türklerinin sürgün edilen topluluklar arasında bulunduğunu belirtmektedir. Aynı çalışma sürgünlerin son derece ağır demografik kayıplara yol açtığına da dikkat çekmektedir (Library of Congress, t.y.).
Dolayısıyla bugün kurulabilecek tarihsel bağlantı, “1944 ile 2026 aynıdır” iddiası değildir. Ancak bugün bütün bir Türk halkının resmî bir devlet kararıyla topluca tehcir edilmesi biçiminde 1944’tekine benzer bir mekanizma bulunmamakla birlikte, tarihsel hafızanın ortaya çıkardığı rahatsız edici soru ortadadır:
Rusya veya Sovyet devleti için savaşan, etnik Rus çoğunluğun dışında kalan halkların ve azınlıkların ağır demografik bedeller ödemesi, ardından aynı toplulukların merkezî güvenlik politikaları karşısında yeniden kırılgan hâle gelmesi tarihsel bir örüntü müdür?
Bugünkü veriler bu sorunun araştırılmasını gerekli kılmaktadır; fakat cevabın kanıt sınırları içerisinde aranması gerekir.
Azerbaycan Boyutu: Savaştan Toplumsal Güvenliğe
Azerbaycan Devlet Güvenlik Servisi 3 Şubat 2026’da, Rusya-Ukrayna savaşına katılmış önemli sayıda Azerbaycan vatandaşının öldüğünü, kaybolduğunu veya yaralandığını ve bazılarının esir bulunduğunu açıkladı. Kurum, Rusya ve Ukrayna silahlı oluşumlarının kontrolü altında çatışmalara katıldığı tespit edilen bazı Azerbaycan vatandaşlarının Ocak 2026’da gözaltına alınarak cezai sorumluluğa tabi tutulduğunu da bildirdi (State Security Service of the Republic of Azerbaijan, 2026). Ancak bu bulguların bütün vakalara genellenmesi metodolojik olarak doğru değildir.
Bu kişilerin tamamının zor kullanma veya aldatma yoluyla savaşa götürüldüğüne ilişkin doğrulanmış bir veri bulunmamaktadır. Nitekim Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı 9 Haziran 2026 tarihli açıklamasında, vatandaşlarının yabancı ülkelerin topraklarındaki silahlı çatışmalara paralı veya gönüllü olarak katılmasının Azerbaycan mevzuatı bakımından cezai sorumluluk doğurduğunu açıkça belirtmiştir (Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, 2026). Dolayısıyla her vaka; gönüllülük, ekonomik teşvik, vatandaşlık ilişkisi, aldatma veya baskı bakımından ayrı ayrı incelenmelidir.
Rusya’daki Azerbaycanlıların güvenliği ise 2025’te ayrıca diplomatik bir mesele hâline geldi.
27 Haziran 2025’te Yekaterinburg’da Rusya Federal Güvenlik Servisinin Azerbaycanlıların yaşadığı adreslere düzenlediği operasyonlar sonucunda iki Azerbaycanlının hayatını kaybetmesi, bazı kişilerin ağır yaralanması ve dokuz kişinin gözaltına alınması üzerine Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı Rusya’dan olayın acilen araştırılmasını ve sorumluların hesap vermesini talep etti (Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, 2025a).
Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı, 28 Haziran 2025’te Rusya’nın Bakü Büyükelçiliği Maslahatgüzarını Bakanlığa çağırarak olay nedeniyle Rus tarafına güçlü bir protesto iletti (Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, 2025b).
2 Temmuz 2025’te ise Rusya’nın Bakü Büyükelçisi yeniden Azerbaycan Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Azerbaycan tarafı, Rus makamlarının olayla ilgili açıklamalarının hayatını kaybedenlerin bedenlerinde bulunduğu bildirilen ağır şiddet izleri ve adli tıp bulgularıyla çeliştiğini belirtti (Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan, 2025c).
BM Rusya Federasyonu İnsan Hakları Özel Raportörü’nün 2025 raporu da 27 Haziran 2025’te Yekaterinburg’da gerçekleştirilen operasyonda yaklaşık 50 etnik Azerbaycanlının gözaltına alındığını, Huseyn ve Ziyaddin Safarov kardeşlerin gözaltında hayatını kaybettiğini ve Azerbaycan’daki adli tıp uzmanlarının, ölümlerin işkence sonucu meydana geldiği sonucuna vardığını kaydetmektedir (Katzarova, 2025, para. 123).
Bu olayın asker toplama faaliyetleriyle doğrudan bağlantılı olduğuna ilişkin doğrulanmış bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle böyle bir bağ kurmak doğru olmaz. Ancak vaka, Rusya’daki Azerbaycanlıların güvenliği ve insan hakları meselesinin iki devlet arasındaki ilişkiler bakımından da önem taşıyan bir konu hâline geldiğini göstermektedir.
Soykırım İddiası Değil, Ciddi Bir Tarihsel Uyarı
Burada en önemli hukukî sınırı özellikle belirtmek gerekir.
1948 Soykırım Sözleşmesi’nin II. maddesine göre soykırım suçunun oluşabilmesi için ulusal, etnik, ırksal veya dinî bir grubu tamamen veya kısmen fiziksel olarak ortadan kaldırmaya yönelik özel yok etme kastının bulunması gerekmektedir (United Nations, 1948).
Bu çalışma kapsamında incelenen açık kaynaklarda, Rusya yönetiminin Türk halklarını etnik kimlikleri nedeniyle tamamen veya kısmen fiziksel olarak ortadan kaldırmaya yönelik böyle bir özel kasta sahip olduğunu ortaya koyacak yeterli kanıt bulunmamaktadır.
Dolayısıyla “Rusya bugün Türklere karşı soykırım uygulamaktadır” şeklinde bir hüküm, mevcut açık kaynaklı kanıtların taşıyabileceğinden daha ileri gider; fakat bunun tersi yönde bir basitleştirme de yapılmamalıdır.
Rusya Federasyonu içinde Tuva’nın nüfusa oranlı ağır kayıpları, Başkurdistan ve Tataristan’ın yüksek mutlak kayıp sayıları, BM’nin uzak ve yoksul bölgeler ile etnik azınlıkların orantısız seferber edildiğine ilişkin bulguları, Orta Asyalı göçmenlere yönelik askerî sözleşme baskılarına ilişkin insan hakları raporları ve sonradan vatandaşlık kazanan on binlerce kişinin askerî sisteme dâhil edilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ciddi bir merkez-çevre ve kırılgan nüfus problemi ortaya çıkmaktadır (Amnesty International, 2026; Human Rights Watch, 2025; Katzarova, 2023; Mediazona, 2026a, 2026b; Meduza, 2025). İşte tarihsel hafızayı harekete geçiren nokta budur.
1940’larda Kırım Tatarları Sovyet devleti adına cephede savaşırken ailelerinin sürgün edilmesi; bugün ise Türk halklarının yoğun yaşadığı bazı çevre bölgelerinin yüksek asker kaybı vermesi ve Orta Asya kökenli yeni Rus vatandaşlarının askerî insan kaynağı olarak giderek daha görünür hâle gelmesi aynı tarihsel olay değildir. Ancak bu iki dönem arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların karşılaştırmalı biçimde araştırılması, merkez-çevre ilişkileri, askerî insan gücü politikaları ve azınlıkların savaş dönemlerindeki kırılganlığı bakımından önemli bir tarihsel süreklilik sorusu ortaya çıkarmaktadır.
Türkiye’nin güncel yaklaşımı Ukrayna’nın egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü desteklerken savaşın diplomasi ve müzakere yoluyla sona erdirilmesini savunmaktadır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 16 Temmuz 2026’da Kiev’de yaptığı açıklamada Türkiye’nin Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığına desteğini vurgulamış, aynı zamanda barış ve müzakere arayışının önemine işaret etmiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026).
Azerbaycan da 24 Şubat 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı resmî açıklamada, Ukrayna’nın uluslararası tanınmış sınırları içerisindeki egemenliği ve toprak bütünlüğüne desteğini açık biçimde yinelemiş ve savaşın uluslararası hukuk çerçevesinde diplomatik yollarla sona erdirilmesini savunmuştur (Permanent Mission of the Republic of Azerbaijan to the United Nations, 2026).
Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal ilkeleri de egemen eşitlik, devletlerin toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırlarının dokunulmazlığı, uluslararası hukuk, uluslararası barış ve güvenlik ile iyi komşuluk ilişkileri üzerine kuruludur (Organization of Turkic States, t.y.).
Dolayısıyla Türk dünyası açısından mesele, Rusya ile ilişkileri ideolojik bir karşıtlık üzerinden okumaktan ziyade, Türk halklarının ve Türk Cumhuriyetleri kökenli insanların savaşın insanî ve demografik maliyeti içerisinde nerede durduğunu güvenilir, karşılaştırılabilir ve mümkün olduğunca isim bazlı verilerle ortaya koyabilmektir; çünkü ölçülmeyen kayıp gözden kaçar; kayıt altına alınmayan demografik bedel ise zamanla tarihî bir gerçeğe dönüşebilir.
Bugün sorulması gereken soru belki de tam olarak şudur:
İkinci Dünya Savaşı’nın üzerinden seksen yılı aşkın süre geçmişken, Rusya’nın savaş düzeninde merkezî otorite ile uzak ve ekonomik imkânları daha sınırlı bölgeler arasındaki ilişki gerçekten değişmiş midir; yoksa savaşın insan gücü ihtiyacı arttıkça tarihsel olarak kırılgan toplulukların omuzlarına düşen yük, farklı hukukî ve ekonomik araçlarla yeniden mi ağırlaşmaktadır?
Bu sorunun cevabı peşinen verilmemelidir.
Ancak artık bu soru sorulmalıdır.
Kaynaklar
Amnesty International. (2026, September 10). Russia: Trafficking of foreign nationals to fight in Ukraine (EUR 46/1361/2026). Amnesty International. https://www.amnesty.org/en/documents/eur46/1361/2026/en/ (Erişim: 26.09.2026).
Human Rights Watch. (2025, March 17). Living in fear and humiliation: Rising xenophobic harassment and violence towards Central Asian migrants in Russia. Human Rights Watch. https://www.hrw.org/report/2025/03/17/living-fear-and-humiliation/rising-xenophobic-harassment-and-violence-towards (Erişim: 26.09.2026).
Katzarova, M. (2023). Situation of human rights in the Russian Federation: Report of the Special Rapporteur on the Situation of Human Rights in the Russian Federation (A/HRC/54/54). United Nations Human Rights Council. https://digitallibrary.un.org/record/4036320?ln=en (Erişim: 26.09.2026).
Katzarova, M. (2025). Situation of human rights in the Russian Federation: Report of the Special Rapporteur on the Situation of Human Rights in the Russian Federation (A/HRC/60/59). United Nations Human Rights Council. https://digitallibrary.un.org/record/4094567?ln=en (Erişim: 26.09.2026).
Library of Congress. (t.y.). Internal workings of the Soviet Union: Revelations from the Russian Archives. Library of Congress. https://www.loc.gov/exhibits/archives/intn (Erişim: 26.09.2026).
Mediazona. (2026a, February 24). Four years of war. 200,000 confirmed dead and the geography of Russian losses in the war with Ukraine. Mediazona. https://en.zona.media/article/2026/02/24/mapofwar (Erişim: 26.09.2026).
Mediazona. (2026b, July 3). Башкортостан стал первым российским регионом, число подтвержденных погибших из которого превысило 10 тысяч человек [Başkurdistan, doğrulanmış savaş ölümlerinin 10 bini aştığı ilk Rusya bölgesi oldu]. Mediazona. https://zona.media/news/2026/07/03/200 (Erişim: 26.09.2026).
Mediazona. (2026c, September 21). Russian losses in the war with Ukraine: Mediazona count, updated. Mediazona. https://en.zona.media/article/2026/09/21/casualties_eng-trl (Erişim: 26.09.2026).
Meduza. (2025, May 21). Russia has sent 20,000 naturalized citizens to fight in Ukraine, Investigative Committee head says. Meduza. https://meduza.io/amp/en/news/2025/05/21/russia-has-sent-20-000-naturalized-citizens-to-fight-in-ukraine-investigative-committee-head-says (Erişim: 26.09.2026).
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan. (2025a, June 28). Statement on the attacks against Azerbaijanis in Yekaterinburg, Russian Federation (No. 280/25). https://www.mfa.gov.az/en/news/no28025 (Erişim: 26.09.2026).
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan. (2025b, June 28). Press release on the summoning of the Chargé d’Affaires of the Embassy of the Russian Federation in the Republic of Azerbaijan to the Ministry of Foreign Affairs (No. 282/25). https://www.mfa.gov.az/en/news/no28225 (Erişim: 26.09.2026).
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan. (2025c, July 2). Press release on the summoning of the Ambassador of the Russian Federation to the Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan (No. 288/25). https://www.mfa.gov.az/en/news/no28825 (Erişim: 26.09.2026).
Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan. (2026, June 9). Statement of the Ministry of Foreign Affairs of the Republic of Azerbaijan (No. 255/26). https://www.mfa.gov.az/en/news/no25526 (Erişim: 26.09.2026).
Muratova, E. (2026). Memory of Forced Displacements in the Discourse and Coping Strategies of Crimean Tatars in Post-2014 Crimea. Nationalities Papers, 54(4), 834–850. https://doi.org/10.1017/nps.2024.54 (Erişim: 29.09.2026).
Organization of Turkic States. (t.y.). Organization of Turkic States. https://www.turkicstates.org/en/organization-of-turkic-states (Erişim: 26.09.2026).
Permanent Mission of the Republic of Azerbaijan to the United Nations. (2026, February 24). Statement at the eleventh emergency special session of the United Nations General Assembly. https://www.un.mfa.gov.az/en/news/statement-24-february-2026-en (Erişim: 26.09.2026).
Pohl, J. O. (2000, April 13–15). The deportation and fate of the Crimean Tatars. Paper presented at the 5th Annual World Convention of the Association for the Study of Nationalities, Columbia University, New York. https://www.iccrimea.org/scholarly/jopohl.html (Erişim: 26.09.2026).
State Security Service of the Republic of Azerbaijan. (2026, February 3). Information of the Press Service of the State Security Service. https://www.dtx.gov.az/en/news/1871.html (Erişim: 26.09.2026).
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026, 16 Temmuz). Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiha ile Ortak Basın Toplantısı, 16 Temmuz 2026. https://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-sayin-hakan-fidan-in-ukrayna-disisleri-bakani-andriy-sibiha-ile-ortak-basin-toplantisi-16-temmuz-2026.tr.mfa (Erişim: 26.09.2026).
United Nations. (1948, December 9). Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide. General Assembly Resolution 260 A (III). https://digitallibrary.un.org/record/666848/ (Erişim: 26.09.2026).
Yazar Biyografisi:
İsmail Cingöz; Uluslararası Siyaset Uzmanı ve Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Programı öğrencisidir. BULTÜRK Ankara Temsilcisi, TDPB Basın Kulübü Başkanı ve Dünya Avşarlar Derneği Türk Dünyasından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktadır.
Akademik ve mesleki çalışma alanları; uluslararası güvenlik, jeopolitik, savunma sanayii çalışmaları, Türk dış politikası, Türk Dünyası ve çağdaş uluslararası sistemin dönüşümü üzerine yoğunlaşmaktadır.

Rodoplar’dan Yükselen Yeni Devlet Anlayışı:
UKRAYNA-RUSYA SAVAŞINDA TÜRK HALKLARININ AĞIRLAŞAN BEDELİ
GANİRA PAŞAYEVA: TÜRK DÜNYASININ ASENASI, GÖNÜLLERDE YAŞAYAN BİR DAVA İNSANI
Bulgaristan’ın Kumarla Mücadelesinde Yeni Dönem
Türkçe Varsa Biz Varız
İnsan En Çok Kendine Yaptığıyla Yaşar
GRÖNLAND ANLAŞMASI: İLHAKTAN STRATEJİK ERİŞİME
BAŞSAĞLIĞI
BULTÜRK ve BGSAM heyeti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda





