Rafet ULUTÜRK
BULGARİSTAN HEPİMİZİN
Stamboliyski’den bugüne değişmeyen mesele: Eşit vatandaşlık, ortak devlet ve birlikte yönetme iradesi
Bulgaristan siyasetinde seçim dönemlerinde yüzlerce vaat söylenir. Ekonomi konuşulur, dış politika tartışılır, sosyal politikalar sıralanır. Seçim bittikten sonra bunların önemli bir bölümü siyasi hafızanın içinde kaybolur.
Ancak bazı cümleler vardır ki günlük siyasetin sınırlarını aşar.
Çünkü o cümleler bir seçim vaadinden çok, devletin vatandaşına nasıl bakması gerektiğine ilişkin bir anlayışı ifade eder.
Cumhurbaşkanı ve yeni dönem için bağımsız aday İliyana Yotova’nın 26 Eylül 2026’da Smolyan’da söylediği sözleri bu açıdan değerlendirmek gerekir.
Yotova, her Bulgaristan vatandaşının önemli olduğunu belirterek birkaç kişiye değil herkese ait, bütün insanları koruyan ve kanunların herkes için aynı şekilde geçerli olduğu bir Bulgaristan istediğini açıkladı.
Bu sözleri önemsiyoruz.
Ve eşit vatandaşlığı, ortak devleti ve herkes için aynı hukuku açık biçimde vurguladığı için İliyana Yotova’yı tebrik ediyoruz.
Ancak burada mesele bir adayın seçim kampanyasının çok ötesindedir.
Asıl mesele şudur:
Bulgaristan, anayasasında yazılı olan eşit vatandaşlık ilkesini günlük devlet hayatının değişmez kuralı hâline getirebilecek midir?
RODOPLAR’DA SÖYLENEN BİR SÖZÜN TARİHÎ AĞIRLIĞI
Bu açıklamanın Smolyan’da, yani Rodoplar’ın kalbinde yapılması ayrıca anlamlıdır.
Çünkü Rodoplar yalnızca bir coğrafya değildir.
Rodoplar aynı zamanda Bulgaristan’ın çok kimlikli tarihinin hafızasıdır.
Bulgarların, Türklerin, Müslümanların, Hristiyanların ve farklı toplumsal grupların hayatlarının yüzyıllar boyunca birbirine dokunduğu bir bölgedir.
Bu nedenle Sofya’da söylenen bir siyasi cümle ile Rodoplar’da söylenen aynı cümlenin tarihî yankısı aynı değildir.
“Devlet birkaç kişinin değil, herkesindir” denildiğinde Rodoplar’daki insan doğal olarak şu soruyu soracaktır:
“Herkes derken ben de var mıyım?”
Türk de var mı?
Pomak da var mı?
Roman da var mı?
Dağ köyünde yaşayan yoksul vatandaş da var mı?
Başka bir partiye oy veren de var mı?
Türkiye’de veya Avrupa’da yaşayan Bulgaristan vatandaşı da bu “herkes” kavramının içinde mi?
Eşit vatandaşlığın gerçek sınavı işte bu sorulara verilecek cevapta saklıdır.
STAMBOLİYSKİ’DEN BUGÜNE UZANAN BİR SİYASAL HAFIZA
Yotova’nın Rodoplar’daki sözleri bana Bulgaristan’ın eski başbakanlarından Aleksandır Stamboliyski dönemini hatırlatıyor.
Burada tarihî hassasiyeti koruyalım.
Stamboliyski’ye atfedilen “Gelin bu ülkeyi beraber yönetelim” ifadesini doğrulanmış birebir tarihî bir alıntı olarak sunmak yerine, onun döneminin farklı toplumsal kesimlerin siyasal sisteme katılması tartışmalarını anlatan bir düşüncenin özeti olarak değerlendirmek daha doğrudur.
Fakat bu tarihî hafızanın bize bıraktığı soru son derece önemlidir:
Aynı topraklarda beraber yaşayan insanlar, neden aynı devletin yönetiminde beraber söz sahibi olmasın?
Aradan yaklaşık bir asır geçti.
Bulgaristan çok büyük dönüşümler yaşadı.
Monarşi sona erdi.
Savaşlar yaşandı.
Komünist dönem geldi.
1989’dan sonra demokratik sisteme geçildi.
Bulgaristan NATO üyesi oldu.
Avrupa Birliği’ne katıldı.
Yeni kuşaklar yetişti.
Fakat bütün bu büyük dönüşümlere rağmen Bulgaristan’ın önünde yüz yıl sonra bile çok temel bir mesele bulunmaktadır:
Ortak vatandaşlık bilincini ne kadar geliştirebildik?
EŞİT VATANDAŞLIK BİR SİYASİ VAAT DEĞİL, ANAYASAL ESASTIR
Burada önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir.
Eşit vatandaşlık herhangi bir siyasetçinin vatandaşlara vereceği bir lütuf değildir.
Bulgaristan’ın anayasal düzeninin temelidir.
Bulgaristan Anayasası’nın 6. maddesi vatandaşların kanun önünde eşit olduğunu; ırk, milliyet, etnik aidiyet, din, siyasi aidiyet ve diğer belirtilen özellikler temelinde hakların sınırlandırılmasına veya ayrıcalık oluşturulmasına izin verilmediğini düzenlemektedir. Bulgaristan Anayasa Mahkemesinin aktarılan içtihadında da ulusal birliğin ülkedeki dinî, dilsel ve etnik farklılıkların varlığını dışlamadığı belirtilmektedir.
Dolayısıyla mesele yeni haklar icat etmek değildir.
Mesele:
Kâğıt üzerindeki eşitliği hayatın içindeki eşitliğe dönüştürmektir.
İşte Yotova’nın sözlerinin gerçek önemi de burada ölçülecektir.
BİZ AYRICALIK DEĞİL, EŞİT HAK İSTİYORUZ
Bulgaristan Türklerinin talebinin doğru anlaşılması gerekiyor.
Biz başkasının hakkını istemiyoruz.
Bulgar vatandaşının hakkından alınıp Türk vatandaşına verilmesini istemiyoruz.
Bir etnik grubun diğerine üstünlük kurmasını da istemiyoruz.
Biz eşit hak istiyoruz.
Eşit hukuk.
Eşit fırsat.
Eşit vatandaşlık.
Liyakate dayalı eşit temsil.
Çünkü eşitlik bir toplumun diğerinden daha fazla hak sahibi olması değildir.
Eşitlik, kimsenin diğerinden daha az hak sahibi olmamasıdır.
Bu ayrım son derece önemlidir.
EŞİT VATANDAŞLIK NE DEMEKTİR?
Eşit vatandaşlığı yalnızca seçim günü kullanılan oya indirgememeliyiz.
Bir Türk ile Bulgar’ın sandıkta birer oyu olması elbette demokrasinin temelidir.
Fakat yeterli değildir.
Gerçek eşitlik seçimden sonraki gün başlar.
Bir genç devlet memurluğuna başvurduğunda…
Bir vatandaş mahkemeye gittiğinde…
Bir girişimci yatırım yapmak istediğinde…
Bir çocuk kaliteli eğitim almak istediğinde…
Bir köy altyapı beklediğinde…
Bir vatandaş kendi kültürel kimliğini yaşatmak istediğinde…
Devlet karşısında kimliğinden önce vatandaşlığı görülüyorsa eşitlik vardır.
Yoksa anayasal eşitlik kâğıt üzerinde kalır.
TÜRKLER BULGARİSTAN’IN MİSAFİRİ DEĞİLDİR
Bulgaristan Türklerinin ülkeyle ilişkisini de doğru tarif etmemiz gerekir.
Biz Bulgaristan’ın misafiri değiliz.
Bu ülkenin vatandaşlarıyız.
Geçmişimiz bu topraklardadır.
Doğduğumuz köyler buradadır.
Mezarlarımız buradadır.
Camilerimiz, çeşmelerimiz, vakıflarımız, türkülerimiz, geleneklerimiz ve aile hatıralarımız bu coğrafyanın hafızasının parçasıdır.
Bu nedenle Türk toplumunun Bulgaristan’daki geleceğini yalnızca “azınlık politikası” başlığı altında değerlendirmek eksiktir.
Mesele aslında daha büyüktür.
Mesele Bulgaristan vatandaşlığı meselesidir.
“TÜRK PARTİSİ” DEĞİL, HERKESE AÇIK DEMOKRASİ
Buradan stratejik olarak önemli başka bir noktaya geliyoruz.
Bulgaristan Türklerinin geleceğini tek bir siyasi partiye bağlamak doğru değildir.
Türk seçmen herhangi bir siyasi partinin doğal mülkü değildir.
Türkler farklı siyasi görüşlere sahip olabilir.
Sosyal demokrat olabilir.
Muhafazakâr olabilir.
Liberal olabilir.
Merkez sağda veya solda bulunabilir.
Hiçbir partiye yakınlık duymayabilir.
Demokrasinin doğası budur.
Bu nedenle bizim uzun vadeli hedefimiz yalnızca “Türkleri kim temsil edecek?” sorusu olmamalıdır.
Daha büyük soru şudur:
Bulgaristan’ın bütün siyasi ve devlet kurumları Türk vatandaşlarına da gerçekten açık olacak mı?
İşte gerçek entegrasyon budur.
TÜRKLER OY DEPOSU DEĞİL, DEVLETİN EŞİT VATANDAŞLARIDIR
Bulgaristan siyasetinin terk etmesi gereken en eski alışkanlıklardan biri Türk seçmeni yalnızca seçim matematiği içerisinde değerlendirmektir.
Kaç oy?
Kaç sandık?
Kaç milletvekili?
Kırcaali’den ne çıktı?
Türkiye’deki sandıklardan ne geldi?
Bunların hepsi seçim analizinde elbette önemlidir.
Ama insan bundan ibaret değildir.
Türkler oy değildir; vatandaştır.
Vatandaşın değeri seçim günü verdiği oyla başlayıp sandıklar kapandığında sona ermez.
Bu nedenle yeni siyasi anlayışın sorusu:
“Türklerden kaç oy alacağız?”
olmamalıdır.
Soru şu olmalıdır:
“Türk vatandaşlarımızı devletin geleceğine nasıl daha fazla ortak edeceğiz?”
Bu zihniyet değişimi gerçekleşirse Bulgaristan kazanır.
EŞİT TEMSİL KOTA DEMEK DEĞİLDİR
Burada yanlış anlaşılabilecek başka bir meseleyi de açıklamak gerekir.
Eşit temsil dediğimizde yalnızca etnik kota anlayışından söz etmiyoruz.
Bizim savunduğumuz şey liyakat kapılarının herkese açık olmasıdır.
Bir Bulgaristan Türkü yeterli eğitim, tecrübe ve liyakate sahipse neden;
bakan olmasın?
vali olmasın?
büyükelçi olmasın?
yüksek bürokrat olmasın?
üniversite rektörü olmasın?
devlet kurumlarında yönetici olmasın?
Cumhurbaşkanlığı danışmanı olmasın?
Bunun tersi de aynı şekilde geçerlidir.
Devlet makamlarının etnik kimliği olmaz.
Devlet makamlarının liyakati olur.
EN BÜYÜK STRATEJİK MESELE: GENÇLER
Yotova’nın Smolyan konuşmasının önemli bölümlerinden biri gençlerin Bulgaristan’da perspektif bulması gerektiği yönündeki mesajıdır.
Bu yalnızca sosyal politika değildir.
Bu bir milli güvenlik ve devlet kapasitesi meselesidir.
Bir ülkenin gençleri sürekli yurtdışına gidiyorsa yalnızca nüfus kaybetmez.
Doktorunu kaybeder.
Mühendisini kaybeder.
Girişimcisini kaybeder.
Vergi mükellefini kaybeder.
Gelecekteki akademisyenini, diplomatını, devlet adamını kaybeder.
Türk gençlerinin de Bulgar gençlerinin de ülkesinde gelecek görebilmesi gerekir.
Çünkü göçün etnik kimliği yoktur.
Umutsuzluk Türk’ü de götürür, Bulgar’ı da.
DİASPORA BİR PROBLEM DEĞİL, STRATEJİK SERMAYEDİR
Aynı yaklaşım yurtdışında yaşayan Bulgaristan vatandaşları için de geliştirilmelidir.
Türkiye’de veya Avrupa ülkelerinde yaşayan Bulgaristan vatandaşlarına yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir oy potansiyeli olarak bakmak büyük stratejik hatadır.
Bu insanlar Bulgaristan’ın;
ticaret köprüsü,
yatırım ağı,
insan kaynağı,
kültürel diplomasi unsuru,
uluslararası bağlantısı olabilir.
Modern devlet diasporasına:
“Bana kaç oy vereceksin?”
diye bakmaz.
“Ülkenin kalkınmasına seni nasıl ortak ederim?”
diye bakar.
BULGARİSTAN İÇİN YENİ BİR TOPLUMSAL MUTABAKAT
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey tam olarak budur:
Yeni bir vatandaşlık mutabakatı.
Bu mutabakatın temelinde beş ilke bulunmalıdır:
Bir: Bulgaristan bütün vatandaşlarının ortak devletidir.
İki: Kanun önünde kimsenin etnik, dinî veya siyasi ayrıcalığı yoktur.
Üç: Devlet makamları liyakat sahibi bütün vatandaşlara açıktır.
Dört: Farklı kimlikler devlet için tehdit değil, ülkenin toplumsal zenginliğidir.
Beş: Bulgaristan’ın geleceği geçmişin ayrılıklarını yeniden üretmekle değil, ortak vatandaşlığı güçlendirmekle kurulacaktır.
Bu anlayış yalnızca Türklerin çıkarına değildir.
Bulgarların da çıkarınadır.
Romanların da.
Pomakların da.
Ve nihayetinde Bulgaristan Cumhuriyeti’nin çıkarınadır.
YOTOVA’NIN SÖZLERİNİ NEDEN ÖNEMSİYORUZ?
İşte bu nedenle İliyana Yotova’nın Rodoplar’daki açıklamasını sıradan bir seçim konuşması olarak görmüyoruz.
Yotova’nın “her vatandaş önemlidir”, devlet “herkese ait olmalıdır” ve yasalar herkes için geçerli olmalıdır şeklindeki yaklaşımı güncel konuşmasının temel mesajları arasındadır.
Bu dil önemlidir.
Bu nedenle kendisini bu vatandaşlık vurgusu dolayısıyla tebrik ediyoruz.
Fakat demokratik siyasette söz kadar uygulama da önemlidir.
Dolayısıyla bundan sonraki esas mesele, bu yaklaşımın nasıl somutlaştırılacağıdır.
Devlet kurumlarında…
Yerel yönetimlerde…
Ekonomik kalkınmada…
Eğitimde…
Gençlik politikalarında…
Kültürel haklarda…
Bölgesel yatırımlarda…
Ve bütün vatandaşların devlete eşit erişiminde.
Çünkü eşit vatandaşlık bir konuşmanın başlığı değil, devlet yönetiminin günlük pratiği olmalıdır.
STAMBOLİYSKİ’DEN YOTOVA’YA: AYNI SORUNUN YENİ CEVABI
Yaklaşık bir asır önce Bulgaristan başka şartlar altında benzer bir meseleyle karşı karşıyaydı:
Bu farklı topluluklar aynı devlet içerisinde nasıl yaşayacak?
Bugün soru biraz daha ileri taşınmalıdır:
Nasıl birlikte yöneteceğiz?
Sadece yan yana yaşamak yetmez.
Birbirimize tahammül etmek de yetmez.
Modern demokrasi bundan fazlasını gerektirir.
Birlikte karar vermeyi…
Birlikte sorumluluk almayı…
Birlikte üretmeyi…
Ve gerektiğinde birlikte hesap vermeyi gerektirir.
Bizim tarihî hafızamızda Stamboliyski döneminden bugüne taşınan “Gelin bu ülkeyi beraber yönetelim” düşüncesinin 21. yüzyıldaki anlamı budur.
BULGARİSTAN HEPİMİZİN
Bulgaristan’ın geleceği yeni duvarlar örmekte değildir.
Yeni köprüler kurmaktadır.
Yeni etnik kamplaşmalar yaratmakta değildir.
Ortak vatandaşlığı güçlendirmektedir.
Bir grubun diğerine üstünlüğünde değildir.
Hukukun üstünlüğündedir.
Bu nedenle Rodoplar’dan yükselen “devlet herkese ait olmalıdır” sözünün devamını hep birlikte getirmeliyiz:
Bulgaristan Bulgar’ın da Türk’ün de Roman’ın da Pomak’ın da ortak devletidir.
Hiç kimse misafir değildir.
Hiç kimse ikinci sınıf vatandaş değildir.
Hiç kimse devletin sahibi, diğeri kiracısı değildir.
Aynı bayrağın altında yaşıyorsak;
aynı hukukun güvencesinde olmalıyız.
Aynı ülkenin geleceğinden endişe ediyorsak;
aynı masada konuşabilmeliyiz.
Aynı devletin vatandaşlarıysak;
liyakatimiz ölçüsünde o devletin yönetiminde de yer alabilmeliyiz.
İşte Bulgaristan’ın önündeki gerçek stratejik dönüşüm budur.
“Sen Türk’sün, ben Bulgar’ım” noktasında kalmak değil;
“Biz Bulgaristan Cumhuriyeti’nin eşit vatandaşlarıyız” diyebilmek.
Ve belki Rodoplar’dan Sofya’ya, Kırcaali’den Deliorman’a, Bulgaristan’dan Türkiye ve Avrupa’daki diasporaya ulaşması gereken yeni dönemin en güçlü cümlesi de budur:
Bulgaristan birkaç kişinin değil, hepimizindir.
Ayrıcalık değil, eşit hak.
Ayrışma değil, ortak vatandaşlık.
Tek başına yönetmek değil, birlikte sorumluluk almak.
Çünkü ortak vatan, ancak ortak adalet üzerine kurulabilir.

Rodoplar’dan Yükselen Yeni Devlet Anlayışı:
UKRAYNA-RUSYA SAVAŞINDA TÜRK HALKLARININ AĞIRLAŞAN BEDELİ
GANİRA PAŞAYEVA: TÜRK DÜNYASININ ASENASI, GÖNÜLLERDE YAŞAYAN BİR DAVA İNSANI
Bulgaristan’ın Kumarla Mücadelesinde Yeni Dönem
Türkçe Varsa Biz Varız
İnsan En Çok Kendine Yaptığıyla Yaşar
GRÖNLAND ANLAŞMASI: İLHAKTAN STRATEJİK ERİŞİME
BAŞSAĞLIĞI
BULTÜRK ve BGSAM heyeti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda




