19 Nisan 2026 Bulgaristan genel seçimleri, sadece bir oy verme günü değildir. Bu seçim, aynı zamanda eşit vatandaşlık hakkına, demokrasiye ve halk iradesine sahip çıkma günüdür.

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları olarak yıllardır aynı gerçeği görüyoruz: Seçim zamanı bizden destek isteniyor, fakat birçok temel konuda sesimiz yeterince duyulmuyor. Oy kullanma hakkı herkes için eşit olması gerekirken, yurt dışında yaşayan vatandaşların önüne çeşitli zorluklar çıkarılması büyük bir adalet sorunu yaratıyor.

Bizim talebimiz ayrıcalık değildir. Bizim talebimiz çok açık ve çok nettir:
Eşit hak, eşit vatandaşlık, eşit saygı.

Bizler Türk-Bulgar ayrımının derinleşmesini değil, Bulgaristan’da herkesin kendini aynı devletin eşit parçası olarak hissetmesini istiyoruz. Irkçılığın, dışlamanın ve ötekileştirmenin değil; adaletin, hukukun ve toplumsal barışın güçlenmesini istiyoruz.

Bu nedenle 19 Nisan’da herkesi sandığa gitmeye çağırıyoruz.
Oyunuzu korkuyla değil, vicdanınızla verin.
Öfkeyle değil, sorumlulukla verin.
Sadece bugün için değil, çocuklarınızın ve torunlarınızın yarını için verin.

Unutmayalım:
Bir devlet, vatandaşlarını böldükçe küçülür; eşit gördükçe büyür.

19 Nisan’da sesimizi kısmak isteyenlere en doğru cevap, demokratik katılımla verilecektir.
Sandığa gidin.
Hakkınıza sahip çıkın.
Demokrasiye sahip çıkın.
Eşit vatandaşlık talebinizi güçlü biçimde gösterin.

19 Nisan’da Sandık Başında: Eşit Vatandaşlık, Kırgın Hafıza ve Demokratik Sorumluluk

Yalnızca bir seçim değil

19 Nisan 2026’da Bulgaristan bir kez daha sandık başına gidiyor. Fakat bu seçim, yalnızca partilerin yarışacağı sıradan bir siyasi süreç değildir. Bu seçim aynı zamanda, Bulgaristan’ın nasıl bir demokrasi olmak istediğinin de testidir.

Özellikle Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları açısından bu seçim çok daha derin bir anlam taşıyor. Çünkü burada mesele yalnızca oy vermek değil; görülmek, duyulmak ve eşit kabul edilmektir.

Yıllardır tekrarlanan bir tablo var: Seçim öncesi vatandaş hatırlanıyor, seçim sonrası ise unutuluyor. Oy istenirken kapılar çalınıyor, fakat haklar, temsil ve saygı söz konusu olduğunda aynı ilgi gösterilmiyor. Bu da doğal olarak büyük bir kırgınlık yaratıyor.

En büyük sorun: Güvensizlik

Bugün birçok insanın içinde sadece siyasi bir hayal kırıklığı yok; aynı zamanda derin bir güvensizlik var. Çünkü seçmen, yıllarca kendisini temsil ettiğini söyleyen yapılardan beklediği korumayı, kararlılığı ve samimiyeti göremediğini düşünüyor.

Tam burada önemli bir noktayı görmek gerekir: Demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir. Demokrasi, seçmenin kendisini gerçekten temsil edilmiş hissetmesidir. Eğer bir topluluk sadece seçimden seçime hatırlanıyorsa, orada ciddi bir temsil sorunu var demektir.

Bugün Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının önemli bir kısmı tam da bunu hissediyor. “Biz sadece oy zamanı mı değerliyiz?” sorusu giderek daha fazla soruluyor.

Katılım isteniyor ama kolaylaştırılıyor mu?

Bir başka çelişki de burada ortaya çıkıyor. Bir yandan insanlara sürekli “oy kullanın, demokrasiye sahip çıkın” çağrısı yapılıyor. Öte yandan yurt dışında, özellikle Türkiye’de yaşayan vatandaşların oy kullanma süreci tartışmaların, sınırlamaların ve zorlukların gölgesinde kalıyor.

Bu durum ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Gerçekten herkesin katılımı mı isteniyor, yoksa yalnızca belli bir katılım biçimi mi tercih ediliyor?

Oysa demokratik devletin görevi seçmeni yormak değil, seçmenin önünü açmaktır. Oy kullanmak isteyen vatandaşın önüne engel çıkarıldığında zarar gören yalnızca o seçmen olmaz; demokrasinin kendisi zarar görür.

Çünkü demokrasi, sandığın varlığıyla değil, sandığa erişimin eşitliğiyle güçlenir.

Biz kimiz?

Buradaki asıl mesele etnik bir üstünlük talebi değildir. Tam tersine, tam eşitlik talebidir.

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları, Bulgaristan’ın dışında duran yabancı bir topluluk değildir. Onlar bu tarihin, bu toplumun ve bu devletin bir parçasıdır. Aileleri, hatıraları, kökleri, mezarları, acıları ve umutları o topraklarla bağlıdır.

Bu nedenle “Biz de bu ülkenin parçasıyız” demek siyasi bir slogan değil; tarihsel ve insani bir gerçektir.

Ve bu yüzden talep edilen şey çok basittir:
Ne ayrıcalık, ne imtiyaz.
Sadece eşitlik.

Yeni bir siyaset ihtiyacı

Bulgaristan’ın artık eski ezberleri aşması gerekiyor. “Türk”, “Bulgar”, “öteki”, “bizden değil” gibi ayrıştırıcı dillerin topluma kazandırdığı hiçbir şey yok. Aksine bu dil, devleti zayıflatıyor, toplumsal güveni aşındırıyor ve gelecek umudunu küçültüyor.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, Bulgaristan’ın tamamını kucaklayan bir siyaset anlayışıdır. İnsanları korku üzerinden değil, ortak gelecek üzerinden birleştiren bir yaklaşım gerekir. Devleti büyüten şey, vatandaşları arasında duvar örmek değil; adalet duygusunu ortaklaştırmaktır.

Bir ülke, vatandaşlarını ne kadar eşit görürse o kadar güçlü olur. Ne kadar ayırırsa o kadar kaybeder.

Sandık bir tepki değil, bir duruştur

Bu nedenle 19 Nisan’da sandığa gitmek yalnızca bir siyasi tercih meselesi değildir. Aynı zamanda bir duruş meselesidir.

Bu duruşun özü şudur:
Biz ayrımcılık istemiyoruz.
Biz ötekileştirme istemiyoruz.
Biz nefret dili istemiyoruz.
Biz eşit vatandaşlık, hukuk, saygı ve toplumsal barış istiyoruz.

İşte bu yüzden sandık, sessiz ama güçlü bir cevaptır. İnsanların iradesini yok saymaya çalışan her anlayışa karşı en meşru cevap, demokratik katılımdır.

Kendimiz için değil, sonrakiler için

Belki de bu seçimde sorulması gereken en önemli soru şudur:
Ben bu oyu kimin için veriyorum?

Sadece kendimiz için değil.
Çocuklarımız için.
Torunlarımız için.
Daha huzurlu, daha adil, daha eşit bir Bulgaristan için.

Çünkü bugünün tercihi, yarının hayatını kurar. Bugün sandığa giderken gösterilen bilinç, yarın nasıl bir ülkede yaşanacağını belirler.

19 Nisan 2026, yalnızca bir seçim tarihi değildir. Aynı zamanda bir vicdan günüdür. Bir hafıza günüdür. Bir vatandaşlık sınavıdır.

Türkiye’de oy kullanacak Bulgaristan vatandaşlarına düşen görev, demokratik haklarına sahip çıkmaktır. Kırgın olabilirler, öfkeli olabilirler, güvensiz olabilirler. Ama tam da böyle zamanlarda sandık, sesi yeniden duyurmanın yolu olur.

Çünkü bir ülke ancak bütün vatandaşlarını eşit gördüğünde güçlenir.
Çünkü insanları bölerseniz, devlet kaybeder.
Çünkü adalet olmadan demokrasi eksik kalır.

Ve çünkü bu devlet, herkesin devletidir.

BULTÜRK YönetiM Kurulu

Yazar