Rafet ULUTÜRK

19 Nisan 2026’da Bulgaristan bir kez daha sandık başına gidiyor. Bu seçim, yalnızca siyasi partilerin yarışacağı sıradan bir seçim değildir. Bu seçim, aynı zamanda Bulgaristan’ın nasıl bir devlet olmak istediğinin de sınanacağı önemli bir dönüm noktasıdır. Demokrasi mi güçlenecek, yoksa ayrımcılık ve ötekileştirme mi siyaset üzerinde etkisini sürdürmeye devam edecek? İşte asıl mesele budur.

Yurt dışındaki Bulgaristan vatandaşları için toplam 493 seçim sandığı açılırken, Türkiye’de yalnızca 27 sandığın belirlenmiş olması, uzun zamandır süren tartışmaları yeniden gündeme taşımıştır. Özellikle Türkiye’de yaşayan ya da Türkiye’de oy kullanacak Bulgaristan vatandaşları açısından bu mesele, yalnızca teknik bir seçim organizasyonu meselesi değildir. Bu durum, temsil, eşitlik ve vatandaşlık hakkı bakımından son derece önemli bir demokratik sınavdır.

Burada unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır: Türkiye’deki sandık sayılarının azaltılması yönündeki girişimler, tesadüfi ya da masum bürokratik kararlar olarak görülmemelidir. Bunlar, bir anlayışın, bir siyasi bakışın ve ne yazık ki kimi zaman açık ya da örtülü bir Türk karşıtlığının uzantısı olarak algılanmaktadır. Bulgaristan parlamentosunda bu konuda oy kullanan partiler ve milletvekilleri, seçmen hafızasında mutlaka yer edecektir. Çünkü insanlar artık yalnızca seçim vaatlerine değil, kritik anlarda kimin nerede durduğuna bakmaktadır.

Tam da bu noktada, Bulgaristan’daki siyasi partilerin Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarına ve özel olarak Bulgaristan Türklerine yaklaşımı dikkatle değerlendirilmelidir. Kimin ayrımcılığa karşı çıktığı, kimin sessiz kaldığı, kimin ise bu ayrımcılığa açık ya da dolaylı destek verdiği çok iyi görülmelidir. Demokrasi, sadece seçim günü sandık kurmakla değil; her vatandaşa eşit fırsat, eşit temsil ve eşit saygı göstermekle mümkündür.

Bugün Bulgaristan’da artık şu sorunun yüksek sesle sorulması gerekiyor: Bu ülkenin geleceği etnik gerilimler üzerinden mi kurulacak, yoksa ortak vatandaşlık hukuku üzerinden mi yükselecek?

Bizler Bulgaristan’da Türk-Bulgar çatışmasının tamamen sona ermesini istiyoruz. Çünkü bu topraklarda yaşayan herkesin kaderi ortaktır. Bizler Bulgaristan’da demokrasinin kökleşmesini istiyoruz. Hukukun üstün olduğu, devletin bütün vatandaşlarına eşit mesafede durduğu, kimsenin kimliğinden dolayı baskı görmediği bir ülke hayal etmiyoruz sadece; bunu talep ediyoruz. Bu, bir lütuf değil, temel vatandaşlık hakkıdır.

Bulgaristan’da artık “Bulgar mı, Türk mü?” sorusu geri planda kalmalıdır. Asıl soru şu olmalıdır: “Kim Bulgaristan için çalışıyor? Kim bu ülkeye eser bırakıyor? Kim adaletten yana duruyor? Kim halkı bölmeden, birleştirerek siyaset yapıyor?” İşte seçmenin önceliği de bu olmalıdır. Kimlik siyasetiyle insanları birbirine düşürenler değil, ortak gelecek inşa edenler desteklenmelidir.

Bir devlet için en büyük tehlikelerden biri ırkçılığın normalleşmesidir. Irkçılık yalnızca hedef alınan topluluğa zarar vermez; zamanla bütün toplumu çürütür, kurumları zayıflatır, adalet duygusunu yok eder ve devleti içeriden kemirir. Dünya tarihine bakıldığında toplumsal kırılmaların, iç çatışmaların ve kalıcı düşmanlıkların temelinde çoğu zaman ayrımcılık, dışlama ve nefret dili vardır. Bulgaristan’ın bu yola girmemesi gerekir. Çünkü bu yolun sonunda ne huzur vardır ne kalkınma ne de güçlü bir devlet.

Bulgaristan Türkleri bu ülkenin misafiri değildir. Bu devletin asli parçasıdır. O topraklarda doğmuş, büyümüş, çalışmış, üretmiş, sevinmiş, yas tutmuş insanlardır. Atalarının mezarları o topraklardadır. Hatıraları, emekleri, acıları ve umutları o topraklara sinmiştir. Dolayısıyla Bulgaristan Türklerinin “bu ülke benim vatanım” demesi bir iddia değil, tarihsel ve insani bir gerçektir.

İşte bu nedenle 19 Nisan seçimleri, sadece bugünün değil yarının da seçimidir. Bu seçimde oy kullanacak herkese şu çağrıyı yapmak gerekir: Oyunuzu sadece kendiniz için değil, çocuklarınız ve torunlarınız için verin. Daha adil, daha özgür, daha eşit bir Bulgaristan için verin. Korkunun değil hukukun; nefretin değil kardeşliğin; ayrımcılığın değil vatandaşlık eşitliğinin kazanması için verin.

Irkçılığı besleyenleri, toplumu bölenleri, Türkiye karşıtlığını ya da Türk düşmanlığını siyasi kazanca dönüştürmeye çalışanları en güçlü biçimde cevaplandırmanın yolu demokratik mücadeledir. Bunun yolu sandıktır. Bunun yolu bilinçli tercihtir. Bunun yolu öfkeye teslim olmadan, provokasyona kapılmadan, demokratik iradeyi kararlılıkla ortaya koymaktır.

Vatandaşlar artık anketlere göre değil, vicdanlarına göre oy vermelidir. Medyanın, çevrenin ya da siyasi mühendisliklerin yönlendirmesiyle değil; partilerin geçmişine, eserlerine, söylemlerine ve kritik meselelerde aldıkları tavırlara bakarak karar vermelidir. Kim gerçekten adaletin yanında durmuş, kim ayrımcılığa karşı ses yükseltmiş, kim toplumun tüm kesimlerini kucaklamışsa, destek de ona verilmelidir.

Bugün Bulgaristan’ın ihtiyacı olan şey, etnik korkular değil; hukuk devleti, ekonomik kalkınma, toplumsal barış ve güçlü demokrasidir. Bu ülkeyi ileriye taşıyacak olanlar da düşmanlık üretenler değil, güven verenler olacaktır.

Bu yüzden çağrımız yalnızca Bulgaristan Türklerine değil, Bulgaristan’daki bütün vatandaşlaradır: Birlik olun. Ama kör bir birlik için değil; adalet için birlik olun. Hukuk için birlik olun. Eşit vatandaşlık için birlik olun. Devletin her bir ferdine aynı değeri vermesi için birlik olun. Çünkü gerçek vatanseverlik, halkı bölmek değil, halkı adalet etrafında buluşturmaktır.

19 Nisan, halkın söz söyleme günüdür. Bu fırsat iyi değerlendirilmelidir. Bulgaristan’ı ileri taşımak isteyen, adalet duygusunu yitirmemiş, eser bırakmış, halkı ötekileştirmeden siyaset yapabilen isimler desteklenmelidir. Sandık, sadece tercih yeri değil; aynı zamanda vicdanın konuştuğu yerdir.

Dileğimiz odur ki Bulgaristan, ırkçılığın gölgesinden kurtulsun; demokrasi, eşitlik ve toplumsal barışın aydınlığına yürüsün. Çünkü bu devlet hepimizin. Ve hepimizin olan bir devlette, hiç kimse kimliğinden dolayı ikinci sınıf muamele görmemelidir.

Yazar