Rafet ULUTÜRK
Bu bir seçim değil, bir hesaplaşma
19 Nisan 2026 seçimleri, Bulgaristan için sıradan bir seçim değildir.
Bu seçim, yıllardır biriken kırgınlıkların, görmezden gelinmiş taleplerin ve yok sayılmış vatandaşlık haklarının sandıkta karşılık bulacağı bir gündür.
Çünkü artık mesele sadece “kimin kazanacağı” değil.
Mesele şu:
Kim bu ülkenin eşit vatandaşı olarak kabul ediliyor, kim edilmiyor?
“Gelin oy kullanın” diyenler, neden zorlaştırıyor?
Her seçim öncesi aynı sözler:
“Sandığa gidin, demokrasiye sahip çıkın.”
Ama gerçek tablo ortada.
Ülkede seçmenlerin yaklaşık %60’ı sandığa gitmiyor.
Bu başlı başına bir kriz.
Ama daha büyük kriz şu:
Sandığa gitmek isteyenlere bile zorluk çıkarılması.
Özellikle Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları için…
Bu bir çelişki değil, açık bir sorun.
Bir yandan katılım çağrısı yapılıyor,
diğer yandan katılımın önü daraltılıyor.
Bu durumda insan şu soruyu sormakta haklı:
Sorun gerçekten katılım eksikliği mi, yoksa kimin katıldığı mı?
Eşitlik sözde mi, gerçekte mi?
Demokrasi, herkes için eşit olduğunda anlamlıdır.
Ama eğer bir vatandaşın oy kullanması zorlaştırılıyorsa,
eğer bir topluluk sürekli ikinci planda tutuluyorsa,
orada artık eşitlikten söz etmek mümkün değildir.
Vatandaşlık seçici uygulanamaz.
Haklar pazarlık konusu yapılamaz.
Ya herkes eşittir,
ya da kimse gerçekten eşit değildir.
Bu halk kimsenin arka bahçesi değildir
Yıllardır aynı alışkanlık:
Seçim zamanı hatırlanan insanlar…
Telefonlar açılır, sözler verilir,
ama seçim geçince sessizlik başlar.
Bu artık görülüyor.
Ve bu artık kabul edilmiyor.
Hiç kimse kimsenin “garanti oyu” değildir.
Hiç kimse sadece seçimden seçime hatırlanacak bir kitle değildir.
Bu insanlar seçmen değil sadece — bu insanlar vatandaş.
Ve vatandaş, hesap sorar.
Asıl mesele kimlik değil, adalet
Bugün hâlâ aynı kısır tartışma:
“Kim Bulgar, kim Türk?”
Bu sorunun artık hiçbir anlamı yok.
Asıl mesele şu:
Kim adaletli?
Kim eşitlikten yana?
Kim gerçekten herkesi kapsıyor?
Çünkü bir devlet, kimliklerle değil; adaletle ayakta kalır.
Bölerek kazanamazsınız
Siyaset, toplumu bölerek kısa vadede güç kazanabilir.
Ama bu, uzun vadede devlete zarar verir.
Gerçek çok net:
İnsanları bölerseniz, devlet kaybeder.
Irkçılık, dışlama, ötekileştirme…
Bunlar bir ülkeyi büyütmez.
Bunlar bir ülkeyi içeriden çökertir.
Sandık: Sessiz ama en güçlü cevap
19 Nisan’da sandık başına giden herkes şunu bilmeli:
Bu sadece bir oy değildir.
Bu bir mesajdır.
Bir duruştur.
Bir “ben buradayım” deme biçimidir.
Bu mesajın özü şudur:
Eşitlik istiyoruz.
Adalet istiyoruz.
Saygı istiyoruz.
Ne fazla, ne eksik.
Kimsenin kölesi değiliz
Hiç kimse, hiçbir topluluğu kendine bağlı bir oy deposu olarak göremez.
Hiç kimse, bir halkı otomatik destek verecek bir kitle gibi değerlendiremez.
Çünkü gerçek şudur:
Hiç kimse kimsenin kölesi değildir.
Bu insanlar onurludur.
Bu insanlar bilinçlidir.
Ve gerektiğinde en güçlü cevabı sandıkta verir.
Bu seçim bir uyarıdır
19 Nisan bir seçimden daha fazlasıdır.
Bu, bir uyarıdır.
Bir hatırlatmadır.
Bir sınır çizmedir.
Mesaj açıktır:
Bu ülkede herkes eşit olmak zorundadır.
Bu ülkede kimse ikinci sınıf vatandaş olamaz.
Bu ülkede demokrasi seçici uygulanamaz.
Aksi halde kazanan kim olursa olsun,
kaybeden Bulgaristan olur.

Deliorman’dan Küresel Arenaya Osmanlı Pehlivanlarının Temsili Gücü ve Kimlik İnşası
Karanlıkta Kaybolanlar: Şebeş’te Bir Gecenin Sessiz Çığlığı (1788)
Hayal kurmak, ruhumuzun en derinlerinde yankılanan sessiz bir çağrıdır…
Toprağın Altındaki Sessiz Güç: Bulgaristan Trak Mirasıyla Yüzleşecek mi?
Mart’ın Son Akşamından 1 Nisan’a: Şakanın Ardındaki İnsanlık Hali
Bultürk Derneği Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “Rumeli’ye Geçiş” Konferansı ve “Kırcaali Efsanesi” Belgesel Gösterimi Düzenledi
31 Mart’ın Hafızası: Acı, Hakikat ve Sorumluluk
Bölünmüş Oy, Kaybolan Güç: Bulgaristan Türk Seçmeni Nereye Gidiyor?