Derya YILDIRIM

Bazen insan durup düşünmeden edemiyor:
Gerçekten medeni miyiz?

Şehirlerimiz büyüyor, teknolojimiz ilerliyor, bilgiye birkaç saniyede ulaşabiliyoruz. Ama bütün bunların ortasında insanın iç dünyası gerçekten aynı hızla büyüyor mu? Yoksa biz yalnızca araçlarımızı geliştirirken, insan olmanın özünü yavaş yavaş kaybediyor muyuz?

Medeniyet aslında dışarıda kurulan bir düzen değildir. O, insanın içinde başlar. Bir insanın dünyaya nasıl baktığıyla, varlığı nasıl anladığıyla başlar.

Gerçek medeni insan, her şeyden önce varlığın birliğini hissedebilen insandır. Bu dünya, birbirinden kopuk parçaların oluşturduğu bir kalabalık değildir. İnsan, doğa, hayvanlar, ağaçlar, hatta taşlar bile büyük bir varlık düzeninin iç içe geçmiş parçalarıdır. Tıpkı bir bedenin organları gibi.

Bir ağacı keserken yalnızca bir ağacı kesmeyiz aslında. Bir insanı incitirken yalnızca bir insanı incitmeyiz. Çünkü hayat dediğimiz şey, görünmez bağlarla birbirine bağlıdır.

Belki de bu yüzden insanın en büyük olgunluğu, her şeyle olan bağını fark ettiği anda başlar.

Varlığın düzeni, tek renkli bir dünya değildir. Gece ile gündüz, sıcak ile soğuk, sessizlik ile ses… Hayat karşıtlıkların kavgasından değil, onların uyumundan doğar. Farklı olanı yok etmeye çalıştığımızda aslında hayatın zenginliğini de yok ederiz.

Bu yüzden medeni insan farklı olandan korkmaz. Tam tersine, onu anlamaya çalışır. Çünkü bilir ki saygı, insanın kalbinde doğan en büyük medeniyet işaretidir.

Bugün dünya belki de en çok bir şeyi unutuyor: dengeyi.

Özgürlük çok konuşuluyor, ama denge daha az hatırlanıyor. Oysa hayatın gerçek gücü sınırsız özgürlükte değil, hak ve ölçüde saklıdır. Medeni insan için önemli olan haklı olmak değildir. Hakkı bulmaktır. Çünkü haklı olmak çoğu zaman insanı birbirinden uzaklaştırır; hakkı aramak ise insanları birbirine yaklaştırır.

İnsanı diğer varlıklardan ayıran şey yalnızca aklı değildir. İnsanı farklı kılan, sahip olduğu iradedir. İnsan isterse yıkabilir, isterse onarabilir. İsterse dünyayı bir rekabet alanına çevirebilir, isterse onu bir paylaşım yurduna dönüştürebilir.

Bu yüzden insanın en büyük gücü aslında gücü değildir; sorumluluğudur.

Ama bütün bunları anlamanın yolu biraz da hayatın geçiciliğini fark etmekten geçer. İnsan ömrü kısa bir yolculuktur. Dünya dediğimiz şey, sonsuzluk içinde küçücük bir duraktır. Bu yüzden insanın geride bıraktığı şey sahip oldukları değil, yaşarken dokunduğu kalplerdir.

Gerçek zenginlik belki de tam burada ortaya çıkar.

Zenginlik biriktirmek değildir. Zenginlik paylaşabilmektir. Bir insanın başkasının varlığını tehdit olarak değil, birlikte var olmanın imkânı olarak görmesidir.

Sabır, ölçü, öğrenme isteği ve samimiyet… Medeni insanın gerçek hazineleri bunlardır.

Çünkü insanın özü ile sözü birbirine yaklaştıkça, dünya da biraz daha yaşanabilir bir yer haline gelir.

Belki de medeniyet dediğimiz şey tam olarak budur:
İnsanın kendi içindeki karanlığı aydınlatmaya çalışması.

Ve belki de dünya ancak o zaman gerçekten değişmeye başlayacaktır.

Yazar