Bulgaristan’ın kalbinde yükselen Kırcaali Medresesi, bir asırdır yalnızca taş ve tuğladan ibaret değil; sahip çıkılmayı bekleyen bir kimlik, gasp edilmiş bir hafıza ve tamamlanmamış bir dua olarak ayakta duruyor. Balkanların sessiz ufkunda varlığıyla konuşan bu medrese, Bulgaristan Türklerinin yüz yılı aşkın süredir sürdürdüğü kimlik mücadelesinin sessiz ama dimdik duran tanığıdır.
Yarım Kalan Bir Miras
20.yüzyılın başında Bulgaristan Türklerinin alın teri, duası ve imece usulü fedakârlığıyla yükselen Kırcaali Medresesi, hiçbir zaman gerçek amacına hizmet edemedi. Rus mimar Pomerantsev’in Türk-İslam üslubuyla tasarladığı bu ilim yuvası, komünist rejim yıllarında diğer vakıf eserleri gibi zorlama bir kaderle karşılaştı; kimliğinden koparıldı ve müzeye dönüştürüldü.
Medrese ne talebenin nefesini duyabildi ne de çocukların cıvıltısını.
Bir halkın tarihinin üzeri, sessizce çekilmiş bir örtüyle kapatıldı. Komünist dönemde Türk-İslam vakıf mallarının sistematik biçimde el değiştirmesi, medresenin de hafızasından koparılmasına yol açtı.
Bir Halkın Emekleri, Bir Devletin İhmali
Bulgaristan Türkleri, yokluk içinde bile çocuklarına bir gelecek sunmak adına lokmalarından artırarak bu eseri inşa etti. Fakat rejim yıllarında Türk vakıflarının mal varlıkları hukuksuzca gasp edildi; bazı eserler mafyanın eline geçti, bazıları kayıtlardan silindi, bazıları ise bitmeyen davaların karanlık koridorlarında kayboldu.
1990 sonrası demokrasiye geçişte Bulgar vakıfları mülklerini hızla geri alırken, Türk vakıflarının talepleri ya görmezden gelindi ya da bürokrasinin içine hapsedildi.
Bugün Kırcaali Medresesi resmi olarak müze olabilir; fakat gerçek sahiplerinin gözünde hâlâ yaralı bir emanettir. Çünkü mesele yalnızca mülkiyet değil, aidiyet meselesidir. Taşların değil; taşlara emek, umut ve kimlik veren halkın hakkıdır bu.
Siyasi Vaadler ve Unutulan Sözler
Balkanlarda seçim meydanlarında verilen sözlerin sandıklar kapandığında buharlaşması alışıldık bir tablo olabilir; ancak Kırcaali Medresesi’nin iadesi konusunda yaşananlar sıradan bir siyasi unutkanlığın ötesindedir.
Dönemin başbakanı Sakskoburggotski’nin iade sözü seçimden sonra sessizce rafa kaldırıldı. Daha da üzücüsü, Bulgaristan Türklerinin siyasi temsil gücü olan HÖH’ün bu konuda etkili bir baskı kuramaması, bir halkın mirasını savunamaması olmuştur.
Bir toplumun tarihi boyunca taşıdığı değerler, bir kez daha ertelenmiştir.
Oysa mesele basittir: Bir halkın kendi vakfına, kendi değerlerine, kendi tarihine sahip çıkma hakkı tartışmaya açık olabilir mi?
Türkiye’nin Desteği ve Yersiz Tepkiler
Türkiye’nin Osmanlı mirasının korunmasına yönelik açıklamaları Bulgar siyasi ve akademik çevrelerinde rahatsızlık yarattı. Oysa ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek vardır: Bu eserlerin sahibi Türkiye değil; Bulgaristan Türkleridir.
Bu topraklarda doğmuş, büyümüş, kimlik mücadelesi vermiş ve hâlâ vermeye devam eden bir toplumun hakkı söz konusudur.
Son Söz: Değerlerimize Sahip Çıkmak, Geleceğe Sahip Çıkmaktır
Kırcaali Medresesi yalnızca bir bina değildir; Bulgaristan Türklerinin varlık mücadelesinin sembolüdür. Mesele tapu değil; hafıza meselesidir.
Mesele mülkiyet değil; kimlik meselesidir.
Bu nedenle çağrı nettir: Türk-İslam vakıf eserleri iade edilmeli; medreseler, camiler, külliyeler hak ettikleri kimliğe kavuşturulmalıdır. Mazlum bir halkın tarihini ertelemek artık son bulmalıdır.
Kırcaali Medresesi bu mücadelenin ilk adımıdır. Türk değerlerine sahip çıkmak ise en büyük sorumluluğumuzdur.
Değerlerimize sahip çıkarsak, tarih de bize sahip çıkar.
Bir Tabelanın Bile Yazılamadığı Çeşme…
Soykırım Hâlâ Sessizce Devam Ediyorsa, O Şehirde Yaşamak Bir Utançtır!
Burası Kırcaali…
Bir zamanlar Türklerin kalbi, Balkanlar’daki kimlik nöbetimizin son kalesi…
Ama şimdi geriye ne kaldı? Bir ad mı? Bir tabela mı?
Yoksa içi boşaltılmış bir anı, susturulmuş bir tarih mi?
Ayşe Molla Çeşmesi…
Unutulmuş değil — UNUTURLULMUŞ!
Bu bir ihmal değil, bir tercih! Ve o tercih, Türk kimliğinin kazınarak silinmesi yönündedir! Oysa bu çeşmenin bir hikâyesi vardı. O çeşmeden akan su, üç aslanın ağzından gelmiyordu aslında… Milletin duasından, vakıf kültüründen, bir kadının hayırla anılma arzusundan geliyordu.
O su:
– Hem şerefti,
– Hem vakardı,
– Hem hatıraydı…
Bu halk, demokrasi geldiğinde ilk olarak ne istedi biliyor musunuz?
Bir okul değil…
Bir seçim değil…
Bir hayrat!
Bir vakıf geleneğinin dirilmesini!
Ve halk yaptı da…
Cebinden verdi, imeceyle ördü, taş ustasını buldu, kurulu kurdu,
Ve Ayşe Molla Çeşmesi’ni yeniden inşa etti.
Ama ne garip! Çeşme yapıldı…
Ama adına bir tabela bile asılamadı!
Evet, adını yazamadılar!
Siz buna “ihmal” mı diyorsunuz?
Hayır! Biz buna sinsice devam eden kültürel soykırım diyoruz!
Çünkü adı olmayan bir çeşme, kimliği silinmiş bir millet gibidir!
Ve en can yakıcı olanı mı?
Kırcaali gibi bir şehirde, üzerinde yazı olan tek tabela ne biliyor musunuz?
“BU SU İÇİLMEZ.”
Evet!
Sadece bu yazıya cesaret edebilmişler!
“Su içilmez” demeye yürekleri var,
Ama “Ayşe Molla Çeşmesi” demeye dilleri varmıyor!
Kim susturuyor sizi ey başkanlar?
Neden bir tabela asamadınız?
Kimin gözünden çekindiniz?
35 yıldır gelen gideni aratıyor.
Ne yazık ki bu halkın yöneticileri, kendi ecdadına ad bile çok görüyor!
Bir kadın ismini,
Bir hayır sahibini,
Bir vakıf ruhunu
taşa kazımak yerine, toprağa gömmeyi tercih ediyor!
Bu yalnızca bir tabela meselesi değildir!
Bu, Türk kimliğine karşı sistematik bir unutturma operasyonudur!
Ecdadımızın adını kazıyanlar,
Bugün onun torunlarının hafızasını silmeye çalışıyor!
Ve unutmayın:
Bir millet, kadınlarını unuttuğunda vicdanını yitirir!
Bir halk, çeşmesine adını yazamadığında, geleceğini kaybeder!
Kırcaali Kuruyor!
Hem suyu, Hem vicdanı, Hem kimliği çekiliyor bu toprakların! Çünkü artık bu şehirde; Tabelası olmayan hayratlar, Duaları unutulmuş vakıflar, Ve kendini unutan bir halk yaşıyor!
Bu yazı bir çağrıdır:
🔴 Ayşe Molla’nın adını geri yazın!
🔴 Sadece bir tabela değil, o bir kimliğin onurudur!
🔴 Bu millet, ismini kazıyamadığı taşların utancını daha fazla taşıyamaz!
Bu sadece bir hayrat değildir! Bu Türk’ün taşlara kazıdığı direniştir!
Bugün Ayşe Molla’nın adı yazılmıyorsa, Yarın bu milletin adı da silinir!
O yüzden bu yazı: Bir kadın hayrının değil,
Bir milletin vicdanının, namusunun ve hafızasının uyanışıdır!

Kazakistan’da Referandum İçin Tüm Sandıklar Hazır
İsrail Ordusu: İran’ın Nükleer Programıyla Bağlantılı Tesise Saldırı Düzenlendi
Bulgaristan ile ABD Uzmanları Vize Muafiyeti Sürecindeki İlerlemeyi Görüştü
Uygunluk Belgelendirme Sürecinde Görev Alacak Uzmanlar Kamu Seçimiyle Belirlendi
İran’ın Kıbrıs ve Türkiye’ye Yönelik Saldırıları Güvenlik Endişelerini Artırdı
Bulgaristan ve Yunanistan İş Birliğini Derinleştiriyor
12 Mart: İstiklal Marşı’nın Kabulü
Bultürk Derneği İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde “Rumeli’ye Geçiş” Konferansı ve “Kırcaali Efsanesi” Belgesel Gösterimi Düzenlendi
Şehit Selçuk Gürdal Anadolu Lisesi Öğrencilerinden Derneğimize Ziyaret