Derya A. Yildirim

Kasım gelirken insanın içine eski bir kapı açılır. O kapının ardında çocukluğumuzun sokakları, annemizin sesi, babamızın nasırlı elleri vardır. Bir sobanın başında ısınan akşamlar, yağmurun cama vurduğu geceler, bir daha aynı sofrada buluşamayacağımız insanların yüzleri…

Sararan bir yaprak bazen yıllardır unuttuğumuzu sandığımız bir günü getirir önümüze. Sokaktan geçen bir rüzgâr, çok uzaklarda bıraktığımız evin bahçesine götürür bizi. İnsan, yaş aldıkça anlar: Bazı mevsimler önce havada, sonra kalpte başlar.
Kasım da böyledir. Serinliği yüzümüze dokunurken hatıraları içimizde dolaşır.

Fakat bu ayın bize söyleyecekleri geçmişle sınırlı değildir. Dökülen yaprakların arasında geleceğe hazırlanmanın, toprağa eğilmenin ve yeniden başlamanın çağrısı da vardır.

Hatırlamak, Hayatın Kıymetini Yeniden Anlamaktır
Hepimizin içinde bir sonbahar albümü bulunur. Kimi sayfasında bir köy yolu, kimisinde okul dönüşü yürüdüğümüz kaldırım, kimisinde gurbete uğurlandığımız sabah…

Özellikle doğduğu topraklardan ayrılmış insanlar için mevsimler iki yerde yaşanır. Yağmur bulunduğunuz şehre yağar; kokusu çocukluğunuzun köyünden gelir. Yapraklar önünüzdeki ağacın dalından düşer; siz uzaktaki evinizin avlusunu hatırlarsınız.

Rodoplar’ın sisini, Deliorman’ın serinliğini, bir köy çeşmesinin başındaki sohbeti zihninde taşıyanlar bilir bunu. Bazen insanın memleketi, cebinde sakladığı küçücük bir hatıraya sığar.

Hatırlamak canımızı acıtabilir. Yine de o acının içinde bize yol gösteren bir taraf vardır: Kaybettiklerimizi düşünürken yanımızdakilerin kıymetini daha iyi anlarız.

Annemizin sesini özlüyorsak bugün sesini duyabileceğimiz bir büyüğümüzü arayabiliriz. Eski dostlukları anıyorsak hayatta olan bir dostumuzun kapısını çalabiliriz. Çünkü yarın özleyeceğimiz insanların bir kısmı bugün hâlâ bizimle.

Hüznün İçinde Kendimizi Duyabilmek
Günler kısalınca insan biraz içine çekilir. Yazın kalabalığında ertelenen sorular, kasım akşamlarında yeniden gelir:

Neye yetişmeye çalışıyorum? Kimi ihmal ettim? Verdiğim hangi sözü unuttum? Hayatımda neyin değişmesini istiyorum?

Bu soruların karşısında hemen cevap bulmak zorunda değiliz. Bazen önce durmak, dinlemek ve yorulduğumuzu kabul etmek gerekir.

Hep güçlü görünmeye çalışırken içimizde birikenleri fark etmeyebiliriz. Bir vedanın ardından yeterince yas tutmamış, bir kırgınlığı konuşmadan kapatmış, kendimize ayıracağımız zamanı sürekli ertelemiş olabiliriz.

Kasımın sakinliği bunlarla yüzleşmek için bir fırsattır. Yağmuru seyrederken içimizden geçenleri duymak, kısa bir yürüyüşte düşüncelerimizi toparlamak, bir yakınımızla açıkça konuşmak… Küçük görünen bu anlar, insanın hayatında yeni bir yönün başlangıcı olabilir.

Dökülen Yaprağın Öğrettiği

Bir ağacın altında durup düşen yaprakları izlemek, zamanın geçişini görünür kılar. Daha dün gölge veren yaprak bugün ayaklarımızın altındadır.

Bizim hayatımızda da böyle değişimler yaşanır. Bazı alışkanlıklar eski anlamını kaybeder. Bazı hedefler yeniden düşünülmeyi bekler. Yıllarca haklı olduğumuza inandığımız bir konuda başka bir ihtimali görmeye başlarız.
Olgunlaşmak, bu değişimi fark edebilmektir.

Her kırgınlığı yıllarca taşımak zorunda değiliz. Her tartışmayı kazanmak, her söze cevap vermek, her geçmiş hesabı yeniden açmak da zorunda değiliz. Bazen insanın önünü açan şey, elinde sıkıca tuttuğu bir yükü yere bırakmasıdır.

Düşen yaprak toprağa karışırken ağaç yaşamaya devam eder. Biz de yaşadıklarımızı inkâr etmeden, onların bütün geleceğimizi belirlemesine izin vermeden yürümeyi öğrenebiliriz.

Kasımda Toprağa Eğilmek
Kasımın en güzel taraflarından biri, fidan dikme düşüncesini yeniden hatırlatmasıdır. Dikim zamanı bulunduğumuz yerin iklimine, toprağın durumuna ve fidanın türüne göre değişse de sonbahar, birçok yerde yeni ağaçlar için hazırlık zamanıdır.

Bir fidanın başında insanın zamanla ilişkisi değişir. Çünkü o küçük gövdeye bakarken bugünün ötesini düşünürüz. Büyümesini, dallanmasını, bir gün gölge vermesini hayal ederiz.

Belki meyvesini çocuklarımız yiyecek. Belki altında bizi hiç tanımayan biri dinlenecek. Belki bir kuş, bizim diktiğimiz ağacın dalına yuva yapacak.
Böyle düşündüğümüzde emek, ömrümüzün sınırlarını aşar.

Bahçeye dikilen bir meyve ağacı, okulun avlusunda büyütülen bir fidan, apartmanın önünde bakımı üstlenilen küçük bir yeşil alan… Her biri yaşadığımız yere gösterdiğimiz özenin işaretidir.

Üstelik asıl sorumluluk dikimden sonra başlar. Fidanın suyu, korunması ve bakımı gerekir. İlk günkü heyecanı sonraki aylarda da sürdürebildiğimizde o niyet kök salar.
Bereket, Bakımını Üstlendiğimiz Yerde Büyür

Yeni bir ay başlarken birbirimize sağlık, huzur, mutluluk ve bereket diliyoruz. Bu dileklerin sıcaklığı güzeldir. Onları günlük hayatımızdaki davranışlarla beslediğimizde daha da anlam kazanırlar.

Bir sofranın bereketi paylaşmakla artar. Bir evin huzuru, içindeki insanların birbirini dinlemesiyle güçlenir. Bir çevre, orada yaşayanların gösterdiği özenle güzelleşir.

Verimlilik de hayatımızdaki bu emekle ilgilidir. Zamanımızı neye ayırdığımızı, imkânlarımızı nasıl kullandığımızı, başladığımız işleri ne kadar takip ettiğimizi düşünmek gerekir.

Her gün saatlerce şikâyet ettiğimiz bir mesele için küçük bir adım atabilir miyiz? Kullanmadığımız eşyaları ihtiyacı olanlara ulaştırabilir miyiz? Bir çocuğun eğitimine destek olabilir, bir gence bildiğimiz bir işi öğretebilir miyiz?

İnsan bazen büyük bir fırsat beklerken elinin altındaki imkânı görmez. Oysa çevremizi değiştirecek ilk iş, çoğu zaman bugün yapabileceğimiz kadar yakındır.

Çocuklara Bırakacağımız Bahçe
Bir çocuğa fidan diktirmek, ona sabrı yaşayarak öğretmektir.

Çocuk toprağı kazar, kökü örter, suyunu verir. Ertesi gün gelip baktığında ağacın birden büyümediğini görür. Beklemeyi, ilgilenmeyi, tekrar gelmeyi öğrenir. Zamanla yeni bir yaprak çıktığında kendi emeğinin karşılığını fark eder.

Bu deneyimin içinde hayatın pek çok dersi vardır: Sorumluluk, dikkat, süreklilik ve başkasının geleceğini düşünmek.

Çocuklarımıza güzel bir çevre bırakmak istiyorsak onları o çevrenin bakımına da katmalıyız. Birlikte ağaç dikmeli, suyu dikkatli kullanmalı, bir bahçeyi temizlemeli, canlılara özen göstermeliyiz.

Bizim sözlerimiz kadar yaptıklarımızı da hatırlayacaklar. Belki yıllar sonra bir kasım sabahı, büyümüş bir ağacın önünde durup “Bunu babamla dikmiştik” diyecekler.
Bir insanın hatırasının yaşayan bir ağaca dönüşmesi ne büyük güzelliktir.

Yeni Başlangıcın Sessiz Gücü
Yeni başlangıçların her zaman büyük kararlarla gelmesini bekliyoruz. Oysa kimi zaman bir telefon konuşmasıyla başlar değişim. Kimi zaman bir özürle, yarım kalmış bir işi tamamlamakla, sabah biraz erken kalkıp yürümekle…

Kasım için kendimize küçük ama gerçek bir söz verebiliriz.
Uzun zamandır aramadığımız birini aramak. Bir büyüğümüzü ziyaret etmek. Bir fidanın bakımını üstlenmek. Bir çocuğa kitap almak. Evimizde, sokağımızda, işimizde ihmal ettiğimiz bir köşeyi düzeltmek.

Bunların her biri, hayatın akışına bilinçli biçimde katılmaktır. Beklediğimiz güzelliğe kendi emeğimizden bir şey eklemektir.
Çünkü umut, insanın ellerinde de yaşar.

Hoş geldin kasım…
Bize geçmişimizi hatırlatırken bugün yanımızda olanlara daha dikkatle bakmayı öğret. Soğuyan havayla birlikte kapısını çalacağımız insanları, hâlini soracağımız dostları hatırlat.

Bu ay bir yaprağın düşüşünü de görelim, küçük bir fidanın tutunma çabasını da. Hatıralarımıza yer açarken geleceğimiz için yapabileceğimiz bir işi ertelemeyelim.

Bir çocuğun elinden tutup toprağa eğilelim. Fidanın kökünü birlikte örtelim. Suyunu verelim. Sonra yeniden gelmek üzere oradan ayrılalım.

Belki yıllar sonra o ağaç büyüdüğünde, bugün içimizden geçen hüznü hatırlamayacağız. Ama dallarının altında oturanları görünce bu kasımda verdiğimiz kararın değerini anlayacağız.

Hoş geldin kasım. Bu ay hatırladıklarımıza bir de büyüteceğimiz güzellikleri ekleyelim.

Yazar